Türklerde Süper Güç Teşekkülü (Liderlik Analizi)

türkdevletarma

Tarihimize devlet teşekkülü niyetli analizle baktığımızda, bir çok kez benzerlik gösteren süreçlerin peşpeşe geldiğini görmekteyiz. Bir nevi tarih teşekkül ediyor, denilebilir.

Türk-İslam tarihinin ilk büyük imparatorluğu olan Selçukluların teşekkülü; bölük pörçük bir siyasal yapı, onlarca beylikler dönemi üzerine yükselen bir büyük Selçuklu İmparatorluğu’dur.

Büyük Selçukluların Anadoluya girişleri sürecinde ve Anadolu Selçuklularının birlik sağlayana kadar olan süreçte, birçok Selçuklu Beyliği ve sonrasında Anadolu’yu imar eden bir Anadolu Selçuklu Devleti…

Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra, yine bir beylikler dönemi ve sonrasında Dünyanın ikinci büyük teşkilatlı İmparatorluğu Devlet-i Ali Osmaniyye… Yani; Büyük Osmanlı Devleti…

Osmanlı Devleti kendi içinde bir kriz daha yaşadı, bir sigorta bir uyarı olacak olan ?Fetret Devri? görüldü. Türkiye’nin kaderinde de bu süreç yaşanıyor veya yaşanacak. Bu sürecin elbette kendine özgü, selef süreçlerinden ayrılan ayrıntıları olacaktır, lakin iskelet süreç aynı şekilde yaşanacak…

Osmanlı Devleti’nin dağılmasından sonra yine bir beylikler sürecine girildi. Ancak bu süreç, zamanın ruhuna binaen biraz hızlı aktı. Osmanlı’nın yıkılışının üzerinden daha bir asır geçmeden, normal olarak ortaya çıkmayan beylikler, normal şekline dönme sürecinde. Cetvelle dağıtılan yapay beylikler, oldukça kıvrımlı bir ayrışmaya doğru gidiyor. Bugün Mısır’da, Suriye’de, Libya’da, Irak’ta gerçekleşen sarsıntılar, yapay beyliklerin normal faylarından kırılmaları, şekillenmeleri, toplum bilim ilkelerinin işlemesidir.

Bu sıkıntılı yeniden oluşum sürecinin bir lidere ihtiyacı var. Teşkilat olarak örnek olacak bir güç… Tıpkı Büyük Selçuklu, Türkiye Selçuklu ve Osmanlı’nın yaptıklarını yapacak bir tarihi güç…

Sürecin birinci elden içinde olan kahvehane politikacılarının bunu anlaması mümkün değildir, elbet. Tarihin kırılma dönemlerini herkesin kavraması elbet mümkün değil. Ancak bu kırılma dönemlerini kavramış şahsiyetlerin, tarihi birer kahraman olacakları şüphesizdir.

Türkiye, tarihin tecrübesini iyi okuyan siyaset yürütmeli. Beylikler, kalıcı olan değildir. Kalıcı olan, insanların ?büyük kadim dava?ya olan inançlarıdır. Bunu yapacak olan, üstün yönetim kabiliyeti olan ulu çınarların verecekleri istikamettir. Türkiye, bu istikameti verecek olan siyasi Teşekküldür. Yani, bir sonraki imparatorluğu kuracak büyük beyliktir. Bu sorumluluk, maalesef kağıt üzerinden okunarak edinilmiyor; kavranarak elde ediliyor.

Bu durumu, orta doğuyu en iyi analiz edenler biliyorlar. Bu kişiler de, ?oryantalistler? oluyorlar. Türkiye’de bu durumu analiz eden bir tane akademisyen bulamazsınız, çünkü bu işleri anlamak ?akademisyen? üstü bir yetenek gerektirir. Orta doğuyu ve Türkleri analiz etme yeteneği ve çabasını bırakın, bu analizi yapan oryantalistleri okumayı bile beceremeyen tarihçi-siyasetçiler, akademisyen olarak medyada model ilan ediliyorlar.

Bernard Lewis’i ciddiyetle okumayı becerebilen ve kavrayabilenler, Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun analizini yapabilirler. Bu şahıs, sadece en iyilerden bir örnektir. Bu şahıs, Amerika’nın Akşemseddin’i rolündedir. Türkiye’de ise Akşemseddin’ler varolma mücadelesi içindeler. İşte Akşemseddin’ler, Türk Siyasası’nda, Tüsiad piyanistinden daha fazla pay aldığında, Türkiye hakettiği Medeniyeti kuracaktır.

Zorunlu olarak tek başına iktidar gerek!

Türkiye, zorlu süreçler geçirmiş bir devlet. Kabul edilmesi gerekir ki, başka bir ülke olsa, bu başımıza gelenlere dayanamazdı. Türkiyenin çok partili hayata geçmesinden bu yana (1946) bakıldığında, tek başına iktidar oluşumları Türkiyenin hayrına olmuşlardır. Tek başına iktidar olabilme yeteneği ve şartları ise, sağ siyaset de görülmüştür. Sol?un hükümet kurma süreçleri, ya azınlık hükümeti ya da bir sağ parti ile kurulan koalisyonlarla mümkün olabilmiştir. Sol?un tek başına iktidar olmasının pek olanağı yoktur. Buradan açık olarak şu ortaya çıkmaktadır; Türkiye?de başarıı bir gelişme için koalisyon olmamalıdır, koalisyonsuz iktidarlar içinse sağ siyaset gereklidir. Bunu tarih söylüyor.

Okumaya devam et “Zorunlu olarak tek başına iktidar gerek!”

Siyasetle ilgilenmek zor iştir, önce vicdan edinmek sonra düşünebilmek gerekir!

İnsanlar yetenekleri konusunda pratik uzmanlık sahalarını geliştirirlerken, eğitim sisteminin dayattığı süreçler sonunda da teorik uzmanlık sahalarını geliştirirler. Yani, eğitim süreci sonunda elde ettiği başarı mesleki kariyer, yetenek süreci sonunda elde ettiği başarı kişisel kariyer olur. Bu ikisi birleşirse ne âlâ, tadından yenmez. Benim ise adını koyamadığım çeşitli ilgi alanlarım, hobilerim var ama hala kariyer sahibi miyim, bilmiyorum. İlgi alanlarımın başında da siyaset-tarih geliyor. (Motorsiklet hobi’min yeri başka!)

Siyasetle ilgilenmek bir çok kişinin zihnini yoruyor. Bu da insanların uzun soluklu tartışmalara -benim tercihim, sohbet’tir- girmekten korkmaları sonucunu doğuruyor. Siyaset her insanın ilgilenebileceği birşey değil. Herhangi bir konunun bir noktasında takılıp kalıyorlar ve daha fazla araştırıp öğrenmek istemiyor, işlerine gelmiyor. Çevremde bir çok kişi siyasetle ilgili olduklarını söylüyorlar, ama dikkatli baktığın zaman hiç bir konu hakkında vasatı geçen bir takipleri yok. Başkalarının ağzıyla konuşuyorlar. Siyaset aslında toplumun %90’ının kafasını ağrıtıyor ve bir noktadan sonra kendi fikirlerini değil, fanatik taraftar oldukları siyasi liderlerin söylemlerini kendi düşünceleri gibi sunmaya başlıyorlar. Mesela çok basit bir güncel olay vereyim; daha iki gün önce bir turist aile ile küçük bir alışverişim oldu. Malum, referandum sürecinde herkes birbirini kendi yanına çekme gayretinde. Söz döndü dolaştı kadının şu sözüne geldi: “Kılıçdaroğlu tertemiz biri, Erdoğan hapse girmiş yatmış biri. Oyunuz hayır olsun.”

Bu aile sosyal-demokrat fikriyatta ve özgür zihinli olduğunu zanneden sol cenahın bir üyesi… Gündemi takip ettiğini de zannediyorlardır, büyük olasılıkla. Söylediği sözün o’na ait olmadığı da belli ya da çok kıt düşünceli biri! Peki, başbakan 4 ay niçin hapis yatmıştı bunu biliyor mu? Hayır. Ben söyleyeyim. Başbakan bir şiir yüzünden hapis yatmıştı. U2’nun solisti ile Başbakan arasında geçen bir konuşma vardı bu konuda. U2’nun solisti Bono soruyor, siz niçin hapis yatmıştınız? Başbakan cevap veriyor, bir şiir okumuştum, o nedenle! Bono, hayretle karışık kahkahayı basıyor. Bono, dünya görüşü olarak sol argümanlara sahip biri. Yani yazının kahramanı olan kadının ideolojisinden. Ancak, aynı cephede iki kişiden Bono (siyasetle çok ilgilidir), mantıklı düşünüp bu durumu trajik bulurken, echel zihin yapısıyla siyaset yapmaya çalışan kadın bu durumu vicdanında bile tartamıyor. Aslında biz solcuları, fikir özgürlüğünü savunanlar olarak bilirdik. Peki, bu kadının olaya yaklaşımı nasıl? Bağnaz, popülist ve gündemi takip etmeyen, başkasının zikrini fikir edinmiş, cahil ama akıllı görünmeye çalışan, akıl verme eğilimli ukala biri!

Maalesef, o an müsait olamadığım için kadına cevap veremedim. Zaten benim cevap vermem de, onu pek değiştirmezdi. Kendi iç dünyasında kandırılmış doğrularıyla yaşıyor. Gerçeklerden korkan bir kişilik geliştirmiş. Fazıl Say zihniyetine sahip biri! Gündemi ve siyaseti takip etmekle övündüğü aşikar olan bu kadının, hiç mi hiç bu olayları takip etmediği belli oluyor ve örneğin Bono’nun bu konudaki tepkisini söyleseydim de bunu es geçecekti. Bir şiir yüzünden hapis yatan Nazım’lar, Erdoğan’lar değildir asıl suçlu olan, asıl suçlu olanlar, onları fikirlerinden dolayı hapis yatıranlar ve bu kadın gibi hala zihinlerinde hapis edenlerdir. Asıl suç, zihniyetini geliştiremeyip köreltmektir. Nazım’ın Sekiz Yüz Elli Yedi şiirini okuyan biri onu “dinci”, Nazım Hikmet Vatan Haini şiirini okuyan biri onu “komünist” olarak kabullenir ve zihnine öyle kodlar. Asıl olması gereken ise, Nazım’ı, Nazım gibi kabul edebilmektir. Doğruları değil, çünkü doğrular kişisel duygulardır; gerçekleri ideal edinmemiz lazım! Doğru; yaftalamak demek iken, gerçek; olduğu gibi görmek demektir. Siyaset baş ağrıtır, kafası kaldıramayanlar uğraşmasın… Ya da en azından önce bir vicdan edinip bu sahaya öyle girsin!

Bir Devlet Terör Örgütleriyle Görüşebilir mi?

Devlet, genel ve öz tanımıyla; insanların birbirleriyle ilgili duydukları güvenlik kaygılarını ve temel yaşam gereksinimlerini karşılamak için yine insanların anlaşarak oluşturdukları soyut bir kavramdır. Bu soyut kavram, belirli kurum ve kurullar eliyle somutlaşır. Örneğin, güvenlik mekanizmaları ordu-polis kurumlarıyla somut araçlar haline gelir ve devlet kavramı işleyen bir hal alır.

Devletin vatandaşlarının güvenliğini tehdit eden çok çeşitli sebepler vardır ve bunlar zamanla artar, azalır, kaybolur. Çağımızın en önemli güvenlik sorununun kaynağı, bir devlet veya devletlerin, başka devlet veya devletlere karşı kullandığı terörist organlardır. Terörizm’in bir numaralı besin kaynağı başka bir devlettir. Hiç bir terörist grup, bir devlet desteği olmadan varlığına anlam veremez.

Okumaya devam et “Bir Devlet Terör Örgütleriyle Görüşebilir mi?”

TSK’nın, Türkiye’nin bekasında, kendini lider görmesinin, tarihi temeli!

Milletlerin kendilerine has özellikleri ve her toplumun, bireylerine miras bıraktığı nitelikler vardır. Türk toplumu için; adalet, samimiyet, cengaverlik, bağımsızlık idealleri öne çıkar ve devlet itaatinde de; güven, karizma, yetenek yatar.

19. ve 20.yy. Türkler açısından acılarla doludur ve Türkler; Kuzey Afrika, Arabistan çölleri, Kafkaslar ve Balkanlar’da kan kaybetmiştir.

Dünyanın ikinci büyük İmparatorluğunu kuran Türkler’in vatanı paylaşıma sunulmuştur. Türk milleti de, içinden bir lider çıkarmayı, bağımsızlığını elinde tutmayı, tüm imkansızlıklara rağmen başarmıştır. Bu başarı cephelerde olduğu kadar, hatta daha fazlası, toplum hayat ve bilincinde yapılmıştır.

İşte bu dönüşümün temelinde, güven yatar. Ancak bu güven, siyasetçi ile halk arasında değil; halk ile ordusu arasındadır. Türkiye’nin kuruluş döneminde; siyaset kurumu beceriksizliğe, bürokrasi ihanete düşmüştür. Osmanlılar, savaşların kaybedilme nedenini askeriyeye yüklemiş, bu konuda siyasi ve bürokratik teşkilatı sorgulamamıştır. Ordusunu da, devşirmeler olarak görmüş, devletin temeli olan Türk unsuru Sipahiler’i horlamıştır. Sipahiler’in beslenmesini sağlayan tımar toprakları; ağalar, vezirler tarafından vakfa çevrilmiş, devşirmeler gününü gün ederken, Türkmenler aç kalmıştır. (örnek; Celali isyanları).

Okumaya devam et “TSK’nın, Türkiye’nin bekasında, kendini lider görmesinin, tarihi temeli!”