Mustafa Kemal ile İttihat Terakki fikriyatı arasındaki fark!

Mustafa Kemal ve İttihat Terakki farklarından biri

27 Eylül 1907?de ?Vatan ve Hürriyet? ile ?İttihat Terakki? cemiyetleri birleşmişti. Mustafa Kemal bir şeyden kaygılıydı. Meşrutiyet rejimi kurulduktan sonra ne yapılacaktı? Ona göre gizli cemiyet bir siyasi parti haline gelmeli ve iktidarı ele almalıydı. Şimdiden hazırlıklı ve programlı olmalıydı. Olmazsa ona göre ikinci meşrutiyet de, Mustafa Kemal?e göre, birinci gibi iflas edecekti.

Okumaya devam et “Mustafa Kemal ile İttihat Terakki fikriyatı arasındaki fark!”

Muhteşem Saçmalama!

Bekir Coşkun’a atfen bir yazı gördüm. Bu yazının Bekir Coşkun’a ait olup olmadığını bilmiyorum, çünkü gazetesini alıp okumam. İlk Kurşun Gazetesi isimli yayın sitesi, Bekir Coşkun ve türevi kişilerin yazılarını yayınlıyor. Bugün de, Bekir Coşkun imzalı bir yazı dikkatimi çekti. Yazının Başlığı, Muhteşem Memleket! Bu yazıda, Bekir Coşkun, güya bizlere tarih dersi veriyor! Veriyor vermesine de, zihniyet çok vahim…

Öncelikle (http://www.ilk-kursun.com/2011/01/muhtesem-memleket) adresine girip yazıyı okuyun, sonra buraya dönerek devam edin…

Yazıda, Osmanlının çirkefliğine atıfta bulunuluyor ve harem hayatı üzerinden Osmanlı’ya verip veriştiriliyor. Sayın yazar, hiç “dizi izlemezmiş, ama bu diziyi izliyormuş!” Bunun nedeni de olsa olsa Akparti’liler tepki gösterdi diyedir. Ben diziyi izlemedim, izleyemedim. Bu yüzden diziyi eleştiremem. Ancak, diziyi beğenenlerle beğenmeyenlere baktığımız zaman, eleştirilerin ideolojik gittiğinin farkındayım. Her iki taraf da, tarihi gerçeklikten dem vuruyorsa da, kimse gerçekler üzerinden bilimsel tartışma yürütmüyor. Bir grup tamamen nefret ederken diğer grup sevinçten tavana vuruyor. Ancak, bu yazısını ele aldığımız yazar, muhteşem saçmalıyor.

Yazıda, Osmanlı Ekonomisi, “istila ekonomisi” olarak tanımlanıyor. Hiç kusura bakmasınlar, Osmanlı Ekonomisi bal gibi de, “sosyalist” bir ekonomi idi. Sosyalist olan Bekir Bey, sırf Osmanlı’yı kötülemek için bu noktayı saptırıyor. Osmanlı Ekonomisi, istila ekonomisi ise, o halde Sosyalizm de istila ekonomisidir. Kimse kusura bakmasın ya da baksın, umrumda değil!

Bekir Bey, tarihi gerçeklerden bahsediyor. Osmanlının hangi dönemi tam olarak incelenebilmiş ki, harem hayatı ile ilgili gerçeklerden bahsediliyor. Bekir Bey’in bu konu ile ilgili bilmediğimiz bir çalışması varsa, koysun ortaya… Kulaktan dolma bilgilerle, tarihi gerçeklerden bahis koymasın ortaya!

Bekir Coşkun, yazısında Osmanlı’yı eleştirmekten ziyade, Osmanlı’ya hakaret ediyor. Yalnız, o kör zihniyetinin algılayamadığı bazı noktalar mevcut… Sıralayalım. Bir; o beğenmediği, hakaret ettiği Osmanlı, günümüzde dünyanın 1 numarası olan Amerika’dan, bir önceki 1 numaralı devlettir ve Türk devletidir. İki; Bekir Bey’in, hiç anlamadığı halde hayran olduğu Mustafa Kemal, bir Osmanlı Paşa’sıdır ve bunu da Mustafa Kemal ifade etmiştir. Üç; Mustafa Kemal, bizim ne kadar Ata’mız ise, Osmanlı’lar da o kadar Ata’mız’dır. Dört; Atatürk’ü sevmeyenlerle, Osmanlı’yı sevmeyenler, “aynı kir-pis-iğrenç-berbat zihniyetin çocuklarıdır.” Çünkü, sevapları ve günahlarıyla, hem Osmanlılar hem Atatürk hem Türkiye Cumhuriyeti kurucuları, bizim Ata’larımızdır; İngiliz, Alman, Fransız ya da Japonlar’ın Ata’ları değildir! Herkesin bunu kendi aklına sokması gerekir. Beş; Atatürk’ü sevip Osmanlı’ya küfretmekle milliyetçi, vatansever olunmaz. (Aynen, Osmanlı’yı sevip de, Atatürk’e dil uzatmakla, Osmanlı’cı olunamayacağı gibi)

İşte, tüm bunları gözardı eden, kendince muhteşem saçmalıklar komedisi oynayan Bekir Bey’in, Tarih Dersi vermeye çalışması, çok iğrenç bir durum… Atatürk bu ülkeyi, Türk Gençleri’ne emanet etti, Bekir Coşkun’a değil! Kendi kendine görev edinmeye kalkmasın…

Daha Türk milletinin bir bütün olduğunu, Türk tarihinin bir bütün olduğunu, Türkiye’nin bir bütün olduğunu ya da olması gerektiğini kavrayamayan, bölücü zihinli Bekir Coşkun, tarih kavramının bir bütünlük içerdiğini anlayamaz ve böyle saçmalar… Osmanlı’yı atarak Türk milliyetçisi olunamaz, Osmanlı Devleti, Türk tarihinin en şanlı-saltanatlı dönemlerinden birini teşekkül ettirmiştir. Osmanlı’nın çağdaş devletlerindeki uygulamaları görmezden gelerek, bugünün koşullarıyla yargıda bulunmak, cahilliklerin en ahlaksızlıklarından biridir. Bu ise zaten Bekir Coşkun’da fazlasıyla mevcut… Tarih’in T’sinden anlamayan birinin, Muhteşem Yüzyıl dizisini, sırf Bülent Arınç’a gıcıklık olsun diye övmesi ve Türk insanına Tarihçilik dersi vermeye kalkması, ancak ve ancak, Bekir Coşkun gibi iğrenç bir reklam objesine yakışır. Atatürk’e küfredenler kadar, Osmanlı’ya küfredenler de, beşik ulemalığı sisteminin temsilcileridirler. Daha doğduğu andan itibaren, Türkiye’nin köşe yazarlığına terfi ettirilmiş bu insanlar, aydın diye geziniyorlar. Sonuç ortada! Sen bu toprakları beğenmiyorsan, beslendiğin yerlere gidebilirsin sayın bekir! Ben Atalar’ımdan memnunum; hem Hunlar’dan, hem Selçuklulardan, hem Osmanlılar’dan, hem Atatürk’ten… Ancak, senin gibi milliyetçi geçinip de Atalarım’ı birbirine düşman eden, Atalarım’dan biri olan Osmanlı’ya küfreden birinden hiç memnun olmam, kimse olmaz. Bir gün olur, Damat Ferit’ler gibi yad edilirsin… Zihniyetini de al, git!

Bize sunulan, Echel Enteller!

Yine bir yerlere verip veriştirmek istiyorum, o sebeple yazıyorum bu yazıyı da! “Türkiye’de” diye başlamak isterdim ama, sadece Türkiye’de değil tüm dünyada bu iş böyledir: bazı insanlara, ettiğinden edeceğinden fazla değer biçilir. Sadece ideolojik, ekonomik, istiyor-olojik, o adamın nam’ı’ndan faydalanıyor-olojik nedenlerden ötürüdür, bu uğraşlar. Şimdi söyleyeceğim bazı isimler, çok eleştirilen pop’çularımız kadar bile değer sahibi değillerdir, aslında… Bana katılmayabilirsiniz, bu yazımı hiç beğenmeye de bilirsiniz. Hep söylendiği gibi, meyve veren ağaç taşlanır da diyebilirsiniz. Kendini medyatik yapmak için bu güzelim saygıdeğer, kaliteli insanlara saldırıyorsun da diyebilirsiniz. Özgürsünüz… Ama ne yapayım, böyle düşünüyorum, eldeki veriler şimdi söyleyeceğim sonuçlara götürüyor.

Okumaya devam et “Bize sunulan, Echel Enteller!”

>İşsizlik ile Girişimcilik arasındaki ilişki; Girişimcilik Seçimi

>

Bugün sabah haberlerini izlerken, ismine dikkat etmediğim bir gazetede, Türkiye’de girişimcilerin %80’i, iş bulamadığı için kendi şirketini kurdu yazıyordu. Haberin içeriği de buna uygun devam edip gidiyordu. Bu başlık benim yıllardır savunduğum anlayışa çok uygun düşüyor. Eğer bir yerde imkanlar kısıtlıysa, yaratıcılık ortaya çıkar. Bir ülkede bilim gelişiyorsa, daha önceki dönemde, bilimdışılığın sıkıntısı çekilmiştir de o yüzden bilim gelişmeye başlar.

Medeniyet denilen düzenin de, toplum toplum gezmesi bu nedenden ötürüdür. Medeniyet, hiç bir toplumda insanlığın başından sonuna kadar devamlı surette kalmaz. Medeniyet el değiştiren bir olgudur. Medeniyetsizliğin acısını çeken toplumlar, daha çok çalışıp çabalayarak, bir önceki medeniyetten daha üstün bir düzen kurarlar. Ancak, bazı toplumlar vardır ki, bir kısmında medeniyetle hep bir bağ korunurken, bir kısmında hiç bir zaman medeniyet görülmez. Örneğin, Türk toplumu, her çağda, medeni toplumlarla azami ölçüde ilişki içinde kalmışlardır. Geride olsalar da, medeniyetsiz denilemez. Örneğin, Afrika’nın kabile toplumlarında ise, tarihi devirlerden bu yana her hangi bir medeni devinim görülmemiştir. Belki vardır, ama günümüz bilgileriyle buna ulaşılmış değil!

En baştaki ve başlıktaki konuya dönersek, Türkiye’de de girişimci ruhun yükselmesi böyle bir sürecin sonucudur. Doğu toplumu olarak bizler, biraz acı çekmeyi gurur sayarız. Acılı dönemlerin arkasından da bir yaparsak temiz yaparız. Türkiye’de ekonomik gelişim olduğunu, herkes görüyor. İdeolojik ağızlar bunu söyleyemese de, fikirler bunu yalanlayamaz. Bu iktisadi gelişimin altında yatan akım ise, solcuların iddia ettiği gibi kapital bir yaklaşım değil, halkçılık ile yoğurulmuş bir liberalizm’dir. 80’li yıllarda Özal’ın bazı girişimleriyle başlayan Ekonomik değişimde, Türkiye’nin açmazları açıldı. Türkiye’de günümüz şartları, Uzan Grubu, Çukurova Grubu ve Doğan Grubu gibi grupların sivrilmesiyle sağlandı. Bu gruplar, bazı taraflarca kullanılmadı da değil. Ama hiç biri Doğan Grubu kadar kendini kaybetmedi.

Türkiye’de sağcılar bir kümede solcular bir kümede yer alırken, akımın kendi özelliğinden olsa gerek liberaller bir küme oluşturamadılar. Zaten oluştursalar, liberal olmazlardı, o ayrı… Akpartili yöneticilerin, ekonomi dışında liberal olduklarını söylemek zor, hatta ekonomik yaşayış olarak liberal oldukları da şüpheli. Ancak, yaptıkları çalışmalara, liberal ekonomi kılıfı çok güzel uyuyor ve çok da başarılı oluyor. Önemli olan zaten, her ülkenin ve toplumun kendine uygun bir model bulabilmesi. Ayrıca bu modellerin her sahada aynı ideolojiyle sürdürülmesi de gerekmez. Mesela, bilimde marksist, toplum yaşamında komünist, ekonomi de liberal olunabilir. Bence bunlar çok da güzel barıştırılabilir. Şimdi çıkıp birileri böyle bir uzlaşma olmaz diyebilirler. Çünkü, felsefeci olup da filozof olamayan beyinler çok bu devirde. Zamanın da felsefe-din çıkmazını Grek filozofları uzlaştırmıştı ve bunları da çığır açtılar diye alkışlıyoruz. Sonra sanırım Farabi idi, din ile bilimi uzlaştırmak istemişti diyoruz. Sonuçta, günümüzdeki Quantum teorisi denilen şey zaten bilim ile din’in uzlaştırısından başka bir şey değildir. Yani, önemli olan topluma uygun hareket içinde bulunmaktır. Bir topluma uyan diğerine uymayabilir, bunu yapacak olan siyasilerdir. Fakat, tek nokta insanların özgür olmasıdır. Sen illaki şunu şöyle yapacaksın diye üstten ya da alttan baskı yapılmamasıdır.

Bazı işler kapital, bazıları sosyal, bazıları liberal tarzda yürür. Her işi her sektörü her insanı aynı ideolojiyle başarıya ulaştıramazsınız. Bu nedenle, öz olan, insanların girişimci ruhla hareket etmesini sağlamaktır. Herşeyi devletten bekleyen zihniyetle, her şeyi kuralsız oynayan zihniyet, aynı noktada birleşir; fakirlik… Bu nedenle, insanları oturan ya da ne varsa kırıp geçiren uçlardan alıkoyup, çalışan bireylere döndürecek akıllara ihtiyaç var. Artık ideoloji üstü, reel düşünceli, masa başı iş isteyen yerine, masa üreten şirket sahibi olacak bireylerin çıkması lazımdır. Bunun için de, biz adam olmayız diyerek ikide bir işsizliğini başkalarının sırtına yükleyen insanlar değil, ben imkansızlıklardan çare yaratırım diyecek, şahsiyetler ortaya çıkarmamız lazım. Girişimci olmanın önündeki engel, maddiyat değildir hiç bir zaman, buna dikkat edin… Girişimciliğin önündeki engel, düşünmemektir, içinde bulunduğu durumdan ciddi ciddi sıkıntı duymamaktır. Herşey bir fikirle başlar, sıkıntılar imkanlarla çözülmezler, imkansızlıklardan çözüm üretecek zihinlerle çözülürler. Parayı da kullanacak zihin olmazsa, iş kuramazsın. İşsizlik, iş kurmak için önemli bir fırsat oluyor, bu yüzden… Çünkü, gerçek bir sıkıntı çeken beyin, çözüm üretecek kapasitede bir beyin demektir, onu kullanın… Baş tarafta değindiğim haberdeki veriler de bunun göstergesidir. İşsizliğin yanında, zihniyet değişimine ihtiyacınız var, hepsi bu!

Beyler, siz ne fikirde olduğunuza bir karar verseniz!

Bazı fikir grupları var, son günlerde Chp’de yaşanan olaylardan sonra oraya buraya saldıran… Chp’de yönetim krizi çıkmadan önce, Kılıçdaroğlu’cu idiler, sonra Önder Sav’cı oldular, şimdi de Önder Sav’a bindiriyorlar. Tabiki bu kişiler, sosyal-demokratlar. Hani, şu Sosyalist-Enternasyonal’den kovulma aşamasına gelen, sosyal-ist’ler. Hani, faşizme küfredip de, faşizan yaklaşımları parmak ısırtacak kadar ustalıklı olanlar. İşte bunlar böyle şahıslar…

Okumaya devam et “Beyler, siz ne fikirde olduğunuza bir karar verseniz!”