Bornu Sultanlığı (Osmanlı; Afrika hakimiyeti) hakkında bilgiler

bornu imparatorluğu, afrikaBornu Krallığı ya da diğer bir ifade ile Bornu Sultanlığı, son yıllarda Türkiye?de ele alınmaya başlanan bir tarih konusudur. Bunda, gitgide artmaya başlayan Türkiye-Afrika ilişkilerinin etkisi büyüktür. Artık Afrika sadece Avrupalılar?ın gidip sömürdüğü bir coğrafya olmaktan çıkmış, dünyanın büyük güçlerinin hepsi Afrika ile yakından ilgilenmeye başlamışlardır. Bu ortam içinde, Türkiye de haklı olarak Afrika ile ilişki kurmaktadır. Bazı siyasi öngörüsü olmayan siyasetçilerimiz Afrika ile ilişkilerin artırılmasına ve küresel bazda karar alıcı konumda olmamıza karşı durma gafletinde olsalar da, Türkiye büyük bir mirasın sahibi olarak hakkını koruma konusunda gayret sarfedecektir. Afrika?lı eski dostlarının kaderlerini, dünyanın kodaman devletlerinin emellerine terketmeyecektir.

Türkiye?nin; Afrika ilişkilerinde, hep önümüze çıkan ve Türkiye?yi diğer güçlerden bir adım önde tutan bir tarihi bahis vardır; Afrika?da Türklerin hakimiyetini sağlayan, Afrika içlerini emperyal asimilasyondan bir nebze korumuş olan, İslami mahiyetteki Bornu Sultanlığı? İşte, yeterince araştırılmamış ama herkesin dilinde dolaşan bu devlet hakkında bir derleme yapmaya çalışalım.

Okumaya devam et “Bornu Sultanlığı (Osmanlı; Afrika hakimiyeti) hakkında bilgiler”

XVIII. Yüzyıl Islahatlarının Genel Özellikleri

  • Osmanlı Devleti, geri kalmışlığını kabul etmiş ve giriştiği Islahat hareketlerinde, Avrupa’yı örnek almıştır.
  • Islahatlar; halkın talebi ile değil, devlet üst kademesinin gayret ve lütufları ile olmuştur.
  • Savaş yenilgileri ve sonucunda gelen toprak kayıpları nedeniyle, ıslahatlar askeri temelde ele alınmıştır.
  • Islahatlara karşı gösterilen sert tepkiler nedeniyle -bilhassa yeniçeriler- ıslahatlar devamlı olamamış ve sonuçları görülememiştir.
  • Islahatlarda, Avrupalı uzmanlardan yararlanma yoluna ilk defa gidilmiştir.
  • XVIII. Yüzyıl Islahatları’na, 17. yy. Islahatlarından daha esaslı yaklaşılmış, sorunların kökenine inilmeye çalışılmıştır.

Küçük Kaynarca Antlaşması ve Antlaşma Maddelerinin Analizi

Küçük Kaynarca’ya giden süreç

Rusya, XVII. yy. sonlarından itibaren, Osmanlı Devleti üzerindeki yayılmacı emellerini gerçekleştirmek için, sürekli mücadele etmekteydi. 1760’lı yıllarda Lehistan üzerinden Osmanlı’ya meydan okuyan Rusya, 1763’te Leh Kralının ölümü üzerine, Leh iç işlerine karışmaya başladı. Ruslar’a karşı gelen Leh milliyetçileri, Osmanlı’dan, Podolya arazisi karşılığında yardım istediler. Lehliler’in, Ruslar’dan kaçarak Osmanlı’ya sığınmaları üzerine Rusya, Osmanlı sahasına girip birçok Leh ve Türk’ü öldürdü. Bunun üzerine Osmanlı, Rusya’ya savaş açtı. Rusya önce Kırım’a girip müslümanları kılıçtan geçirdi. Rus donanması da, Baltık denizi’nden, Cebelitarık yoluyla Mora’ya ulaştı. Mora halkını kışkırtan Rusya, Çeşme‘de Osmanlı donanmasını yaktı. Cezayirli Hasan Paşa‘nın gayretiyle, Rus donanması Ege’den çıkarıldı. Rusya’nın bu genişlemesinden endişe eden Avusturya, Osmanlı ile gizli bir antlaşma yaptı ve Prusya‘nın aracılığıyla, Osmanlı-Rusya arasında, Küçük Kaynarca Antlaşması (1774) imzalandı.

Okumaya devam et “Küçük Kaynarca Antlaşması ve Antlaşma Maddelerinin Analizi”

On Sekizinci (XVIII) Yüzyıl Osmanlı İsyanları

1703 Edirne Vak’ası

  • İsyanın asıl sebebi olarak, I. Mustafa’nın; hocası olan Feyzullah Efendi’yi Şeyhülislamlık’a getirmesi, Feyzullah Efendi’nin devlet kadroları üzerinde giderek artan nüfuzu ve bu durumun yarattığı huzursuzluk görülmektedir.
  • İsyanın görünürdeki sebebi ise, Cebeciler’in maaşlarını alamamalarıdır. Cebecibaşı olan Boşnak İbrahim Paşa, göreve gelir gelmez isyan tertibatına girişmiştir.
  • Cebeciler, Yeniçeriler ve esnaflardan oluşan isyancılar, at (veya et) meydanında bir kurul oluşturup Edirne’ye yolladılar ise de; bu kurul engellenmiştir.
  • İsyancılar’ın Edirne’ye yürümeleri üzerine, padişah tedbir olarak Feyzullah Efendi’yi azletti.
  • Tüm tedbirlere rağmen isyancılar Edirne’ye ulaştılar. Padişah III. Mustafa tahttan indirildi, Feyzullah Efendi öldürüldü ve III. Ahmet tahta geçti.
  • Padişah III. Ahmet hemen İstanbul’a geldi, sert tedbirlerle idareyi ele aldı ve isyanın tam olarak bastırılması, 1703 yılının sonlarını buldu.

1730 Patrona Halil İsyanı

  • III. Ahmet, şair ruhlu, savaşı sevmeyen bir padişahtı. Sadrazam Damat İbrahim Paşa da barış yanlısı bir tutum içindeydi, bu barışçı tutumda Karlofça’daki başarısızlık da, etkilidir.
  • Osmanlı sarayında zevk ve sefa dönemi almış başını giderken, devlet erkenı da halkın sorunlarından uzaklaşmıştır.
  • Döneme adını veren lale bitkisi başta olmak üzere, çiçek aşısı ve dikimi İstanbul’da almış başını gidiyordu.
  • Saraydaki eğlenceli hayatın yanında, Osmanlı için batılılaşma hareketleri de başlamıştır.
  • Batı tarzı ilk mimari eser, ilk itfaiye örgütü, Türkler için ilk matbaa, moda kavramının Osmanlı’ya girişi, ilk askeri ıslahat da bu dönemde görülmüştür.
  • İşte, isyana temel teşkil eden iki sebep de buradadır; birincisi, saraydaki zevk ve sefanın halkı tahrik etmesi; ikincisi, yapılmakta olan Batılı tarzdaki ıslahatların tutucu çevrelerce hoş karşılanmaması
  • Bu nedenler üzerine isyancılar, Patrona Halil isimli Arnavut kökenli bir şahsın etrafında toplanmaya başladılar. At Meydanı’nda toplanan isyancılar, mahkumları da serbest bırakarak taraftarlarını genişlettiler.
  • Şehir, isyancılar tarafından 28 Eylül ile 1 Ekim arasında 3 gün boyunca yağmalandı.
  • Padişah isyancılara isteklerini sorunca, isyancılar; Sadrazam ile 37 kişinin kendilerine teslimini istediler.
  • Sadrazam ve birkaç kişi idam edilip isyancılara teslim edildi ise de, bu isyanı sonlandırmadı. İsyancıların isteği doğrultusunda III. Ahmet tahttan indirildi ve I. Mahmut padişah oldu.
  • Kendini padişahtan bile üstün görmeye başlayan ve keyfine göre devlet kadroları üzerinde değişiklikler yapmaya başlayan Patrona Halil, huzursuzluk yarattı. Bunun üzerine bir toplantıya çağrılan Patrona, tuzağa düştü ve öldürüldü.
  • Patrona Halil’in korumaları ve 2 bin kişi de idam veya sürgün edilerek dağıtıldı.
  • I. Mahmut’un iktidarı gerçek anlamıyla, isyanın tam olarak bastırılmasıyla mümkün oldu.
  • Bu isyan, devlet ile halk arasındaki bağın kopmuşluğunu bariz şekilde göstermesi nedeniyle önem arzeder. Bu isyan Lale Devri’ni sona erdirmiştir.

Osmanlı Taşra Teşkilatı ve Şeması

Osmanlı Devletinin Taşra Teşkilat Şeması

  • Mezra, Köy ve Nahiyeler
  • Kazalar
  • Sancaklar
  • Eyaletler
    • Salyaneli (yıllıklı) Eyaletler
    • Salyanesiz (yıllıksız) Eyaletler
    • İmtiyazlı Eyaletler
  • Yurtluk, Ocaklıklar
  • Bağlı Beylik ve Krallıklar
Mezra, Köy ve Nahiyeler

Osmanlı Devleti’nde en küçük mülki idare birimi “mezra” -diğer adıyla, “Oba”- idi. Nüfusça daha büyük -100 kişi- yerlere “köy” denilmiştir. Köyler, muhtarlar tarafından temsil edilirdi. Köylerden daha kalabalık yerlere “nahiye (kasaba)” denirdi.

Kazalar

Birkaç nahiyenin birleşmesiyle, “kazalar” meydana gelirdi. Kazaların başında “kadılar” bulunurdu. Kadılar, kazaların mülki amiri, hakimi ve belediye başkanlarıydı. Asayişten “subaşı” sorumluydu.

Sancaklar

Kazaların birleşmesiyle oluşurdu. Günümüzdeki illere rast geliyordu.

Eyaletler

Birkaç sancak’ın birleşimi ile “eyalet veya beylerbeylik” oluşurdu.

Yurtluk ve Ocaklıklar

İdari yönden ayrıcalıklı bazı yerler vardı. Buraların yönetimleri babadan oğula geçerdi. Toprak yönetimleri özerk idi, yani tımar ve zeamet değillerdi. Devlete, vergi verirler ve asker gönderirlerdi.

Bağlı Beylikler ve Krallıklar

İç işlerinde serbest olup dış işlerinde Osmanlı’ya bağlı bulunan çeşitli yönetimler vardı. Bunlar; vergi verirler, devletin müsaade ettiği miktar asker bulundururlardı. Osmanlı Devleti ile iyi ilişkilerde bulunan hükümdarlar, tahtlarında kalırlar, aksi halde değiştirilirlerdi.