Dönüşemeyen dershaneler üzerinden dönüşen durumlar!

Gezi olayları masum başladı, hükümeti devirmeye dönüştü. Bu noktadan Hükümet kazançlı çıkmayı başardı. Sosyal başarısız projeden umduğunu bulamayanlar, daha organize ve derin bir arayışa girdiler. Her ne kadar sonbahar sıcak geçecek denilse de, bunu söyleyenler, “işverenlerince” beceriksiz bulundukları için, bu kez ihale verilmedi. Bu kez ihale, daha içerden, daha derinden ilerletiliyor.

Dershane tartışması da tıpkı gezi olayları gibi başlayıp, dönüşüyor. Dershane tartışması bugün itibariyle hükümete karşı operasyona dönüşmüş durumda. Gezi sonrası oluşan beceriksizlik elinde patlayan batılı ülkeler ve medyalar, bugün hiç topa girmiyorlar, işi tamamen içerideki bağlantılara havale etmiş görünüyorlar. Gezideki yanlış zanları neticesinde ders çıkarmışlar. Geziye olan Batı desteği, Halkın Erdoğan’a sarılmasına yol açınca, sistem revize edildi. İstanbul’un ele geçirildiğini haykıran Kırca, artık yok. İlginç!

Üst üste gelen bazı olaylara bakın ve dershane tartışmasının vardığı noktayı görün. Dershaneler direnirken, dershane haricinde çok şey dönüşmeye başladı ve bu çok vahim.

  1. Cemaat medyası dönüştü ve artık Ekrem Dumanlı, bir zamanların Ertuğrul Özkök’ünden başka biri değil. Bu durumun cemaate çıkaracağı fatura hesap edilmiş olmalı ki, zaman gazetesi ile başlatılan operasyon, şimdilik taraf gazetesi üzerine idame ediliyor.
  2. Pkk, amaçsızca ve can sıkıcı, saçma sapan eylemlere başladı. Askerler kaçırılıp, sokaklar kaşınıyor. Bu durumdan da cemaat ve eski medya hiç endişe duymuyor.
  3. Yargı, garip hareketler yapıyor, Mustafa Balbay artık serbest ve bu hukuken değil, daha farklı nedenlerle bu noktaya geldi. Bu cemaatimizin bir gövde gösterisi gibi algılanıyor.

Şu anda dershane geriliminin dönüştüğü 3 sorun bunlar. Hala önümüzde ortaya çıkacak başka nedenler de olmalı. Örneğin: gezi olaylarında ekonomik finansörler vardı. Bu süreçte de hükümete yönelik ekonomik bir hareket beklenmeli. Bunun da kamuoyuna yansıması yakındır.

Görüldüğü üzere, çıktığı noktadan tamamen başka yerlere gelmesiyle, hedefin Erdoğan olmasıyla, oynanan oyunlarla, olayların evrimi değişiyor, kimin haklı kimin işbirlikçi olduğuna dair senaryolar sorunu çözümlemeye yetmiyor.

Hiç ilginç gelmiyor mu, “muhterem ve muhteşem hoca efendi hazretleri”nin, tam da şu anda “kaset” göndermesi yaparak, ortalığa çekidüzen verme çabası. Yani, Fethullah Hoca Efendi Hazretleri, bunu söyleyerek, “başka kasetler olma olasılığı”na gönderme mi yapıyor ola ki, acaba? Bu dershane işi ne pis bir şeye dönüştü böyle? Bu iş, -eskiden cine5’teki gibi- şifreli kanalda porno izlemeye benziyor? Bazı gruplar, görüntü olarak düzeldikçe, içerik olarak günaha sokuyor!

Ulusalcılar, sonbaharı sıcak yapamadılar ama cemaatimiz kış’ı kaynatacak gibi! Kamuoyu olarak da bizlere, full hd izlemek kalıyor. Mükemmel görüntü, iğrenç içerik, sıcak saatler! Gülen’in engellediği kaseti çeken kim? Gülen, bundan sonraki kaseti engellemem ha, mı diyor yoksa taraftaki belgelerle düzeleceksen düzel, engellenen kasetlerle düzeltmesini bilirim mi diyor, birilerine?

Bizim gibi gariban kamuoyuna yansıyanlar ve yapabildiğimiz yorumlar bu kadar. Ancak, üst taraftaki fillerin tepişmesiyle ezilecek olanlar, bizleriz. Son 1 yıldır şehit haberlerinin gelmemesi, şimdi ise dershane tartışmalarının evrildiği tehlikeli durum, cemaatin yanlışa düştüğünü gösterir.

Halkı birbirine düşüren siyasi üsluplar

Şöyle bir bakıyorum da çevremdeki insanlara, baktıkça içim kararıyor! İş söze gelince ne kadar güzel gözüküyor her şey. Ne kadar bilgili görünüyor insanlar. Ne kadar da çok laf yapıyor ağızları değil mi? Ama bir de bu işin sözden daha önemli olan icraat kısmı var ki işte iş oraya geldiği zaman o çok laf yapan ağızdan kelime dahi çıkamıyor. Bu konuyu açalım biraz bakalım ne demek istiyorum?

Okumaya devam et “Halkı birbirine düşüren siyasi üsluplar”

Siyasetle ilgilenmek zor iştir, önce vicdan edinmek sonra düşünebilmek gerekir!

İnsanlar yetenekleri konusunda pratik uzmanlık sahalarını geliştirirlerken, eğitim sisteminin dayattığı süreçler sonunda da teorik uzmanlık sahalarını geliştirirler. Yani, eğitim süreci sonunda elde ettiği başarı mesleki kariyer, yetenek süreci sonunda elde ettiği başarı kişisel kariyer olur. Bu ikisi birleşirse ne âlâ, tadından yenmez. Benim ise adını koyamadığım çeşitli ilgi alanlarım, hobilerim var ama hala kariyer sahibi miyim, bilmiyorum. İlgi alanlarımın başında da siyaset-tarih geliyor. (Motorsiklet hobi’min yeri başka!)

Siyasetle ilgilenmek bir çok kişinin zihnini yoruyor. Bu da insanların uzun soluklu tartışmalara -benim tercihim, sohbet’tir- girmekten korkmaları sonucunu doğuruyor. Siyaset her insanın ilgilenebileceği birşey değil. Herhangi bir konunun bir noktasında takılıp kalıyorlar ve daha fazla araştırıp öğrenmek istemiyor, işlerine gelmiyor. Çevremde bir çok kişi siyasetle ilgili olduklarını söylüyorlar, ama dikkatli baktığın zaman hiç bir konu hakkında vasatı geçen bir takipleri yok. Başkalarının ağzıyla konuşuyorlar. Siyaset aslında toplumun %90’ının kafasını ağrıtıyor ve bir noktadan sonra kendi fikirlerini değil, fanatik taraftar oldukları siyasi liderlerin söylemlerini kendi düşünceleri gibi sunmaya başlıyorlar. Mesela çok basit bir güncel olay vereyim; daha iki gün önce bir turist aile ile küçük bir alışverişim oldu. Malum, referandum sürecinde herkes birbirini kendi yanına çekme gayretinde. Söz döndü dolaştı kadının şu sözüne geldi: “Kılıçdaroğlu tertemiz biri, Erdoğan hapse girmiş yatmış biri. Oyunuz hayır olsun.”

Bu aile sosyal-demokrat fikriyatta ve özgür zihinli olduğunu zanneden sol cenahın bir üyesi… Gündemi takip ettiğini de zannediyorlardır, büyük olasılıkla. Söylediği sözün o’na ait olmadığı da belli ya da çok kıt düşünceli biri! Peki, başbakan 4 ay niçin hapis yatmıştı bunu biliyor mu? Hayır. Ben söyleyeyim. Başbakan bir şiir yüzünden hapis yatmıştı. U2’nun solisti ile Başbakan arasında geçen bir konuşma vardı bu konuda. U2’nun solisti Bono soruyor, siz niçin hapis yatmıştınız? Başbakan cevap veriyor, bir şiir okumuştum, o nedenle! Bono, hayretle karışık kahkahayı basıyor. Bono, dünya görüşü olarak sol argümanlara sahip biri. Yani yazının kahramanı olan kadının ideolojisinden. Ancak, aynı cephede iki kişiden Bono (siyasetle çok ilgilidir), mantıklı düşünüp bu durumu trajik bulurken, echel zihin yapısıyla siyaset yapmaya çalışan kadın bu durumu vicdanında bile tartamıyor. Aslında biz solcuları, fikir özgürlüğünü savunanlar olarak bilirdik. Peki, bu kadının olaya yaklaşımı nasıl? Bağnaz, popülist ve gündemi takip etmeyen, başkasının zikrini fikir edinmiş, cahil ama akıllı görünmeye çalışan, akıl verme eğilimli ukala biri!

Maalesef, o an müsait olamadığım için kadına cevap veremedim. Zaten benim cevap vermem de, onu pek değiştirmezdi. Kendi iç dünyasında kandırılmış doğrularıyla yaşıyor. Gerçeklerden korkan bir kişilik geliştirmiş. Fazıl Say zihniyetine sahip biri! Gündemi ve siyaseti takip etmekle övündüğü aşikar olan bu kadının, hiç mi hiç bu olayları takip etmediği belli oluyor ve örneğin Bono’nun bu konudaki tepkisini söyleseydim de bunu es geçecekti. Bir şiir yüzünden hapis yatan Nazım’lar, Erdoğan’lar değildir asıl suçlu olan, asıl suçlu olanlar, onları fikirlerinden dolayı hapis yatıranlar ve bu kadın gibi hala zihinlerinde hapis edenlerdir. Asıl suç, zihniyetini geliştiremeyip köreltmektir. Nazım’ın Sekiz Yüz Elli Yedi şiirini okuyan biri onu “dinci”, Nazım Hikmet Vatan Haini şiirini okuyan biri onu “komünist” olarak kabullenir ve zihnine öyle kodlar. Asıl olması gereken ise, Nazım’ı, Nazım gibi kabul edebilmektir. Doğruları değil, çünkü doğrular kişisel duygulardır; gerçekleri ideal edinmemiz lazım! Doğru; yaftalamak demek iken, gerçek; olduğu gibi görmek demektir. Siyaset baş ağrıtır, kafası kaldıramayanlar uğraşmasın… Ya da en azından önce bir vicdan edinip bu sahaya öyle girsin!

>Bakanlıktan anlayamayan bir eski bakan, Yaşar Okuyan!

>

Yaşar Okuyan bugün öğle saatlerinde Habertürk tv’de Referandum süreciyle ilgili bir programda konuşmacıydı. Konuşma sırasında Sağlık bakanı Recep Akdağ’ı eleştirirken kendini ele verdi. Recep Akdağ’ın hayır diyenler darbecidir sözünü eleştiren Okuyan, şu sözleri sarfetti: Bakan olunca n’oluyor? Bir zamanlar bende bakandım. Bakan olunca birşey olmuyor, uzaklara bakıp duruyorsun!

Ben bunun -yani, utanmazlığın- üzerine ancak şunu söyleyebilirim. Evet Yaşar Okuyan, senden de ancak bunu gördük zaten. Gerçekten de ancak uzaklara bakmışsındır, burnunun ucundaki işsizliğe çözüm için bir çivi bile bakmadığına göre. Ve işte Allah söyletti, senin ne mal olduğunu anladık. Hala bakanlığın ne anlama geldiğini anlamamışsın. Sana bakanlığı, uzaklara bakıp romantik hayaller kur diye mi, layık gördü bu millet? Senin milliyetçilikten anladığın bu mudur? Bu ne alçaklık ve duygu istismarıdır. Türkiyenin bugünkü işsizliğinde, senin trene bakan öküzlüğünün çok büyük bir rolü olduğunu anlıyoruz. Yazıklar olsun, bu ülkeden yediğin içtiğin haram olsun, Sayın seçmeyi bilmeyenlerin milletvekili…

Yaşar Okuyan’ın bu sözlerini bulabilirseniz internet üzerinden izleyebilirsiniz. İlgili videonun linkini yorum bölümünde belirtirseniz de çok memnun kalırım. İlgili videoyu şu an sizlerle paylaşabilme olanağım maalesef yok!

>Akparti, Referandum konulu blog yarışması düzenliyor!

>

Durun! Konuya geçmeden önce biraz daha eleştiri yapayım 🙂 Her zaman söylerim, Türkiye’de muhalefet bu kadar vurdumduymaz ve gerici -irticai- oldukça başarılı olamaz, diye! Akparti’yi başarılı yapan şey, tüm organlarının her yönüyle dünya gerçek ve gereklerini çok yakından takip ediyor olmasıdır. Meydanlarda gezinen muhalefet liderleri daha Referanduma niçin hayır dedikleri konusunda tatmin ve ikna edici herhangi birşey gösterememişken, Akparti internet alemini bile çok güzel ihya etmekte… Üstelik, Türk internet gezerler hala facebook videoları seyretmeyi, okumaktan yeğ tutuyor vaziyetteyken bile…

Bu yeni Referandum niçin “evet” çıkacak biliyor musunuz? Bunu da nedeni; youtube’un yanında arasıra bloglarımızın da kapanmasına neden olan 82 anayasasının, blog yazarlarını adam yerine koyan bir iktidar tarafından değiştiriliyor olması… İşte budur, Akparti’yi muhalefetten ayıran… 82 anayasasının saçmalığına karşı, blogların kapatılmasının önüne geçecek bir değişiklik içeren yeni anayasa başarılı olacaktır. Ak partinin samimiyeti Referandum için blog yarışması düzenlemesinden belli oluyor, diye düşünüyorum. Türk internet aleminin okuyan ve yazan kullanıcıları olan blogcuları Akparti adam yerine koyarken, muhalefet görmezden geliyor. Muhalefet düşünen değil, komik video seyredip anıranlardan medet umuyor olmalı! Neyse konuya gelelim…

Ak parti, Referandum hakkında blog yazarlarının ne düşündüğünü görmek için bir yarışma düzenlemiş. Yarışma sloganı, ışığı yak! Akparti Gençlik Kolları‘nın girişimiyle düzenlenen yarışmada, Blog yazarlarından anayasa değişikliğiyle ilgili, kendi fikirlerini ele aldıkları birer makale-yazı yazmalarını istiyor. Bu yazıyı hem kendi blog, site, köşelerinde yayınlamalarını hem de yarışma yapılacak blog site’de okurlara sunmaları istemiyor. Seçkin bir kurulun jüri üyeliği yapacağı yarışmada, ilk üçe girenlere iyi derecede ödüller var. Şimdiye kadar yazılmış yazıları ve yarışmayla ilgili diğer tüm bilgileri blogyarismasi.com‘dan takip edebilirsiniz.

Görüldüğü gibi Ak parti yine muhalefetin önünde koşuyor. İşte Türkiye’de benim istediğim de tam budur. Ak parti her alanda birşeyler yapmaya didiniyor ve başarıyor. Çünkü, çalışan kazanır. Akparti’nin en büyük alternatifi olarak görünen Chp ise teknolojiyi, birbirlerinin skandal görüntülerini video sitelerine yüklemek olarak biliyor. İşte, çalışanı konuşandan ayıran da budur. Herkes Akparti’yi eleştiriyor, ama önünü göremeyen bu muhalefetten bir cacık olmaz. Hepsi “hıyar” olarak kalmaya ve Akparti’yi desteklemek zorunda bıraktıkları için nefretime mazhar olmaya devam edecekler.