Türk siyasetinde çifte standart geleneği!

Bu blogda siyaset eleştirisi yapmaya çalışıyorum. Ancak, öyle bir hale geldi ki, sanki Chp eleştirisi yapıyorum. Maalesef bu durum çok rahatsız edici boyutlara ulaştı. Sol grupların isabetsiz politik argümanlarıdır bunun sebeplisi… Güncel bir olay üzerinden, bir konuya değineceğim; Türk Siyaseti’nde yer bulan çifte standart anlayışına… Lakin, yine başrolde Chp var. Malzemesi bol, oyun içinde oyun olan, seçime bir kaç ay kala birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya döken başka bir sosyal-demokrat siyaset grubu daha yoktur, bizim sol’cularımız dışında… Şimdi de Kılıçdaroğlu’nun askerlikle ilgili açıklamaları üzerinden bir konuyu aydınlatalım.

Okumaya devam et “Türk siyasetinde çifte standart geleneği!”

Siyasetin temeli Ekonomi’dir; iyi tüccar kazanir

Ekonomi denilen şey öyle birşey ki, siyasetin bir numaralı yandaşı… Hangi devlet olursa olsun, ekonomi göçmüşse o devlet yıkılır, ekonomi yerindeyse o devlet yerinde durur. Biz Türkler, orta asyalardan buralara karnımızı doyurmak için gelmedik mi? Avrupalılar, coğrafi keşifleri zevkten mi, yaptılar? Sosyalizm-Kapitalizm tartışmasının temeli, ekonomik argümanlar değil midir? Osmanlı’yı yıkan asıl sebep, sosyalist Osmanlı ekonomisinin kapital batı ekonomisine yenilgisi değil midir? Yani, siyaset denilen uğraşının temeli ekonomiye dayanır. Bir siyasetçi; ekonomi ile ne kadar içli dışlı ise o kadar başarılıdır. Üretim araçları kimin elindeyse, ekonomiyi o bilir, yönlendirir. (Bunu en iyi sosyal-demokrat arkadaşlar bilirler; çünkü her siyasi muhabbet de Karl Marx’ın üretim araçlarına gönderme yaparlar. Ancak, o nazik elleri bir kere bile, çekiç-kazma-kürekle tanışmamıştır, orası ayrı. :))

Okumaya devam et “Siyasetin temeli Ekonomi’dir; iyi tüccar kazanir”

>Siyasetin Sosyal Ağlara İlgisi ve Kazanımlar

>

Değişmeyen tek şey, değişimdir sözü hem önemli hem de artık klişe bir ifade olmuştur. Sosyal olguların değişimi ise hem nitel hem nicel olarak çok hızlı oluyor. Son dönemin en sosyal değişimi, sosyal ilişkilerin, sanal sosyal ağlarla giderilmeye başlanması. Ben, birçok insanın aksine, sosyal ağların sosyalleşmek adına faydalı olduğunu düşünüyorum. Özellikle çekingen insanlar, paylaşımda bulunmaya başladılar, internet ortamında. Eskiden bu insanlar, kapalı odalarda, hiç bir şeyden habersiz yaşıyorlardı. Bence sosyal ağlar, yeni bir sosyalleşme biçimi, hepsi bu! Ya bu gelişmelerin ortaya çıkardığı sorunlar mı? Diyorsunuz. O sorunlar, eski sosyalleşme biçimlerinde de vardı, hata yapan her yerde hata yapar.

Yeni sosyalleşme biçimini, siyaset ritüellerine de dahil ettik. Belki bunun Türkiye’deki yansıması biraz kopyacı yaklaşım gibi duruyor, ama bu da önemli bir şey! Sosyal ağ kullanımının siyasilerce kullanımını zihnimizde yer ettiren, Obama‘nın twitter kullanımıydı. Amerika’nın solu olan Demokratların güzel bir görsel kampanyasıydı. Böyle bir şey bizim toplumumuz için ne ifade eder bilinmez ama Amerikan halkı açısından oy vermek için bir sebep olabilir. Bizde de yankı bulacak mı, ilerleyen günlerde göreceğiz. Peki, bizdeki çalışmalar neler?

Referandum sürecinde, daha önce bahsettiğimiz, Akparti’nin blog yarışması vardı. Bence çok zekice oluşturulmuş bir projeydi ve herkesin olumlu tepkisini aldı. Akparti karşıtlarınca kıskanıldığı da aşikar. Çok fazla duyurulmasa da, önemli bir işlev gördü ve Türkiye’de şu ana kadar yapılmış en iyi sanal propaganda idi.

Akparti’nin bu çalışması, tanıtım için paramız yoktu diyerek acıtasyon yapan Chp yönetimine bir cevap olabilir. İnternet üzerinden tanıtım, çok paralı birşey değildir. Yani, yatırdığın paranın kat kat fazlasını görebileceğin en iyi mecra, budur. İnternet’te açacağın bir hesap veya sanal bir çalışma, gazete ve televizyonlara da düşeceği için, bir taşla on kuş vurmak zor değil! Yani, paramız yoktu, tanıtım yapamadık demek, boş bir bahane. Önemli olan kafanı ve imkanları kullanabilme sanatına sahip olmak. Referandum döneminde Kılıçdaroğlu’nun facebook sayfasının aldığı ziyaretler bir gösterge değil mi? Demek ki, çalışılsa yapılır.

Son zamanlarda twitter yazıları ön plana çıkıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den sonra, Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli de twitter hesabı açtı. Bunların içinde ise en fazla yaygarayı, daha ilk dakikalarında Devlet Bahçeli’nin hesabı oldu. Bir çok takipçisi inanmamış olacak ki, Devlet Bahçeli twitter hesabından (twitter.com/dbdevletbahceli) “bu hesabın kendisine ait olduğuna dair” twit yolladı, Genel Merkez’den de açıklama geldi. Yani, Türk siyasetçileri bu işlere yeni yeni el atıyorlar. Sonuçta, hiç bir maddi götürüsü yok, getirisi ise çok büyük. Sosyal Ağ çılgınlığında başa oynayan bir toplum olan Türkler için, bu vaziyetler işlevsel görünüyor. Artık, hiç bir parti, tanıtımını yapmak için bir medya kuruluşuna muhtaç değil! 10 kişilik aklı başında, toplumun nabzını tutabilen personele sahip bir parti, internetin tozunu attırabilir.

Bu sosyal medya kullanımında, hem siyasetçiler hem seçmenler kazandığı gibi, aslında bu hizmeti sunan şirketlerde büyük kazanç içindeler. Bedava işler, insanlar tarafından çok seviliyorlar. Aslında bedava demek, daha büyük kazanç demek. Bunun en güzel örneği de Google. Aynı bilinçle hareket eden facebook ve twitter’da bu işi başarmış durumda. Sosyal ağları kullanarak seçim başarısı yakalamış birinin, bu servislere uygulanacak kapatma cezalarına da olumsuz bakacağı ortada. Bu durum ise, internet sansürü konusunda daha özgürlükçü politikaların uygulanmasını sağlayacaktır. Yani, burada kazanımlar tek yankı değildir. Çünkü, internet denilen şey; soysal, yaşayan, değişen bir ortam. Tabi, kullanmayı bilenlere!

Siyasetle ilgilenmek zor iştir, önce vicdan edinmek sonra düşünebilmek gerekir!

İnsanlar yetenekleri konusunda pratik uzmanlık sahalarını geliştirirlerken, eğitim sisteminin dayattığı süreçler sonunda da teorik uzmanlık sahalarını geliştirirler. Yani, eğitim süreci sonunda elde ettiği başarı mesleki kariyer, yetenek süreci sonunda elde ettiği başarı kişisel kariyer olur. Bu ikisi birleşirse ne âlâ, tadından yenmez. Benim ise adını koyamadığım çeşitli ilgi alanlarım, hobilerim var ama hala kariyer sahibi miyim, bilmiyorum. İlgi alanlarımın başında da siyaset-tarih geliyor. (Motorsiklet hobi’min yeri başka!)

Siyasetle ilgilenmek bir çok kişinin zihnini yoruyor. Bu da insanların uzun soluklu tartışmalara -benim tercihim, sohbet’tir- girmekten korkmaları sonucunu doğuruyor. Siyaset her insanın ilgilenebileceği birşey değil. Herhangi bir konunun bir noktasında takılıp kalıyorlar ve daha fazla araştırıp öğrenmek istemiyor, işlerine gelmiyor. Çevremde bir çok kişi siyasetle ilgili olduklarını söylüyorlar, ama dikkatli baktığın zaman hiç bir konu hakkında vasatı geçen bir takipleri yok. Başkalarının ağzıyla konuşuyorlar. Siyaset aslında toplumun %90’ının kafasını ağrıtıyor ve bir noktadan sonra kendi fikirlerini değil, fanatik taraftar oldukları siyasi liderlerin söylemlerini kendi düşünceleri gibi sunmaya başlıyorlar. Mesela çok basit bir güncel olay vereyim; daha iki gün önce bir turist aile ile küçük bir alışverişim oldu. Malum, referandum sürecinde herkes birbirini kendi yanına çekme gayretinde. Söz döndü dolaştı kadının şu sözüne geldi: “Kılıçdaroğlu tertemiz biri, Erdoğan hapse girmiş yatmış biri. Oyunuz hayır olsun.”

Bu aile sosyal-demokrat fikriyatta ve özgür zihinli olduğunu zanneden sol cenahın bir üyesi… Gündemi takip ettiğini de zannediyorlardır, büyük olasılıkla. Söylediği sözün o’na ait olmadığı da belli ya da çok kıt düşünceli biri! Peki, başbakan 4 ay niçin hapis yatmıştı bunu biliyor mu? Hayır. Ben söyleyeyim. Başbakan bir şiir yüzünden hapis yatmıştı. U2’nun solisti ile Başbakan arasında geçen bir konuşma vardı bu konuda. U2’nun solisti Bono soruyor, siz niçin hapis yatmıştınız? Başbakan cevap veriyor, bir şiir okumuştum, o nedenle! Bono, hayretle karışık kahkahayı basıyor. Bono, dünya görüşü olarak sol argümanlara sahip biri. Yani yazının kahramanı olan kadının ideolojisinden. Ancak, aynı cephede iki kişiden Bono (siyasetle çok ilgilidir), mantıklı düşünüp bu durumu trajik bulurken, echel zihin yapısıyla siyaset yapmaya çalışan kadın bu durumu vicdanında bile tartamıyor. Aslında biz solcuları, fikir özgürlüğünü savunanlar olarak bilirdik. Peki, bu kadının olaya yaklaşımı nasıl? Bağnaz, popülist ve gündemi takip etmeyen, başkasının zikrini fikir edinmiş, cahil ama akıllı görünmeye çalışan, akıl verme eğilimli ukala biri!

Maalesef, o an müsait olamadığım için kadına cevap veremedim. Zaten benim cevap vermem de, onu pek değiştirmezdi. Kendi iç dünyasında kandırılmış doğrularıyla yaşıyor. Gerçeklerden korkan bir kişilik geliştirmiş. Fazıl Say zihniyetine sahip biri! Gündemi ve siyaseti takip etmekle övündüğü aşikar olan bu kadının, hiç mi hiç bu olayları takip etmediği belli oluyor ve örneğin Bono’nun bu konudaki tepkisini söyleseydim de bunu es geçecekti. Bir şiir yüzünden hapis yatan Nazım’lar, Erdoğan’lar değildir asıl suçlu olan, asıl suçlu olanlar, onları fikirlerinden dolayı hapis yatıranlar ve bu kadın gibi hala zihinlerinde hapis edenlerdir. Asıl suç, zihniyetini geliştiremeyip köreltmektir. Nazım’ın Sekiz Yüz Elli Yedi şiirini okuyan biri onu “dinci”, Nazım Hikmet Vatan Haini şiirini okuyan biri onu “komünist” olarak kabullenir ve zihnine öyle kodlar. Asıl olması gereken ise, Nazım’ı, Nazım gibi kabul edebilmektir. Doğruları değil, çünkü doğrular kişisel duygulardır; gerçekleri ideal edinmemiz lazım! Doğru; yaftalamak demek iken, gerçek; olduğu gibi görmek demektir. Siyaset baş ağrıtır, kafası kaldıramayanlar uğraşmasın… Ya da en azından önce bir vicdan edinip bu sahaya öyle girsin!

Terörle Mücadelede doğru teşhis polemiği

Son yazılarımda Chp karşıtı söylemler oluştu. On yılların getirdiği siyasi bilinçle yetişen insanlar, hemen Akpartili damgasını vurur bu durumda… Ne CHP’ye ne Akparti’ye sempati duyuyorum. Ben fikirlerimi, Türkiye için hayırlı olarak gördüğüm şekilde aktarırım ve doğru iktidarın, doğru muhalefetle elde edileceğini savunurum. Eğer muhalefet yetersiz ise, iktidarın da kalitesinin düşeceğini; sıkı, akil, çözüm öneren ve somut söylemlere sahip, tutarlı bir muhalefetin, hem iyi iktidar hem iyi Türkiye için gerekli olduğunu bilirim.

Bu nedenle, dost acı söyler -buradaki dostluk, Türkiye sevgisidir- prensibinden hareketle, Chp’nin durumunun içler acısı olduğunu vurgulamak gerekir. Daha önce de Chp’nin kendi kendini vuran ifadelerinden bahsetmiştim. Bu affedilir şey değildir muhalefet partisinde… Muhalefet denilen şey; iktidarın yanlışları üzerinden oy toplarken, ülkenin ciddi sorunlarına ciddiyetsiz davranmak değildir. Chp’li yöneticiler bırakın iktidarı yıpratmayı, kendi başlarına bela olacak iddialar üretmekte ordinaryus profesör olmuşlar. Yahu, hiç mi mantık dersi görmedi bu kişiler de, bu kadar bariz ve basit kelime hatalarıyla kendilerini vurabiliyorlar. Baykal’dan bir derece daha iyi olsa da, Kılıçdaroğlu hala bir başbakan alternatifi değildir, Türkiye için… Bu sözlere, bir çok bağnaz Chp’li katılmayacaktır. Hani şu, her halükarda oyum Chp’ye diyenlerden bahsediyorum. Çünkü bu kişiler, ülkenin kaderini de, tuttukları futbol takımının kaderi gibi görüyorlar. Tüm mantık hatalarına ve içi bomboş ifadelere rağmen Kılıçdaroğlu’nu alkışlayan ve meydanları dolduranları gördükçe anlıyorum ki, bu milletin bir dinleme ve duyduğunu anlama sorunu var. Süleyman Demirel’i 40 yıl siyasette tutmuş bu milletin hiç değişmediğini görüyorum. Deresi olmayan köye köprü vaadi hala devam ediyor ve halk da hala buna alkış tutuyor, çok yazık… Neyse, konuya gireyim de, ne demek istediğimi anlayın!

Kılıçdaroğlu bir miting sırasında Başbakanı eleştirirken şöyle diyor: Recep Bey diyor ki, pkk sorununun çözülememiş olması doğru teşhis konulamamasından… İktidar siz değil misiniz, teşhisi siz koyacaksınız. Bunlar doktor da değil, teşhis koyamazlar. Çözemezler de! Kılıçdaroğlu’nun sözleri bu mealde birşeylerdi, hiç çarpıtma yapmadım. İsteyen bu sözleri internetten izleyebilir. Kılıçdaroğlu bu sözlerle meydandakileri coşturuyor. Akparti’nin çözüme ilişkin çabalarına hiç katkı sunmayan ve daha önce Chp’nin hazırlamış olduğu Kürt Raporuna bile değinemeyen birinin çıkıp böyle bir eleştiri yapması çok yersiz bir durum.

Kılıçdaroğlu hemen ardından şunu söylüyor ve ne kadar vizyonsuz olduğu bir anda ortaya çıkıyor. Biz bu soruna teşhis koyacağız. Hay daaaa! Biraz önce daha 8 yıllık bir mazisi olan Akparti’yi eleştiren Kılıçdaroğlu’nun onlarca yıllık geçmişi olan Chp’nin, terör sorunu ile ilgili bir teşhisi bile yokmuş. İyi de bu sorunla ilgili daha teşhis koyamamış bir Chp, nasıl olur da, utanmadan iktidar olmak için kendini Akparti’ye alternatif gösterebilir. Eleştirdiği hükümetten bir farkı yok ki!

Bakar mısınız, mantık hatasına, üstelik siyasi hatayı geçtim. Kılıçdaroğlu’nun bir yanılgısı da, iktidarın herşeyi yapacağı, muhalefetin hep oturacağı inancı! Hayır, muhalefet iktidarın yanlış ve eksiğine karşı yeni teşhisler ve öneriler oluşturur, hükümete sunar. Eğer hükümet bunlara uymazsa ve sorunu da çözemezse, iktidarı halka şikayet eder ve oyunu alır, iktidar olur. Muhalefet olmak, başkasını eleştirdiği yerden kendini yıpratma vizyonsuzluğu değildir. Bizim muhalefet bırakın iktidarı düzeltecek, kendini düzeltebilmiş değil! Söylediği lafın nereye gittiğini ve gideceğini kestiremeyen biri, yabancı devletlerle masaya oturduğunda beni nasıl savunacak. Tarihte bir örneği var bunun, anlatalım:

Bir Osmanlı sadrazamı anlaşma masasına oturuyor. Anlaşma yapılıp bitiyor ve bizimki uykusundan uzanıyor ve gelelim tazminat meselesine diyor. Bitmiş anlaşma tekrar bozuluyor ve bunu fırsat bilen Ruslar, Osmanlı’dan bir de tazminat koparıyor.

Kılıçdaroğlu ilk mitinginde, onlarca kez Recep Bey ifadesini kullanmıştı. Basbakanla yaptığı son görüşme sonrası -geçen perşembe- Kılıçdaroğlu açıklama yaparken, onlarca kez Başbakan Erdoğan ifadesi kullandı. Bugünkü mitingde yine Recep Bey’e döndü. Yani Kemal Kılıçdaroğlu’nun maalesef üslubu tam oturmuş değil! Recep Bey derken büyük ihtimalle, halkın zihninde Recep İvedik’ten gelen bilinçaltı imajı kullanmak istiyor. Lakin, siyasette nezaket çok önemlidir. Ayrıca muhalif birinin, iktidar için her kesimi kucaklaması gerekir. Sadece bir tarafın oyunu kaybetmemek üzerine kurulu bir siyaset, hiç kimseyi iktidar yapmaz.