Ucube; vatanseverlik, sanatseverlik, milliyetçilik!

Başbakan Erdoğan, Kars’taki İnsanlık Heykeli’ne ucube dedi. Bana sorarsanız, bence de “ucube”dir. Bunun siyasetle, sanatla bir alakası yok. Zaten oldum olası bu tür resim, heykel ve sanat adına yapılan şeyler hep nefretime gark olmuşlardır. Nedenine gelince?

Entel grupların iş bulma serüveninde, hiç bir işe yaramayan çocuklarını bir meslek sahibi yapmak için, sanata yönlendirme vardır. Bu çocuklar yeteneksizdirler ve sanatla da ilgileri yoktur aslında… Yalnız, kapital enteller bunun da yolunu bulurlar. Yeteneksiz kendi çocuklarının ucube yapıtlarını, soyut eserler olarak lanse ederler ve böylece hiç bir şeye benzemeyen bu yapıtlar, müzayedelerde büyük paralara satılırlar. Soyut sanat denilen şey o hale gelmiştir ki, okullarımızda zorla taklit ettirilir. Tanınmış bir entel’in çocuğu bir kaç fırça darbesi vurduğunda, o bir sanat eseri olurken, bir lise öğrencisi aynı çalışmayı yapsa, hiç kimsenin umrunda olmaz. Yani, soyut sanat, baba parası yiyen beceriksizlerin, kendilerini adam zannetmeleri için uydurulmuş bir düzenin afişleridir. O eserlerden de hiç kimse birşey anlamaz. Çünkü yapan kişinin, zihinsel aktiviteleri kısıtlıdır. Şimdi bana bu mahlûkatlar, şöyle bir ifadeyle başvurmasınlar. Bunlar derler ki, “bu fırça darbelerinde senin anlamadığın anlamlar yüklü ve burada kullanılan “renk bilmem neyisi” çok muhteşem!” Yahu bırakın bu yalanı… Hangi biriniz, belediye çalışanlarının parklara diktiği ağaçlardan daha fazlasını gördünüz. Hanginiz, çelik gibi soğuk bir havada, üşüyen kuşun üzerine vuran sabah güneşini gördünüz de, bana renkleri kullanmaktan bahsediyorsunuz… Bırakın bu işleri, eline baba parasıyla marka fırça-boya alanlar soyut ressam oluyorlar. Bana sürrealist çalışmalarından bahsediyorlar. Sen realist nedir biliyor musun ki, sürrealist çalışma yapacaksın…

Okumaya devam et “Ucube; vatanseverlik, sanatseverlik, milliyetçilik!”

Muhteşem Saçmalama!

Bekir Coşkun’a atfen bir yazı gördüm. Bu yazının Bekir Coşkun’a ait olup olmadığını bilmiyorum, çünkü gazetesini alıp okumam. İlk Kurşun Gazetesi isimli yayın sitesi, Bekir Coşkun ve türevi kişilerin yazılarını yayınlıyor. Bugün de, Bekir Coşkun imzalı bir yazı dikkatimi çekti. Yazının Başlığı, Muhteşem Memleket! Bu yazıda, Bekir Coşkun, güya bizlere tarih dersi veriyor! Veriyor vermesine de, zihniyet çok vahim…

Öncelikle (http://www.ilk-kursun.com/2011/01/muhtesem-memleket) adresine girip yazıyı okuyun, sonra buraya dönerek devam edin…

Yazıda, Osmanlının çirkefliğine atıfta bulunuluyor ve harem hayatı üzerinden Osmanlı’ya verip veriştiriliyor. Sayın yazar, hiç “dizi izlemezmiş, ama bu diziyi izliyormuş!” Bunun nedeni de olsa olsa Akparti’liler tepki gösterdi diyedir. Ben diziyi izlemedim, izleyemedim. Bu yüzden diziyi eleştiremem. Ancak, diziyi beğenenlerle beğenmeyenlere baktığımız zaman, eleştirilerin ideolojik gittiğinin farkındayım. Her iki taraf da, tarihi gerçeklikten dem vuruyorsa da, kimse gerçekler üzerinden bilimsel tartışma yürütmüyor. Bir grup tamamen nefret ederken diğer grup sevinçten tavana vuruyor. Ancak, bu yazısını ele aldığımız yazar, muhteşem saçmalıyor.

Yazıda, Osmanlı Ekonomisi, “istila ekonomisi” olarak tanımlanıyor. Hiç kusura bakmasınlar, Osmanlı Ekonomisi bal gibi de, “sosyalist” bir ekonomi idi. Sosyalist olan Bekir Bey, sırf Osmanlı’yı kötülemek için bu noktayı saptırıyor. Osmanlı Ekonomisi, istila ekonomisi ise, o halde Sosyalizm de istila ekonomisidir. Kimse kusura bakmasın ya da baksın, umrumda değil!

Bekir Bey, tarihi gerçeklerden bahsediyor. Osmanlının hangi dönemi tam olarak incelenebilmiş ki, harem hayatı ile ilgili gerçeklerden bahsediliyor. Bekir Bey’in bu konu ile ilgili bilmediğimiz bir çalışması varsa, koysun ortaya… Kulaktan dolma bilgilerle, tarihi gerçeklerden bahis koymasın ortaya!

Bekir Coşkun, yazısında Osmanlı’yı eleştirmekten ziyade, Osmanlı’ya hakaret ediyor. Yalnız, o kör zihniyetinin algılayamadığı bazı noktalar mevcut… Sıralayalım. Bir; o beğenmediği, hakaret ettiği Osmanlı, günümüzde dünyanın 1 numarası olan Amerika’dan, bir önceki 1 numaralı devlettir ve Türk devletidir. İki; Bekir Bey’in, hiç anlamadığı halde hayran olduğu Mustafa Kemal, bir Osmanlı Paşa’sıdır ve bunu da Mustafa Kemal ifade etmiştir. Üç; Mustafa Kemal, bizim ne kadar Ata’mız ise, Osmanlı’lar da o kadar Ata’mız’dır. Dört; Atatürk’ü sevmeyenlerle, Osmanlı’yı sevmeyenler, “aynı kir-pis-iğrenç-berbat zihniyetin çocuklarıdır.” Çünkü, sevapları ve günahlarıyla, hem Osmanlılar hem Atatürk hem Türkiye Cumhuriyeti kurucuları, bizim Ata’larımızdır; İngiliz, Alman, Fransız ya da Japonlar’ın Ata’ları değildir! Herkesin bunu kendi aklına sokması gerekir. Beş; Atatürk’ü sevip Osmanlı’ya küfretmekle milliyetçi, vatansever olunmaz. (Aynen, Osmanlı’yı sevip de, Atatürk’e dil uzatmakla, Osmanlı’cı olunamayacağı gibi)

İşte, tüm bunları gözardı eden, kendince muhteşem saçmalıklar komedisi oynayan Bekir Bey’in, Tarih Dersi vermeye çalışması, çok iğrenç bir durum… Atatürk bu ülkeyi, Türk Gençleri’ne emanet etti, Bekir Coşkun’a değil! Kendi kendine görev edinmeye kalkmasın…

Daha Türk milletinin bir bütün olduğunu, Türk tarihinin bir bütün olduğunu, Türkiye’nin bir bütün olduğunu ya da olması gerektiğini kavrayamayan, bölücü zihinli Bekir Coşkun, tarih kavramının bir bütünlük içerdiğini anlayamaz ve böyle saçmalar… Osmanlı’yı atarak Türk milliyetçisi olunamaz, Osmanlı Devleti, Türk tarihinin en şanlı-saltanatlı dönemlerinden birini teşekkül ettirmiştir. Osmanlı’nın çağdaş devletlerindeki uygulamaları görmezden gelerek, bugünün koşullarıyla yargıda bulunmak, cahilliklerin en ahlaksızlıklarından biridir. Bu ise zaten Bekir Coşkun’da fazlasıyla mevcut… Tarih’in T’sinden anlamayan birinin, Muhteşem Yüzyıl dizisini, sırf Bülent Arınç’a gıcıklık olsun diye övmesi ve Türk insanına Tarihçilik dersi vermeye kalkması, ancak ve ancak, Bekir Coşkun gibi iğrenç bir reklam objesine yakışır. Atatürk’e küfredenler kadar, Osmanlı’ya küfredenler de, beşik ulemalığı sisteminin temsilcileridirler. Daha doğduğu andan itibaren, Türkiye’nin köşe yazarlığına terfi ettirilmiş bu insanlar, aydın diye geziniyorlar. Sonuç ortada! Sen bu toprakları beğenmiyorsan, beslendiğin yerlere gidebilirsin sayın bekir! Ben Atalar’ımdan memnunum; hem Hunlar’dan, hem Selçuklulardan, hem Osmanlılar’dan, hem Atatürk’ten… Ancak, senin gibi milliyetçi geçinip de Atalarım’ı birbirine düşman eden, Atalarım’dan biri olan Osmanlı’ya küfreden birinden hiç memnun olmam, kimse olmaz. Bir gün olur, Damat Ferit’ler gibi yad edilirsin… Zihniyetini de al, git!

Eğitim aldıkça, cılklaşan insanlar!

Bir söz var, herkesin dilindeki; eğitim cehaleti alır, eşşeklik baki kalır diye. Aslında öğretim yerine eğitim deniliyor, ama eğitim, kavram olarak bu kadar ucuz değil!

Öğrenci olaylarını biliyorsunuz, tüm dünyada… Türkiye’de de kadrolu bir öğrenci grubu vardır her zaman. 68 ve 78 kalıntısı bir zihniyet. Sakın yanlış anlaşılmasın, ben bu sol argümanlara çok saygılıyımdır, pek çoğuna da hayranlığım var. Ancak, moruk’ladıktan sonra, hala siyasetle zoraki ilgilenmeye çalışan eski siyasi çatışma kuşaklarından bazı bireyleri gördükçe ve aynı beceriksiz, umarsız, saygısız, bilmediğini bilir görünen bilincin yeni genç çatışımcılarda da olduğunu görünce, vah bu ülkenin haline diyorum. Mustafa Kemal devrim yaparken, bu ülkenin maddi varlıklarına saldırıda bulunmuş muydu ya da birilerine birşeyler fırlatmış mıydı? Hani biz Mustafa Kemal’i örnek alacaktık. Yıllarca televizyonlarda, Muhafazakar insanlarımızın, Atatürk’ü anlamadığı, örnek almadığı konuşuldu, durdu. Peki, sol kesim bu olguyu gerçekleştirebilmiş miydi? Ne sağı ne solu, Atatürk’ün Cumhuriyet öngörü ve hediyesine uygun olarak, oturup konuşabilmiş miydi? Hayır, Atatürk hiç bir zaman anlaşılmadı, anlaşılmayacak. Atatürk’ün ekonomik görüşlerini, solcular yeterince ortaya koymadılar, çünkü kendi savunularına uymuyordu. Sağcılar da yeterince incelemediler, çünkü yeterince benimsemediler ve kendi kahramanlarını ortaya koydular. Mesela, muhafazakarlar Adnan Menderes’i, milliyetçiler Alparslan Türkeş’i çıkardılar. Solcular ise Atatürk sizin değildir, sadece bizimdir mantığıyla hareket edip bağnazlaştılar, Che’ye, Lenin’e, Marks’a gönül verdiler. Hiç kimse, Atatürk’ü, Atatürk gibi; tek, hür, bizden, her yaptığının kendine özgü olduğunu kabul etmedi ve kavrayamadı. İşte, okumuşundan okumamışına, aydınından karacahil’ine kadar Türkiye’deki herkesin siyasi yörüngesi budur. Bir noktada birleşip oturup konuşamıyoruz. Ne varsa karşıdakine fırlat, ondan sonra da züppe arkadaş çevrende hava’n olsun… Sanki bir iş becermiş gibi “ben yaptım, ben yaptım” diye övün dur. Atatürk’ün Türk; Öğün, Çalış, Güven! dediğini böyle mi anladınız? Yazıklar olsun…

Okumaya devam et “Eğitim aldıkça, cılklaşan insanlar!”

>Cumhuriyet nedir, kim atar, kim kapar, en son kimde kalır?

>

Bugün bir haber vardı, Cindoruk’un sözlerine atfen, şöyle diyordu Cindoruk: Cumhuriyeti kaptırdık. Ötekileşmek ve ötekileştirmek ne de kolay bir vaziyet oldu Türkiye de, hem de bu çağda. Demek ki, okullarda bizlere öğretilen, adeta ezberletilen “Türkler hoşgörülü insanlardır” ifadesi yanlışmış. Belki de doğrudur. Olabilir mi, herkes Cindoruk gibi öteki olarak görüyor mu, içinde bulunduğu cemiyetin efradını? Bunlara bir cevap arasak ya da arar gibi yapsak nasıl olur?

Öncelikle, haber kaynağını vereyim de, bi yerimden uydurduğum hissinden sizi kurtarayım, haberin içeriği şurada! Sonra okursunuz, biz izninizle şimdi devam edelim, ama konumuzun açılmasına dayanak teşkil edecek kısmı alıntı olarak belirteyim: Bu Cumhuriyeti geri almak zorundayız. Bu Cumhuriyeti kaptırdık, bu Cumhuriyet, bizim ortak kurduğumuz 1923’teki Cumhuriyet değil artık, diyor Cindoruk…

Cumhuriyeti kaptırdık ne demek! Atatürk bu cumhuriyeti sadece Cindoruk’lar için kurmadı. Bu devletin içinde hilafet yanlısı da var, cumhuriyetçisi de var, saltanatçısı da var. Atatürk bunları bilerek ve tüm bu insanlar için kurdu bu cumhuriyeti. Cindoruk’un kaptırdık dediği insanlar da bu cumhuriyetin çocukları, bu cumhuriyet için onların dedeleri de kan döktü. Cumhuriyeti kaptıranlar Türk de, Cumhuriyeti kapanlar gavur mu? Cumhuriyeti kim daha yükseğe çıkartırsa, varsın onlar kapsınlar. Cindoruk, bugüne kadar bu Cumhuriyet’e ne verdi?

Birazcık tarih bilgisi olan bir kişinin yapacağı bir ayıp değildir bu. Cumhuriyetten önce, Cindoruk’un eleştirdiği yönetim vardı. Asıl birisi bir şey kapmışsa, onlar Cumhuriyeti kuranlardır. Cumhuriyeti kuranlar da haklıdırlar. Çünkü köhnemiş sistemin ömrü tamamlanınca, doğal olarak Mustafa Kemal ve arkadaşlarından bir kısmı, Cumhuriyet rejimini kurdular. Ama Mustafa Kemal, kimseyi ötelemedi. Şimdiki Cumhuriyetçi Cindoruk gibi, Cumhuriyeti ben kurdum siz defolun demedi. Onları da kabul etti. Lakin, Cumhuriyeti, inkılapları ve Atatürk’ü hiç anlamamış olan Cindoruk gibi zamane politikacılar, Türk halkını ötekileştiriyorlar. Cindoruk, cumhuriyeti kaptırdığını düşünüyorsa, hiç korkmasın, kapanlar da bu ülkenin evlatları…

Cumhuriyet rejimi, halkın kendini yönetecek kişi ve kurumları ortaya çıkarma iradesi değil midir? Akparti iktidarını kuran da bu halktır. Dışarıdan 15 milyon sayıda birileri gelip oy kullanmadığına göre, bu hükümet, bu milletin, Cumhuriyetçilik ilkesine uygun olarak kurduğu bir siyasi oluşumdur. Yani, Cumhuriyet kavramı, bizzat bunu emreder. Oysa, Cindoruk Cumhuriyeti kaptırdığını söylüyor. Kapan kim? Cevap; Cumhuriyetin hak ve izin verdiği Türk halkı!

Cindoruk’un başında bulunduğu parti (DP), günümüzde Akparti’yi iktidara taşıyan seçmenin büyük bir kısmının, geçmişteki partisi değil midir? O halde, geçmişte Cindoruk’a oy verenler, bugün Cumhuriyet’i ele geçirenler olmuyor mu? Bu ne perhiz ne lahana turşusu? Şimdi Cindoruk, bu çelişkiler üzerine nasıl bir akıl yürütüp de, bu insanlardan oy isteyecek? Yüz bulabilecek mi? Yüz bulabilecek mi, derken; bunlar tabiki yüz bulacaklar. Yıllardır oy alamadıkları halde, hala bir tabela partisinin gölgesinde siyasette var olmaya çalışıyorlar. 80 küsür yaşından sonra parti başkanı olan Erbakan, bunu göstermiyor mu? Allah aşkına söyler misiniz, Erbakan o ihtiyar haliyle, hangi müzakereyi yönetebilir ve bir yabancı mevkidaşına karşılık Türkiye’nin hakkını savunabilir. Yapmayın yahu, geçti artık o dönemler…

Cindoruk, Cumhuriyeti savunurken, önce Cumhuriyet ne demektir onu öğrensin… Cumhuriyet yönetiminin asli unsuru olan Cumhur’un (halk), seçimine saygı göstersin… Akparti’yi eleştireyim derken, aslında Cumhuriyet karşıtlığı yapıyor, artık bunun farkına varsın. Cumhuriyet 1920’lerdeki Cumhuriyet olmayabilir, doğrudur, gelişmiştir. Ancak, Atatürk’ün Cumhuriyetçilik anlayışı, Cindoruk’un anlayışının tam karşıtıdır. Cumhuriyeti, Cindoruk kaybetmiş olabilir, doğrudur; aslında hiç bir zaman eline geçirememiştir. Çünkü, Cumhuriyet halkındır ve bu halk Cindoruk gibi cahillere karşı hep savunacaktır. Cindoruk’un Cumhuriyetten anladığı, koltuk’tur. Halk, Atatürk’ün armağan ettiği o koltuğu kimseye kaptırmaz, kaybetmez. Cumhuriyeti kaybedenler, Onu; halkın içinde arasınlar!