Nükleer muhaliflere karşı geliyorum; Nükleer Teknolojiye Evet!

Türkiye’de bir grup var ki, herşeye muhalefet. Nükleer Teknoloji konusunda hep bir karşıtlık. Bu kişiler, kendilerini aydınlık Türkiye’nin aydınlık gücü olarak görüyorlar, sanki modern bilimleri yutmuşlar sonra da üstüne insanlık master’ı yapmışlar. Bu çevreci, hayvancı, bitkici, bergamacı düzenbazların anlamaları gereken bir şey var; o da şudur: Bazı şeyleri sevsen de sevmesen de kabul edersin. Dünya şartları budur. Örneğin, Cep telefonlarının radyasyon yazdığı biliniyor, hadi o zaman mobil iletişimi yasaklayalım, kimse facebook facebook koşmasın. Bu işinize gelir mi? Gsm operatörlerini ve hizmetlerini def defilim. O zaman, dünyada, cep telefonu radyasyonuna savaş açmış muhteşem Türk insanı olarak mı anılırız, yoksa yobaz Türk insanı diye mi? Madalya takan olur mu?

Okumaya devam et “Nükleer muhaliflere karşı geliyorum; Nükleer Teknolojiye Evet!”

Nükleer Teknoloji Karşıtlığı ne kadar gerçekçi?

Türkiye, Rusya ile yaptığı anlaşma sonucu, Mersin Akkuyu’da bir santral kurma girişimine başladı. Nükleer karşıtı kişiler de hemen girişime başladılar.

Nükleer karşıtlığı, dünyada en revaçta mesleklerden biri… Bilmeye ve öğrenmeye pek de ihtiyacımız yok. Bilinen ezberler tekrar edilip gidiyor. Turizmin katkısından bahsediliyor, istihdamın turizmle daha iyi sağlanacağından dem vuruluyor. Turizm’in ekonomik katkısı yadsınamaz tabiki… Ancak bir savaş veya olay anında, turistik tesislerin nasıl da elde kalacağını görmek lazımdır. Bazı olgular vardır, zaman içinde kâr eden… Turizm hiç güvenli bir sektör değildir. Bir yıl bakarsın 10 milyon turist gelmiş, diğer yıl bakarsın 2 milyon! Turizmciler’imiz bakmışsın, işsizlikten yakınır olmuşlar…

Nükleer Enerji, bir elektrik enerji olgusu da değil! Bu enerji arzından daha fazlasıdır; bir teknolojidir. Herkes ekolojinin korumalığına soyunuyor, ama kimse mantıklı ve bilimsel düşünmüyor, konuşmuyor.

Herkesin dilinde güneş ve rüzgar enerjisi var. Ancak, bu enerjilerden üretilen elektrik arzı ve doğaya olan zarar oranı hakkında konuşan yok. Rüzgar enerjisini ele alırsak; Türkiyenin nüfus ve gelişimi için yeterli-güvenli elektrik arzı için, neredeyse her rüzgar görülen yere türbin yerleştirilmesi gerekir. Bu ise doğal çevre açısından çok zararlıdır. Kimse bundan bahsetmiyor. Nasıl mı, zararlıdır? Rüzgar dalgaları bu rüzgar gülleri tarafından parçalanmaktadır. Parçalanan rüzgar dalgaları ölçümlenebilir olmaktan çıkan bir yörüngeye dönüşmektedir ve ayrıca elektrik yüküyle yüklenmiş olmaktadır. Rüzgar gülleri ile çarpışmakta olan rüzgarların ısısı artmaktadır. Tabiki, bazı yerlere bu güllerin konulmasının bir etkisi olmayacaktır, ama bu durumda da üretilen elektrik enerjisi Türkiye’nin ihtiyacının %5’ini bile karşılayamaz… Yani, ekolojik denge ve insan gereksinimi oranında, rüzgar enerjisi yetkisizdir. Ne ihtiyacı karşılayabilir ne de umulduğu kadar zararsızdır.

Gelelim, güneş enerji sistemlerine! Güneş enerji sistemleri, belki de yenilenebilir enerji sistemleri içinde en iyisidir. Ancak onunda eksileri yok değil! Bu paneller, günümüzdeki teknolojileri bakımından şu an itibariyle elektrik talebini kaldıracak kadar mükemmelleşmiş değiller! Türkiyenin en fazla güneş alan coğrafyası olan Toros dağlarını baştan başa bu panellerle kaplasak bile, Türkiye’ye yeteceğini garanti edemeyiz. Üstelik bir savaş durumunda da ilk hedef alınacak yer, bu paneller olacaktır. Bu yüzden dünya barışı garanti edilmeden bu oldukça pahalı ve çok yetersiz teknolojiye para yatırılmamalı. Ancak araştırmaya devam edilmelidir. Güneş enerji teknolojisi geliştirilinceye kadar da, kimse karanlıkta kalmayacağına göre, Nükleer teknoloji hem insanlar hem de ekoloji için en iyisi olmaktadır.

Hidroelektrik enerji üretimine baktığımızda da, artık barajlardaki sularımız, içme ve kullanmamıza bile yetmiyor. Elektrik türbinlerinden geçirilen sular da, çok temiz değildir (radyasyon açısından). Barajlarda bekletilen sular ise, doğal su akışını bozmakta, içindeki metal ve tuz eriyik miktarı derilmekte ve ovalara verilen bu sular, topraktaki tuzluluk oranını artırmaktadır. Baraj yapılarak, doğal sirkülasyonu bozulan akarsuların hareketi sonucu, yaban hayatı için önemli olan goller kurumaktadır. Bu yüzden artık hidroelektrik enerji arzı da ne çevreci ne de yeterli olmaktadır.

Nükleer enerji, enerji ihtiyacı ve ekolojiyi birbiri ile en bilimsel şekilde eşleştirdiğimizde, nükleer enerji en zararsız enerji durumundadır. Sadece jeotermal enerji en zararsız olabilir, ancak onun da yeterliliği tartışılamaz bile!

Peki, nükleer enerji çok mu temiz? Hayır! Ancak, gerek bir savaş durumunda saldırıya uğrama ihtimali en az olan, elektrik arzı en garantili olan, soğutma işlemindeki yan etkisi bakımından da en fazla enerji üretimine karşı en az sıcak buhar salınımı (su ile soğutulan reaktörler için) oranı veren bir teknoloji, nükleer teknolojidir. ca

Bir nükleer reaktörün en tehlikeli durumu, patlamasıdır. Ancak bir tek örnek olan Çernobil, bu endişeyi kaide yapmaz. Üstelik, Çernobil faciası da bu teknolojinin gelişimi açısından ve yeni kurallar getirmesi bakımından, olumlu bir legalleşme sağlamıştır. Bu konuda çok katı kurallar vardır ve doğal çevreye herhangi bir turistik tesisten daha zararsızdır. Nükleer reaktörlerin çevrelerinin daha ekolojik olduğunu gözlemlemek de mümkündür. Çünkü herhangi bir tehlikeye karşı iyi gözlem için, reaktör çevreleri yeşillendirilmektedir. Ovaları tuzlandıran, tarihi eserleri harap eden su santrallerini mi, rüzgar kararlılığını yerle bir eden rüzgar enerjisini mi, yoksa kaza ihtimali milyonda birden bile az olan ve neredeyse hiç zararı olmayan ancak yan etkisine oranla elektrik verme kapasitesi en iyi olan nükleer enerjiyi mi tercih edersiniz?

Her teknolojinin yan etkisi vardır. Önemli olan kar, zarar oranını gözönüne almaktır. 50 tane santral yerine yapılacak 10 reaktör ile, gölleri-ovaları-tarihi eserleri koruyabiliriz!
(Bu yazı ilk olarak, 14.05.2010 tarihinde yayınlanmıştır.)

Nükleer Takas Anlaşması, ne anlama geliyor?

Türkiye, kendi coğrafyasının kilit ülkesidir. Bunu da yakın zamandaki bir çok olayda gördük. Mesela, ABD’nin son Irak işgalinde, Türkiye’nin kendi coğrafyasını kullandırmak istememesi ABD’ye şok yaşattı. Amerika, bunun öcü olarak, askerlerimizin başına çuval geçirdi. Ancak bu durum ABD’nin daha da aleyhine bir Türk kamuoyu oluşturdu. Amerika, giderek Türkiye’yi kaybetti. İki sıkı fıkı dost olan Amerika ve İsrail, Başbakan Erdoğan’ın one minute çıkışıyla taraf olma durumuna düştüler ve Amerika sonraki süreçte İsrail’e uyarı, Türkiye’ye destek açıklamaları yaptı.

Ancak, aradaki kırgınlıklar bitmiş olmamalı ki, Türkiye gerçek bir müttefik aramaya devam etti. Ayrıca, Avrupa’nın da birliğe almak konusunda samimiyetsizliği üzerine, artık benim de yıllardır özlemini çektiğim, Rusya ve komşular ile bir ittifak arayışına girildi ve başarılı olundu. Bu süreçte, Amerika’nın hep tehdidine maruz kalan İran’ın, Amerikan tehdidinden kurtarılması, yıllarca süren İran’ın Nükleer Teknoloji Projelerinin batılılarca bahane edilerek bu coğrafyanın delik deşik edilmesi durdurulmalıydı. Bu coğrafyada kilit rol oynayan Türkiye’nin bu işleri, Amerika’ya rağmen düzeltmesi lazım idi. Türkiye’nin önemini anlayamayan Talabani, bundan bir süre önce şöyle bir açıklama yapmıştı: Türkiye’ye bir kedi bile vermem… (bu veya bu mealde bir sözdü.) Sonra baktık ki, gelişen süreçte, Talabani; kendi eliyle donunu bile verecek duruma geldi. Ancak Türkiye’de hala Talabani kafasında olan insancıklar var. Hala hiç bir devletlerarası ilişkiden anlamayan, Amerikan karşıtı olup da Amerikancı kafaya sahip ve kendine solcu diyen, dar kafa, hala dünyanın düz olduğunu iddia eden, Nazım’ın sadece iki-üç şiirini bilen diğer Nazım şiirlerini duyunca nefret okuyan, gerçeği duyunca da inkar eden züppeler, hala kafasının dikine gidiyorlar. Bu sosyalist bozuntuları, yavşamış olduklarından olsa gerek, Komünizm’i de sevmezler. Bu kişilere, Can Yücel’in Murat Belge için yazdığı şiiri gönderiyorum…

Okumaya devam et “Nükleer Takas Anlaşması, ne anlama geliyor?”