Şiirlerim – Aralık Yağmuru

Bugün tüm bulutlar,
Sırılsıklam!
Ben de sel olup aksam,
Yanaklarından…
Ben, sevmeye başladım,
Aralık gecelerini!
Penceremi tek çalandır çünkü,
Aralık yağmurları…
Dışarda değilim ama, yanaklarım ıslak,
Artık, gözlerim bulut…
Bu kış da geçer,
Ilık ve yağışlı!
Yaz gelir,
Sıcak ve kurak…
Buranın iklimleri böyledir,
İnsanı, çok yanık söyletir.
Bu yılın bu mevsiminde,
Etraf yine karanlık!
Yine yalnızım,
Yine, Aralık!13 Aralık, 2010, 23.45

Şiirlerim – Biz farklı severiz!

Siz,
Bayat sevgilere sahipsiniz.
Sevda nedir bilmezsiniz, çünkü sevdaya aç kalmadınız.
Sevgiyi anlamadınız, hissetmediniz, bilmezsiniz.
Siz geçin dalganızı…
Bizler, giydiklerimizden utandık.
Bizler, yediklerimizi sakladık.
Suçlu siz’ken, yüzü kızaran biz’dik.
Bu yüzden sevdamızı söyleyemedik.
Bu nedenledir ki, kadınların namusunu dilimize dolamayız.
“Biz içeriz” deyip övünmeyiz.
“Bir içtik bir içtik ki, sorma” diye yalan atmayız.
Biz, hayatımızı üç buçuk yaşarız.
Kelle koltuk’ta bir hayat, yani!
Sen, anlamazsın, zorlama!
Kapasite meselesi…
Biz unutmayız unutanları,
Hatırlamayız dost hatalarını,
Yüze vurup düze yatmayız.
Hep bir tepeye yaslanırız,
Kovulursak, kalkmak kolay olsun diye!
Sen, farketmezsin,
Çünkü, biz kendimize acındırmayız,
Gözyaşımız içeri akar, ter’imiz dışarı…
O nedenle pudra değil, emek kokarız.
İşte biz sevdayı böyle elde ederiz,
Yokluğunu gördük, kıymetini biliriz.
Biz kadına kadın gibi bakarız,
Kirli bir çarşaf ya da paçavra gibi değil!
Sen bakamazsın,
Yüzsüzsün…
Biz sevdayı güneşin ilk ışıklarında hayal ederiz.
Sen’se, kokuşmuş yataklarda ararsın,
Bulamazsın!
Çünkü, sen kendin kayıpsın,
Artık kimse bulamaz…
Biz garibanız,
Sen perişansın!
Biz adam oluruz,
Sen bak eğlencene…25 Kasım, 2010, 22.20

>Şiirlerim – Bana ne!

>

Ben, kimsenin gönlüne girmek niyetinde değildim.
Ben, kimseye gönlünü aç demedim, diyemedim, diyemem.
Ağlamak vakti de geçti artık!
Geçen vakitler de benimdir, kabul ediyorum.
Bir güneş damlıyor, ara sıra terletiyor.
Sonra herşey terkediyor, güneş de terletmiyor.
Çok zor dostum, arkadaşım, canım, yoldaşım, çok zor!
Yollar, yıllar, küller görmediğim zamanlar…
Zaman bir kavram değil, bir olgu değil…
Zaman; bir kelebeğin ömrü kadar, bir insanın garibanlığı, bir suçun cezası kadar…
Yani, yok ile çok kadar!
Sonuçta her şey geçip gidiyor…
Hepimiz bir hayatı yaşamıyoruz, bize verilen hayatı katlediyoruz.
Bizler hayvanları sevmiyor, onları hapsediyoruz.
Aslında görmüyor, istediğimizi alıyor, gerisini görmezden geliyoruz.
Şakadan da olsa lanet okuyoruz, sonra lanetleniyoruz.
Sormuyoruz, görmüyoruz, bilmiyoruz; yargılıyoruz, yargılanıyoruz.
Hekimler çoğaldıkça hastalıklar da çoğalıyor.
Biri çoğaldıkça diğeri azalıyor.
Umutlar, haklar, gönüller çiğniyoruz.
Sonra utanmadan “insanım” diyoruz, insan rolü oynuyoruz.
Ne güzel söylemiş değil mi, Tevfik?
“Mahkemelerden mütemâdî sürülen hak” diye!
Tevfik, bunu yazarken avarelikten mi yazdı sanıyorsun?
Şair, bunu, sen okuyup anlayasın diye yazdı.
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az’dı.
Artık, ne sinek ne saz ne davul ne zurna kaldı.
Bir tek sivri kaldı, herkes sırayla otursun gayrı…

20 Kasım, 2010, 22.17

Şiirlerim – bir sonbahar gecesi

Ağlarım ben
Yine bir sonbahar gecesi
Ağlarım ben
Şahittir salonun dört perdesi
Geçmiş;
pişmanlık olmamalı,
ya tecrübe farzet ya da,
yemediğin kul hakkına say!
Yiyenlerin pişmanlığı yeni başlıyor.
Şükret,
sağlığa sıhhate
Nefret,
fikri fikretmeyene
Bilirim ben,
bu gecenin de sabahı var
Bilirim ben
doğacak günün de sonu var
Attım tarihi, 28.10.2010
Kazıdım saati 00.06
Artık bu şiirin de, nihayet vakti!28 Ekim, 2010, 00.16