Türk siyasetinde çifte standart geleneği!

Bu blogda siyaset eleştirisi yapmaya çalışıyorum. Ancak, öyle bir hale geldi ki, sanki Chp eleştirisi yapıyorum. Maalesef bu durum çok rahatsız edici boyutlara ulaştı. Sol grupların isabetsiz politik argümanlarıdır bunun sebeplisi… Güncel bir olay üzerinden, bir konuya değineceğim; Türk Siyaseti’nde yer bulan çifte standart anlayışına… Lakin, yine başrolde Chp var. Malzemesi bol, oyun içinde oyun olan, seçime bir kaç ay kala birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya döken başka bir sosyal-demokrat siyaset grubu daha yoktur, bizim sol’cularımız dışında… Şimdi de Kılıçdaroğlu’nun askerlikle ilgili açıklamaları üzerinden bir konuyu aydınlatalım.

Okumaya devam et “Türk siyasetinde çifte standart geleneği!”

>Cübbeli Ahmet Hoca’nın Cübbesinde keramet mi, var?

>

Kavram olarak siyaset ve politika farklı karşılıklar bulur. Politika, etik kuralları tanımamazlık ve çelişkiler üzerinden kandırabildiğin kadar kandırmacılık iken; siyaset, akıl yoluyla iş çevirebilmek demektir. Genel olarak iç siyasette kullanılan politik üslup, aklının kullanma kılavuzunu kaybedip bir tek çene gücüyle varolmaya çalışanların yolculuğudur. Siyaset ise, uluslarası ilişkilerde öne çıkar, çünkü uluslarası ilişkilerde rakip olduğun kişiler, okuduğunu anlayan, düşünen, bilen kişilerdir ve safsatalarla onları kandıramazsın. Yapabiliyorsan, üstün akıl oyunları ve tam diplomatik üslup ile altından girip üstünden çıkarsın. Siyaset zor olduğu kadar, politika kolaydır.

Sabrınız için sağolun, giriş paragrafı bilimsel bir makale girişi gibi oldu. Sıkılanlarınız çoktan gitmiştir, zaten bu devirde bu ülkede kaç kişi okuma taraftarı ki? Neyse konumuza dönersek, politik dil ve eylemler iç siyasetin olmazsa olmazıdır ve kandırabilen oyunu alır, koltuğuna kurulur. Medya da bu işin tam içindedir. Kendi görüşüne göre manşet atmak, konuk almak, konuğa cevabı hazır sorular sormak bilinen şeylerdir. Son dönemlerde televizyonlarda boy boy, sanki bin yıllık kovboy edasıyla değer verilen bir kişi de Cübbeli Ahmet Hoca… Cübbeli’yi bu kadar ünlü eden kim? Zamanında Cübbeli’ye demediğini bırakmayan, Fatih Altaylı. Fatih Bey’in Doğan Grubu zamanındaki halleriyle bugünkü hallerini bağdaştırabilen var mı? İnsanlar değişir demeyin, Fatih Bey hala eski yaşantısında. Fatih Bey’i bu hallere sokan durum, çıkar ilişkileri…

Eskiden bağnaz, yobaz, cahil diye adlandırılan ve gizli kamera görüntüleriyle hakaretler yağdırılan hacı ve hocalar, şimdi o kişilerce konuk alınıyor, hoş sohbet kuruluyor ve yıllardır kışkırttıkları sosyal-demokratların gözünde şirinleştiriliyor. Bir çok sosyal-demokrat genç ise, artık Cübbeli Ahmet Hoca hayranı. Yani, medya politikada bir hayli başarılı oluyor.

Şimdiki Cübbelici solcularımız, eskiden bu kişilerden nefret ederlerken, bu kişiler hakkında bilgi sahibi değillerken, hürriyet gazetesinin manşetiyle yargılamalarda bulunurken; ben, bu adamın eğlenceli sohbet sahibi olduğunu biliyordum. Zaten günümüzde bu adamın sohbetine, benim, solcular kadar hayran olmamam da o nedenledir. Chp’nin derebeylerinden biri olan Fatih Altaylı‘nın da bu kadar hayran olmasının sebebi nedir, acaba? Sadece reyting midir? Kesinlikle hayır! İşin içinde başka işler var. O işlerin en başında da, Cübbeli Hoca’nın, dini konularda “açılımsal” konuşmaları. İnsanların zihinlerine, Cübbeli Hoca gibi dini görüntüler arzeden kişilerin de, “aslında çok temiz olmadıkları duygusunu yerleştirmek.” Yani, “bakın bakın bu kişi de, cinsellikten anlıyor, küfürlerden haberdar, burda böyle başka yerde nasıldır, seni gidi hınzır seni” fikriyatını yerleştirmek. Bununla bağlantılı diğer amaç ise bu kişileri, diğer cemaatlere karşı destekleyip cemaatleri birbirine kışkırtmak, gerektiğinde provokatif olarak kullanmak. Bir de yan ürün olarak, dini gruplar tarafından habertürk’ün izlenirliğini artırıp, “bakın bu kanal her görüşe saygılı” ahkamı kesmek. İşte bu durumlar politik gerçekler.

Sonuç olarak, Cübbeli ile Fatih Altaylı arasında -ve doğal olarak, sol kesim- iyi bir iş birliği var. Bundan ben memnunum, olayın farkında olarak. Ancak ilerleyen zamanlarda hayal kırıklıkları oluşabilir, bazı kesimlerde… Mesela, Cübbeli Ahmet Hoca Habertürk’te çıkmaya başladıktan sonra, bugüne kadar küfretmiş olan solculardan şunları duymaya başladım: İşte, hoca dediğin böyle olur, bağnaz bi adam değil, tüm hocalar böyle olsa bir sorun olmaz. Peki, dini esasları sulandırmayı seven bu sosyal-demokratlar, Cübbeli’nin; başörtüsü serbestliğine dair görüşlerine de aynı desteği verecekler mi? Madem, bu hocayı seviyorlardı. Politikayla yönetilen halk, çelişkili zihinlere sahip insanlardır. Bu kişilere örnek ise, arasıra televizyolara konu olan dinim gereği örtünüyorum diyerek, başının yarısını örten diğer yarısı açık gezen kadınlardır, buna da utanmadan, falan hocaya sordum, İslamın emri böyleymiş derler. İki cami arasında beynamaz gibi gezerler. İşte, Cübbeli Ahmet Hoca’ya olan “hayran solculuğu” da böyle birşey olsa gerek!