III. Osman ve dönemindeki olaylar

Hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır, 25. Osmanlı padişahıdır. II. Mustafa’nın oğlu ve I. Mahmud’un kardeşidir ve I. Mahmud?tan sonra padişah olmuştur.

Babası II. Mustafa öldükten sonra, şehzadelerin sarayda gözetim altında tutulması kararına uygun olarak, 7-8 yaşından itibaren tahta çıkıncaya kadar hapis hayatı yaşadı. Çok iyi bir eğitim almış olmasına rağmen, yaşamış olduğu hapis hayatı nedeniyle sinirli-huzursuz bir davranış kazanmıştır. Bu durum yönetimine de yansımıştır.
Kardeşi I. Mahmud dönemine ve icraatlerine karşı eleştirel yaklaşmıştır. Kendi döneminde önemli bir siyasi gelişme yaşanmamıştır.

Osmanlı açısından savaşsız bir dönem olmasına rağmen, afetler yaşanmıştır. Tahta çıktığı sıralarda İstanbul?da şiddetli bir kış yaşanmış ve Haliç donmuştur. Hükümdarlığı döneminde, İstanbul?da yangınlar çıkmış ve salgın hastalık yaşanmıştır.
III. Osman, yaşadığı hapis hayatının etkisinden olsa gerek, sık sık halkın arasına karışıp İstanbul?u gezmiştir.

Sultan III. Osman, bir süre hasta yattıktan sonra vefat etti ve Yeni Camii?de kardeşi I. Mahmud?un yanına defnedilmiştir.

İstanbul Ermeni Patrikliği, bir Türk kilisesidir!

Tarihçilerimizin bir kısmı, tarihi geçmişimizle övünmekten ve ne kadar hoşgörülü olduğumuzdan bahsederler ya! İşte bu durumla ilgili ne biliyorlar, hoş görülü olan tarihimizi ne kadar iyi algılıyorlar acaba?

Ermeniler?in bilinmeyen bir tarihi var. Ermenilerin son bin yıllık tarihleri, türk tarihiyle iç içe. Ermeni tarihi, türk tarihinin bir parçası. Bu durumu normal bir Türk de bilmiyor, bir Ermeni de.

Ermeniler, batı hristiyanlarınca horlanan bir hristiyan mezhebinden gelirler. En Hristiyan olan devletler bile, Ermenileri küçümsemişlerdir. Bu batı için hala böyledir, sonuçta Ermeniler de, batılılar için ?doğulu? bir millet olarak görülür ve siyasi çıkarları olmadıkça değer verir görünmezler.

Ermeniler, mezheplerinden ve inançlarından dolayı, Romalılar tarafından katliamlara uğradılar. Ermenilerin, çeşitli baskılardan dolayı, bir dini merkezi olmadı. Hristiyanlarca, hristiyan yerine bile konulmadılar. Ermeniler, parçalı bir inanış içindeydiler ve Ermenileri bir kilise etrafında birleştirip millet haline getiren ve kendinden bilip ?millet-i sadıka? olarak tarih sahnesinde, batı hristiyanlarına üstün duruma yükselten, Osmanlı teşkilatı olmuştur. (Ermeniler, Osmanlı?yı soykırımla suçlarken ve batılıların kıskacına sokarken, aslında kendi geçmişlerindeki bu gerçeğe darbe vuruyorlar. Ermeni kilisesi, Roma kilisesi kadar saygın idi bir zamanlar ve bunu Osmanlı başarmıştı. Bunun çeyreği kadar Ermenilere saygınlık veren başka bir işi hangi batılı devlet yapmıştır?)

Osmanlının en güçlü, akil ve adil padişahlarından olan Fatih Sultan Mehmed, ermeniler?e, hiç sahip olmadıkları ve diğer hristiyanların bile sunmadıkları bir şey sundu. 1461 yılında, Ermeni Patrikliğini kurarak, ermeni toplumunu var?landırdı. Bu elbette karşılıklı bir güveni de tesis etti. Böylece Ermeniler, millet-i sadıka olarak anıldılar, kültürel ve ticari alanda, Osmanlı içinde etkin hale geldiler.

Osmanlı, sahip çıkılmamış olan ermeniler?e sahip çıktı. Ermeniler?i kendinden bildi. Ermenilerin kaderini ve dini inançlarını kendinden bildi, üzerine aldı. Yoksa böyle bir zorunluluk içinde değildi. Sadece kendini oluşturan unsurlardan biri olarak gördü. Hatta İslami olan bazı inançlara bile bu denli ehemmiyet verilmedi.

Fatih Sultan Mehmed?in açtığı bu yol, asırlarca devam edegeldi. Bir zamanlar, ermeni inancını ve milletini ikinci sınıf gören batı ve katı hristiyanlık makamları, Ermeniler?i köklerinden koparıp kendi toplumlarına saldırttılar. Milliyetçilik ve Katolik hristiyanlığın bayraktarı Fransızlar, ermeni militanlarına Fransız üniformasını giydirip kendi topraklarında kan döktürmeye başladılar. Bu işin sonucunda ise, günümüzde gelinen noktada hem Ermeniler acı çekmekte hem Türkler acı çekmektedir. Bu acılar üzerine siyaset yapıp, Türkler ve Ermeniler?in tarihi mazi ile geleceğini karartan ise, derin Fransız anlayışıdır. Batı dünyası, Türkleri de, Ermenileri de, Kürtleri de aynı kefeye koyuyor ve batılılar için tüm doğu halkları, ikinci sınıf görülürler.

Bu noktada, Ermenilerle olan ortak geçmişimize baktığımızda, bu toplumun her halkı, birbirine ait. Ermeni acısı da, ermeni sanatı da, ermeni ekonomisi de, Türklerden ayrı olamıyor. Dışişleri bakanımız Ahmet Davutoğlu?nun, “Ermeni diasporası, bizim diasporamızdır” ifadesi son derece yerindedir. Bazı ergen coşkusuyla, milliyetçilik yapıp tarihçi geçinenlerin, bu bilgi ve gerçekleri kavraması beklenmez, zaten.

Bu olguyu, bu şekilde inşa edenler, atalarımızdır. Ermeni patriklik kilisesini, eğer atamız Sultan Mehmed kurdu ise, Ermeni Kilisesi, aynı zamanda bir Türk kilisesi değil midir? Hem Ermenilerin hem Türklerin, bu gerçeği görmeleri lazımdır. Görüldüğü üzere, bu milletin tarihinde suç yoktur, eğer hata varsa bu herkesindir.

I. Mahmud dönemi olayları

1733-İran Savaşları?nın Hızlanması, Nadir Şah?ın Başarıları

İstanbul?da sükunetin temininden sonra I.Mahmut İran harpleriyle meşgul olarak seraskerliğe Bağdat Valisi Ahmet Paşa?yı tayin etti. Ahmet Paşa Kurıcan Muharebesinde İran?ı mağlup ettiği sırada Hekimoğlu Ali Paşa Urmiye ve Tebriz?i ele geçirmiş bulunuyordu. Bunun üzerine bir muahede akdolundu. Buna göre Tebriz?in İran?a verilmesi söz konusu idi. Buna taraftar olmayan padişah, Sadrazam Topal Osman Paşa?yı azl etmiştir, yerine ise Ali Paşa geçirilmiştir. Nadir Şah da II.Tahmasp?ın Osmanlı ile yaptığı muahedeyi tanımamış, Bağdat?ı muhasara altına almıştır. Topal Osman?ın yetişmesi sonucu Bağdat muhasaradan kurtulduğu gibi, Tebriz de istirdat edildi. Ancak Topal Osman Kerkük?te mağlup olunca Tebriz, İran?ın eline geçti. Osmanlı Devleti?nin Kırım Han?ını Kafkaslardan İran Seferi?ne tayin etmesi, iki devlet ilişkilerini germiştir. Osmanlı Devleti Gence, Tiflis ve Erivan?ın elden çıkmasına rağmen İran ile sulh akdine karar verdi. Yapılan antlaşma sonucu Kars-ı Şirin antlaşması ile tayin edilen hudutlar kabul edildi. Fakat Nadir?in hükümdarlığının tanınması, Şii Caferi mezhebinin beşinci mezhep olarak kabulü ve diğer maddelerde ısrar etmesi üzerine görüşmeler sonuç vermedi. Uzun süren münakaşalar sonucu Caferi mezhebi reddedilerek diğer maddeler kabul olundu.

1735-Bonneval Ahmet Paşa, Humbaracı Ocağının Kurulması

Askeri Avrupa tarzı yetiştirmek isteyen I.Mahmud, bu sırada Türkiye?ye irtica etmiş olan Ahmet Paşa?yı Humbaracı Ocağını ıslaha memur etti. Sadrazam Topal Osman Paşa da modern topçu kuvvetlerinde, Avrupa taktik, disiplin ve silahların kullanılmasına taraftardı. Ahmet Paşa, Topçu zabitlerine Üsküdar?da modern matematik göstermeye başlamış ve maaşlı humbaracı ocağı teşkil etmiştir. Ahmet Paşa vefatına kadar devlet hizmetinde kalmıştır. 1747?de vefat etmiştir.

1735-Osmanlı-Avusturya, Rus Savaşları

Osmanlı İran Seferi ile meşgul olurken Rusya Avusturya ile Prut ve Edirne antlaşmalarını işgal ederek Lehistan?a askeri müdahalede bulunmuş ve III.Ogüst?ü kral seçmiştir. Bunlardan başka, Rusların Azak Kalesine taarruzları ve Don Nehri?nde gemi bulundurmaları ve İran Seferi sırasında Osmanlı kuvvetlerine yardım için Kabartay arazisinden geçecek olan Kırım kuvvetlerini protesto etmeleri, Or-Kapu?yu teslim alarak Kırım?ı talan etmeleri, Bahçesaray?ı yakmaktan geri durmamaları ve Fransa?nın İstanbul sefirinin Osmanlı Devletini teşvik etmesiyle Rusya?ya harp ilan edildi.

Bu sırada, Avusturya İmparatoru VI.Karl ile Rus Çariçesi Anna, gizlice anlaşmışlar ve önce Rusya?nın sonra Avusturya?nın savaşa girmeleri kararlaştırılmıştır. Avusturya, Bükreş?i, Rusya ise Özi?yi ele geçirmiştir. Osmanlı ordusunun çeşitli cephelerde Avusturya ordusunu yenilgiye uğratması Macar halkı arasında sevinç yaratmıştır. Bu durumda Osmanlı hükümeti, Tekirdağ?da ikamet etmekte olan Josef?den istifade etmek istemişti. Fakat cephede ölünce bu teşebbüs yarıda kalmıştır.

1739-Belgrad Antlaşması

Fransa ile barış yapılması; İvaz Mehmet Paşa?nın, 1739?da Belgrad önlerinde Avusturya ordusunu mağlup etmesi; İsveç-Fransa ittifakı; Osmanlı-Prusya antlaşmasının belirmesi ve Osmanlı-İsveç ticaret antlaşması, Avusturya?nın Osmanlı ile anlaşması üzerine Rusya?da anlaşmaya mecbur olmuştur.

    Antlaşmaya göre;

  1. Avusturya ile;
    • Belgrad, Osmanlı?ya teslim edilerek istihdamlar yıkılmıştır.
    • Tuna ve Sava iki devlet arasında sınır kabul edilmiştir.
  2. Ruslar ile;
    • Azak Kalesi yıkılacak ve arazisi tarafsız bir hale getirilecek.
    • Büyük ve Küçük Kabartay toprakları tarafsız bir hale getirilecek.
    • Ruslar Karadeniz?de donanma bulundurmayacaktır.

1754-I.Mahmut?un Ölümü, III.Osman?ın Tahta Çıkışı

59 yaşında olan Padişah bir müddettir hasta idi. 1754 yılında Cuma Namazı sonrası at sırtında ölmüştür. I.Mahmut zayıf, kısa boylu, iyiliksever bir insan idi. Divan toplantılarına katılır, halkın şikâyetlerini dinlerdi. Şiddetli tedbirlere başvurmaktan hiç çekinmemiştir. Şiire meraklıdır. İstanbul?da inşa veya tamir ettirdiği birçok eseri vardır.

III.Osman 1754 yılında tahta çıktığında 56 yaşında idi. Cüluslarda ashab-ı mukataa, erbab-ı zeamet ve vazifeden rüsum-ı cülusiye almak kanun-i kadim-i devlet olduğu halde III.Osman bunu bir ferman ile kaldırmıştır.

Osmanlı Devleti’nin Genel Özellikleri ve Kısa Sürede Gelişmesini Sağlayan Faktörler

Osmanlı Devleti, gerek teşkilat yapısı itibariyle gerek halkın sosyal hayatı ile ilgili tam anlamıyla ortaya konulmuş bir tarih konusu değildir. Elde edilen bilgilere göre bazı kendine has özellikler ihtiva eder, bazı ilkleri ve enleri vardır. Herşeyden öte, hala tarih olmamış şu son nesilden önceki dünyanın bir numaralı devletidir. Osmanlı Devleti’nin göçüş merasimi sonrası ortaya çıkan siyasi çalkantılar hala devam etmektedir. İşte günümüzdeki bu ister küresel ister yerel anlaşmazlıkları anlamak için, Osmanlı Devletinin özelliklerinin genel olarak bilinmesi gerekmektedir.

Okumaya devam et “Osmanlı Devleti’nin Genel Özellikleri ve Kısa Sürede Gelişmesini Sağlayan Faktörler”

XVIII. Yüzyıl Islahatlarının Genel Özellikleri

  • Osmanlı Devleti, geri kalmışlığını kabul etmiş ve giriştiği Islahat hareketlerinde, Avrupa’yı örnek almıştır.
  • Islahatlar; halkın talebi ile değil, devlet üst kademesinin gayret ve lütufları ile olmuştur.
  • Savaş yenilgileri ve sonucunda gelen toprak kayıpları nedeniyle, ıslahatlar askeri temelde ele alınmıştır.
  • Islahatlara karşı gösterilen sert tepkiler nedeniyle -bilhassa yeniçeriler- ıslahatlar devamlı olamamış ve sonuçları görülememiştir.
  • Islahatlarda, Avrupalı uzmanlardan yararlanma yoluna ilk defa gidilmiştir.
  • XVIII. Yüzyıl Islahatları’na, 17. yy. Islahatlarından daha esaslı yaklaşılmış, sorunların kökenine inilmeye çalışılmıştır.