Türk Kavmi Olarak; Genel Özellikleriyle, Hunlar!

Türk tarihinin bugün bilinen araştırmaları, batılı araştırmalardan (oryantalizm) elde edilen bilgilerden başka bir şey değildir. Belki binde bir’lik bir özgün tarih araştırmamız olabilir, ama tüm tarihi bilim kökenimizde, batılı eserlerin Türkçe’ye çevrilmesi yatar. Günümüzde hala da herhangi bir araştırma yapılmamaktadır. Aslında, bizler için önemli bir kaynak da, Rus arşivlerinde yatmaktadır. Ne varki, Rus kaynakları hiç de farkedilebilmiş ya da farkeden tarihçilerimizce incelenebilmiş değildir. Orta Asya (Türkistan) Türklüğüne, Rus yönetimler, her zaman bizden daha yakın olabilmişler ve bizler kadar yabancı kalmamışlardır. Bu durum, Türklerin eski tarihlerinde de böyledir. Bu şartlar altında, bizlere öğretilen bilgiler ve bulgular üzerinden, Hun Türkleri’ne genel olarak bir bakalım…

Hunlar, bilinen ilk Türk kavmi olarak nitelenir. Önemlerini artıran, Türklerdeki ilk teşkilatlanma çalışmalarının kesin olarak görülmüş olmasıdır. Teoman, ilk değilse de, ilk bilinen hükümdardır ve oğlu Mete, büyük bir komutan ve liderdir. Mete, teşkilatlanma konusunda çok yeteneklidir, Mete’nin askeri alanda ilk kez uygulamaya koyduğu onluk sistem, Türk Kara Kuvvetleri’nin kuruluş tarihi olarak alınan M.Ö. 209 yılında başlamıştır. Hunlar, kendi devrinin ses getiren bir devleti ve toplumu olmuşlardır.

Hunlar, kendi coğrafyalarının da dışına varmışlardır. Çin coğrafyasına yapılan amansız akınlar, Çin kaynaklarında yer alır. Hunlar, sonraki yıllarda farklı gruplara bölünerek, hayatlarını devam ettirmişlerdir. Büyük Hun Devleti’nin parçalanıp dağılmasından sonra, Hun boyları dünya üzerine dağılmışlardır. Şimdiki Afganistan coğrafyası çevresinde Akhun (eftalit) devletini kuranlarla, Doğu Avrupa’da Avrupa Hun İmparatorluğu’nu kuran Hunlar, en bilinenleridir. Kazak bozkırlarına da gidenler olduğu mutlaktır.

Hunlar, sadece siyasi oluşumlarla değil, sosyolojik olaylarla da dünyayı etkilemişlerdir. Atlı-göçebe bir kültür yapısında olan Hun kavmi, yerleşik kültür yapısına galip gelmiş ve yerleşik toplum yapısını derinden sarsmıştır. 375’teki Kavimler Göçü ile, Avrupa’nın etnik yapısını şekillendirmiş, günümüz Avrupasının parçalı yapısının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Roma İmparatorluğu’nu parçalayan baş sorumlu olan Hunlar’ın torunları, asırlar sonra Romanın son kalıntısı Bizans’a da son vermişlerdir. Hunlar, doğu ile batıyı atlarının ayakları altına almışlardır.

Hunlar, göçebe ekonomisine sahipti. Hayvancılıktan kaldırılan ürünler, hem tüketiliyor hem de ticarette kullanılıyordu. İlk zamanlar Çinliler, daha sonra komşu milletler ve Roma ile ticari münasebet kurmuşlardır. Hun ekonomisinin önemli bir kaynağı da, savaş ganimetleridir. Hayvancılık, madencilik ve ticarette önemli hareketleri bulunuyordu.

Her devlet gibi Hun devletleri de yıkıldılar. Hun toplumu da değişti, diğer insanlara karıştılar. Daha sonra gelen Türk Hanedanlıkları için birer yol gösterici, birikim mimarı oldular. Türkiye Cumhuriyeti’nin de iftihar ettiği bir toplum durumunda bulunuyorlar. Türk tarihinde saygın bir yer edindiler ve 16 büyük Türk Devleti arasında sayılıyorlar. Hunlar olmadan, Tarih başlamıyor…

Osmanlı Devleti’nin Genel Özellikleri ve Kısa Sürede Gelişmesini Sağlayan Faktörler

Osmanlı Devleti, gerek teşkilat yapısı itibariyle gerek halkın sosyal hayatı ile ilgili tam anlamıyla ortaya konulmuş bir tarih konusu değildir. Elde edilen bilgilere göre bazı kendine has özellikler ihtiva eder, bazı ilkleri ve enleri vardır. Herşeyden öte, hala tarih olmamış şu son nesilden önceki dünyanın bir numaralı devletidir. Osmanlı Devleti’nin göçüş merasimi sonrası ortaya çıkan siyasi çalkantılar hala devam etmektedir. İşte günümüzdeki bu ister küresel ister yerel anlaşmazlıkları anlamak için, Osmanlı Devletinin özelliklerinin genel olarak bilinmesi gerekmektedir.

Okumaya devam et “Osmanlı Devleti’nin Genel Özellikleri ve Kısa Sürede Gelişmesini Sağlayan Faktörler”

Felsefi Bilginin İlkeleri ve Özellikleri hakkında

İlkeleri
  • Doğa ve doğa üstü(metafizik) olaylar hakkında salt düşünceye dayalı açıklamalar yapmaya çalışır.
  • Evren ve varlığı parçalı değil, bir bütün olarak ele alır ve anlamaya çalışır, tümel açıklamalara ulaşmayı amaçlar.
  • Felsefe için soru sormak yanıt vermekten daha değerlidir. Çünkü felsefe için eleştiri ve sorgulama hayatidir, felsefenin var olma sebebidir.
  • Felsefe’nin özü; bir bilgiye sahip olmaktan çok, o bilgiyi aramak ve arayışı amaç edinmektir.

Okumaya devam et “Felsefi Bilginin İlkeleri ve Özellikleri hakkında”