Esad’ın, Erdoğan’ı haklı çıkaran yorumu

Beşar Esad, kritik zamanlar geçiriyor. Bu zamana kadar yaşadığı rahat politik atmosferin tekmesini yiyor. Bunca zaman boşa geçen vaktinde uğraşmadığı demokrasiye geçme çalışmalarını, mecburi ve acılı yapmak zorunda kalıyor. Elbette demokrasiye geçmek çok kolay değil. Mutlaka sancılar çekilecek, reformlar iki ileri bir geri ortaya konacak, tutan olacak tutmayan olacak; ama olacak.

türkiye, suriye

Bu süreçte Türkiye’nin tecrübeleri ve koruyuculuğu, Suriye için bir şans. Suriye’yi tehlikeler karşısında kollayacak tek ülke Türkiye. Bunun nedeni de; Başbakan Erdoğan’ın “Suriye bizim iç işimizdir” sözünde saklı.

Suriye, Türkiye’nin iç işi denildiğinde bunu anlayamayanlar olacaktır. Aslında bu iç iş meselesi sadece Suriye ile de sınırı değildir, ama orasını boşverelim. Şunu söylemek yeterince açıklayıcı olacaktır: Lider toplumlar vardır, lider olmadıkça huzur bulamazlar. Bu toplumların meseleleri, siyasi sınırlarının çok ötesindedir. Türkler de bu toplumlardan biridir; göstergesi de tarihi geçmişindeki varlık emareleridir. Hunlar, Göktürkler, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye aynı toplumun aynı siyasi teşkilatlarıdır; fark hükmeden hanedanlardadır. Ancak bu toplumun görevi hiç değişmez; “Medeniyetini Cihanşümul Yapmak”.

Okumaya devam et “Esad’ın, Erdoğan’ı haklı çıkaran yorumu”

Siyasetin temeli Ekonomi’dir; iyi tüccar kazanir

Ekonomi denilen şey öyle birşey ki, siyasetin bir numaralı yandaşı… Hangi devlet olursa olsun, ekonomi göçmüşse o devlet yıkılır, ekonomi yerindeyse o devlet yerinde durur. Biz Türkler, orta asyalardan buralara karnımızı doyurmak için gelmedik mi? Avrupalılar, coğrafi keşifleri zevkten mi, yaptılar? Sosyalizm-Kapitalizm tartışmasının temeli, ekonomik argümanlar değil midir? Osmanlı’yı yıkan asıl sebep, sosyalist Osmanlı ekonomisinin kapital batı ekonomisine yenilgisi değil midir? Yani, siyaset denilen uğraşının temeli ekonomiye dayanır. Bir siyasetçi; ekonomi ile ne kadar içli dışlı ise o kadar başarılıdır. Üretim araçları kimin elindeyse, ekonomiyi o bilir, yönlendirir. (Bunu en iyi sosyal-demokrat arkadaşlar bilirler; çünkü her siyasi muhabbet de Karl Marx’ın üretim araçlarına gönderme yaparlar. Ancak, o nazik elleri bir kere bile, çekiç-kazma-kürekle tanışmamıştır, orası ayrı. :))

Okumaya devam et “Siyasetin temeli Ekonomi’dir; iyi tüccar kazanir”

Terörle Mücadelede doğru teşhis polemiği

Son yazılarımda Chp karşıtı söylemler oluştu. On yılların getirdiği siyasi bilinçle yetişen insanlar, hemen Akpartili damgasını vurur bu durumda… Ne CHP’ye ne Akparti’ye sempati duyuyorum. Ben fikirlerimi, Türkiye için hayırlı olarak gördüğüm şekilde aktarırım ve doğru iktidarın, doğru muhalefetle elde edileceğini savunurum. Eğer muhalefet yetersiz ise, iktidarın da kalitesinin düşeceğini; sıkı, akil, çözüm öneren ve somut söylemlere sahip, tutarlı bir muhalefetin, hem iyi iktidar hem iyi Türkiye için gerekli olduğunu bilirim.

Bu nedenle, dost acı söyler -buradaki dostluk, Türkiye sevgisidir- prensibinden hareketle, Chp’nin durumunun içler acısı olduğunu vurgulamak gerekir. Daha önce de Chp’nin kendi kendini vuran ifadelerinden bahsetmiştim. Bu affedilir şey değildir muhalefet partisinde… Muhalefet denilen şey; iktidarın yanlışları üzerinden oy toplarken, ülkenin ciddi sorunlarına ciddiyetsiz davranmak değildir. Chp’li yöneticiler bırakın iktidarı yıpratmayı, kendi başlarına bela olacak iddialar üretmekte ordinaryus profesör olmuşlar. Yahu, hiç mi mantık dersi görmedi bu kişiler de, bu kadar bariz ve basit kelime hatalarıyla kendilerini vurabiliyorlar. Baykal’dan bir derece daha iyi olsa da, Kılıçdaroğlu hala bir başbakan alternatifi değildir, Türkiye için… Bu sözlere, bir çok bağnaz Chp’li katılmayacaktır. Hani şu, her halükarda oyum Chp’ye diyenlerden bahsediyorum. Çünkü bu kişiler, ülkenin kaderini de, tuttukları futbol takımının kaderi gibi görüyorlar. Tüm mantık hatalarına ve içi bomboş ifadelere rağmen Kılıçdaroğlu’nu alkışlayan ve meydanları dolduranları gördükçe anlıyorum ki, bu milletin bir dinleme ve duyduğunu anlama sorunu var. Süleyman Demirel’i 40 yıl siyasette tutmuş bu milletin hiç değişmediğini görüyorum. Deresi olmayan köye köprü vaadi hala devam ediyor ve halk da hala buna alkış tutuyor, çok yazık… Neyse, konuya gireyim de, ne demek istediğimi anlayın!

Kılıçdaroğlu bir miting sırasında Başbakanı eleştirirken şöyle diyor: Recep Bey diyor ki, pkk sorununun çözülememiş olması doğru teşhis konulamamasından… İktidar siz değil misiniz, teşhisi siz koyacaksınız. Bunlar doktor da değil, teşhis koyamazlar. Çözemezler de! Kılıçdaroğlu’nun sözleri bu mealde birşeylerdi, hiç çarpıtma yapmadım. İsteyen bu sözleri internetten izleyebilir. Kılıçdaroğlu bu sözlerle meydandakileri coşturuyor. Akparti’nin çözüme ilişkin çabalarına hiç katkı sunmayan ve daha önce Chp’nin hazırlamış olduğu Kürt Raporuna bile değinemeyen birinin çıkıp böyle bir eleştiri yapması çok yersiz bir durum.

Kılıçdaroğlu hemen ardından şunu söylüyor ve ne kadar vizyonsuz olduğu bir anda ortaya çıkıyor. Biz bu soruna teşhis koyacağız. Hay daaaa! Biraz önce daha 8 yıllık bir mazisi olan Akparti’yi eleştiren Kılıçdaroğlu’nun onlarca yıllık geçmişi olan Chp’nin, terör sorunu ile ilgili bir teşhisi bile yokmuş. İyi de bu sorunla ilgili daha teşhis koyamamış bir Chp, nasıl olur da, utanmadan iktidar olmak için kendini Akparti’ye alternatif gösterebilir. Eleştirdiği hükümetten bir farkı yok ki!

Bakar mısınız, mantık hatasına, üstelik siyasi hatayı geçtim. Kılıçdaroğlu’nun bir yanılgısı da, iktidarın herşeyi yapacağı, muhalefetin hep oturacağı inancı! Hayır, muhalefet iktidarın yanlış ve eksiğine karşı yeni teşhisler ve öneriler oluşturur, hükümete sunar. Eğer hükümet bunlara uymazsa ve sorunu da çözemezse, iktidarı halka şikayet eder ve oyunu alır, iktidar olur. Muhalefet olmak, başkasını eleştirdiği yerden kendini yıpratma vizyonsuzluğu değildir. Bizim muhalefet bırakın iktidarı düzeltecek, kendini düzeltebilmiş değil! Söylediği lafın nereye gittiğini ve gideceğini kestiremeyen biri, yabancı devletlerle masaya oturduğunda beni nasıl savunacak. Tarihte bir örneği var bunun, anlatalım:

Bir Osmanlı sadrazamı anlaşma masasına oturuyor. Anlaşma yapılıp bitiyor ve bizimki uykusundan uzanıyor ve gelelim tazminat meselesine diyor. Bitmiş anlaşma tekrar bozuluyor ve bunu fırsat bilen Ruslar, Osmanlı’dan bir de tazminat koparıyor.

Kılıçdaroğlu ilk mitinginde, onlarca kez Recep Bey ifadesini kullanmıştı. Basbakanla yaptığı son görüşme sonrası -geçen perşembe- Kılıçdaroğlu açıklama yaparken, onlarca kez Başbakan Erdoğan ifadesi kullandı. Bugünkü mitingde yine Recep Bey’e döndü. Yani Kemal Kılıçdaroğlu’nun maalesef üslubu tam oturmuş değil! Recep Bey derken büyük ihtimalle, halkın zihninde Recep İvedik’ten gelen bilinçaltı imajı kullanmak istiyor. Lakin, siyasette nezaket çok önemlidir. Ayrıca muhalif birinin, iktidar için her kesimi kucaklaması gerekir. Sadece bir tarafın oyunu kaybetmemek üzerine kurulu bir siyaset, hiç kimseyi iktidar yapmaz.

R. Tayyip Erdoğan’ı, başarılı yapan unsur!

Recep Tayyip Erdoğan, kabul edilsin edilmesin, çok başarılı bir siyasetçi… Başarısında da politikacı değil, siyasetçi olması yatıyor. Gerçekten de tartışmaya girilecek bir üslup kullanıyor olması, takdire değer bir şey! Bir çok kişi, onun yalan söylediğini ima etse de, bu kesinlikle doğru değil! Üslubu çok açık ve kesin! İşte yıllardır bu halkın beklediği karizmatik lider duruşu… Sırf ideolojik bakma nedeniyle bu görüşe karşı çıkan çok insan var Türkiye de! Zaten bu kişilerle de herhangi bir siyasi, tarihi, felsefi tartışmaya girilemez…

Erdoğan’a, yalan söylüyor bir şeyden anlamıyor diyenlere bakıldığında, bu kişilerin Zuhal Topal’la Izdivaç programını izledikleri ya da izlemiyorlarsa, onun yerine saçma sapan futbol yorum programları izledikleri ortaya çıkar. Yani siyasetten ve toplumdan habersiz, her seferinde nefret ettiklerini belirttikleri Amerika’ya özenen kişiler oldukları görülebilir. Velhasıl, çelişkiler içinde çırpınan insanlardır bunlar…

Kişisel olarak, Türkiye’deki dinci zümrenin hep karşısında oldum ve onlar yüzünden toplumdan koptum, yapayalnız biri haline geldim. Arkadaş çevremi de, terkettim! Ancak; Erdoğan’ın başarısını, samimiyetini ve bu ülkeye olan hizmetlerini de hep takdir ettim. Çünkü Erdoğan, yanında bulunan arkadaşlarının anlayışlarından daha farklı… Örneğin; yıllardır başa gelen dinci iktidarların anlayışı, günümüzde Bülent Arınç’ta görülüyor. Oysa ki, Sayın Erdoğan’ın bakış açısı daha farklı… Gerçeği, çağın gereklerini kavramış biri… Bunu bugünkü bir olayla anlamak mümkün, olay şöyle gelişiyor…

Başbakan Erdoğan, Şanlıurfa’da toplu açılışta konuşurken, dinci iktidarların yıllardır Türkiye’de oluşturduğu bilince sahip bir kişi, pankart açarak Erdoğan’a padişah benzetmesi yapıyor. Bunun üzerine Erdoğan şunu söylüyor:

Bak, “padişahım çok yaşa” diyorsun, ama ben ne padişahım ne padişahlığa özentim var. Kaldır onu, kaldır! Ne dedik biz… Biz efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldik. Farkımız bu!

Burada da görülüyor ki, yılların biriktirdiği yanlış bilinç, hala Akparti tabanında mevcut! Hala gerçek dünyadan kopuk yaşayan, padişah ve işe yaramaz bir makam olan hilafet sevdalıları var… Bu zaten bilinen birşey ve hatta bu özlemleri Akparti’nin üst kademesinde Bülent Arınç’ta da görmek mümkün… Yalnız zaten, Erdoğan’ı bu bağnazlardan ayıran da burada yatıyor… Örneğin, o pankartı gören kişi, hala saltanat hülyaları içinde olan biri olsaydı, verdiği cevap Erdoğan gibi olmazdı. Örneğin, Bülent Arınç veya Necmettin Erbakan olsaydı, muhtemelen şöyle derlerdi: İnşallah, inşallah… O günler de gelecek! İşte Erdoğan’ı başarılı yapan budur. Yani kendi tabanında ve yakın arkadaşlarında vücut bulmakta olan, irticai (gerici) hareketlere prim vermemesi… Realist, Rasyonalist olması… Burada Erdoğan’ın verdiği cevap ile, daha önceki dönemlerde dinci partilerin verdikleri cevapları karşılaştırdığımızda ortaya çıkan durum bu! Recep Tayyip Erdoğan, klasik dinci lider profilinden uzak duruyor ve bu da başarısındaki temel etken… Ancak, tabandaki bu bağnaz fikriyat değişir mi, ne zaman değişir? Bilinmez…

Başbakan Erdoğan’ı, Hitler’e benzetme mesleği

Türk Demokrasisi tamamen eşsiz bir sistem! Ne konuşan konuşmasını ne de dinleyen dinlemesini bilmeden, akıl denilen matafın kullanılması gerekliliğine hiç bulaşılmadan herkes demokrat ve demokrasi savunucusu kesiliyor.

Türkiye’ye, dürüst olup olmamasını bile önemsemesek ve 29 Ekim 1923 sonrası göreve gelen siyasetçi bilinen kişileri bir incelesek, inanın siyasetçioğlu siyasetçi çıksa çıksa 20 kişidir.

2002 sonrası siyasi hayatımızın kuşkusuz en önemli siması Recep Tayyip Erdoğan’dır. Gerçekten de bir siyasetçi nasıl olur, bunu O’nda görmek mümkün! Doğal bir sonuç ve bu sonucu da Türk Siyasasının öz niteliğinin pekiştirmesiyle, Sayın Erdoğan’a muhalif olanlar da var. Bu muhalif kanat büyük yanılgılar ve düştükleri çaresizlik içinde eleştirilerini yapmaktalar.

Okumaya devam et “Başbakan Erdoğan’ı, Hitler’e benzetme mesleği”