Milli Mücadele’de, Düyun-ı Umumiye ve Reji Ambarları

19.yy. Osmanlı Devleti’nin borçlarının arttığı bir dönemdir. Bu borçların çevrilmesi için, 1861’de İngiliz Büyükelçisi, Osmanlı’nın borçlarının tek çatıda birleştirilip bunların ödemelerinin yapılabilmesi için Osmanlı’ya bir öneri sunmuşsa da, bu reddedilmiştir. Ancak uzun süre direnme gösteremeyen Bab-ı Ali, 1878 Berlin Kongresi‘nde konu tekrar gündeme gelince, 20 Aralık 1881’de Muharrem Kararnamesi ile alacaklı devletlerle anlaşmayı kabul etmiş ve Düyun-ı Umumiye’nin kurulmasına razı olmuştu. Böylece çeşitli ürünler üzerinde yabancı kontrolü ortaya çıkıyordu. Ayrıca, 1884’te de tütün ekim ve satımını denetim altına alan Reji İdaresi kurulmuştur. Böylece Osmanlı ekonomisi tamamen yabancıların eline geçmekteydi.

Milli Hükumet kurulunca, bu haksız duruma karşı faaliyete geçildi. 1920 yılındaki Muvazene-i Umumiye Kanunu ile “milli ve mali istiklalin fiilen tesisine kadar, bu kurumların gelirlerinden faydalanılması” kabul olunmuştur. Teşkilat ortadan kaldırılmamışsa da, varlıklarına el konulmuştur. Böylece, bir miktar maddi kaynak sağlanmaya çalışılmıştır.

Düyun-ı Umumiye ambarlarında bulunan tahıl maddelerine el konulmuştur. Ayrıca Reji Ambarları‘na da gerekli hallerde başvurulmuş, el konulan tütünler satılarak, Kuva-yı Milliye ihtiyaçları için harcanmıştır. Bunun üzerine Düyun-ı Umumiye Müdiriyeti‘nin yaptığı protestolar, umursanmamıştır.

Milli Mücadele’de İstanbul’un gizli yardımları

Milli Mücadele’de halk kenetlenmiş olmasına karşın, ellerinde silah ve cephane yoktu. Maddi zorluklar içinde yürüyen mücadele için önemli yardımlar gerekmekteydi. İstanbul Hükümeti ile Anadolu arasında bir kopukluk bulunmaktaydı. Ancak yine de İstanbul’da, Milli Mücadeleyi destekleyen kişiler bulunmaktaydı. Bunların başında ise Harbiye Nazırı Cemal Paşa vardır. Birçok mühimmat ve silahın Anadoluya iletilmesinde önemli katkıları olmuştur. Ayrıca, İstanbul’da bulunan, Milli Hareket hesabına çalışan çok sayıda kuruluş da bulunmaktaydı. Bu gruplar Heyet-i Temsiliye tarafından organize ediliyordu. Milli Mücadelenin ilk safhalarındaki İstanbul yardımları, bireysel çabalarla yapılmıştır. Anadolu’nun sıkıntılı zamanlarında, İstanbul’lu vatanseverler tarafından önemli lojistik faaliyetler yürütülmüştür.

Tarihte önemli bir yere sahip olan Akbaş Cephaneliği konusu da işlenmelidir. Gelibolu’da Akbaş mevkiinde yer alan, Fransız denetimindeki Akbaş deposu, Kuva-yı Milliye Grup Komutanı Köprülülü Hamdi Bey komutasındaki 30 kadar Kuva-yı Milliye eriyle 26/27 Ocak 1920 gece baskınıyla ele geçirilip 8bin tüfek, 5bin sandık cephane ve 200’e yakın ağır makinalı tüfek Anadoluya kaçırıldı. Anadoluya yardım sevkiyatında önemli görevler üstlenmiş; Hamza Grubu, Karakol Grubu, Namık Grubu, Kaynarca Grubu, Ferhat-Kerim Grubu gibi gruplar bulunmaktaydı.

Tekalif-i Milliye Emirleri nelerdir?

Kütahya-Eskişehir muharebelerinden sonra bütün sorumluluğu üzerine alan Mustafa Kemal, 5 Ağustos 1921’de TBMM tarafınca, başkomutan seçildi. TBMM’nin bir kanunu ile (144 sayılı kanun) 3 ay süreyle, olağanüstü yetkilere sahip başkomutan seçildi ve bu süre boyunca verdiği bütün kararlar aynen TBMM’nin koyduğu yasaların gücünü taşıyacaktı.

Okumaya devam et “Tekalif-i Milliye Emirleri nelerdir?”

Milli Mücadele Güney Cephesi’nde, Pozantı Savaşı

İtilaf Devletleri, Mondros Mütarekesi’ni izleyen günlerde, Türkiye’de işgallere başladılar. Fransızlar ise Adana’yı işgal ettiler ve bunun üzerine kente Ermeni nüfus akmaya başladı. Fransa’nın Adana bölgesini işgal etmesi ve Ermeniler’le yakın ilişki kurması bir tesadüf değildi. Tarih boyunca görülen şudur ki; Ruslar Ortodoksları, İngilizler genellikle tüm Hristiyanları, Almanlar Protestanları, Fransızlar Katolikler’i ve Ermeniler’i koruyup kollama misyonundadırlar. Günümüzde de, Ermeni Sorununun bir numaralı savunucusunun Fransa olması, büyük bir tarihi gerçeğe işaret eder! İşte bu nedenle Fransızlar, Türkiye’yi işgal etme sürecinde, kendini daha rahat kabul ettireceğine inandığı yer olarak, Ermeni nüfusunun tanıdığı ve Ermeniler’in yerleşmesinin kolay olduğu yerleri tesbit etmiş ve oralarda işgal otoritesi kurmak istemiştir. Günümüzdeki Ermeni-Fransız gönül bağı da buradan gelir.

Okumaya devam et “Milli Mücadele Güney Cephesi’nde, Pozantı Savaşı”

Milli Mücadelenin Ekonomi Politikasının Esasları

Mali Bağımsızlık

Mustafa Kemal, tam bağımsızlık için mali bağımsızlığı temel şart görmüştür. Bu konuda çok sayıda sözü vardır. Çok ihtiyaç olduğu halde, İstiklal Savaşı’nın finansmanında dış borçlanmadan özenle kaçınmıştır. Düyun-u Umumiye İdaresi ve Reji İdaresi ile yapılan anlaşmalarda, bu idarelerin gelirlerinin Maliye’ye yatırılması sağlanmıştır. Mustafa Kemal, Kapitülasyonlar’ın kaldırılması konusunda asla taviz verilmemesini her zaman telkin etmiştir.

Denk Bütçe

Dönemin şartları ve anlayışına uygun olarak, devlet harcamaları gelirlere denk getirilmeye çalışılmıştır. Tam teşekküllü bir bütçe tutulamasada, harcamalar için dış borçlanmaya gidilmemiş ve bütçe denkliğine göre hareket edilmiştir.

Tasarruf

Milli Mücadele’nin finansmanında dış borçlanmaya gidilmediği için, iç kaynaklara yönelinmiş ve kıt kaynaklardan imkanlar yaratılmıştır. Hem kamu hem özel harcamalarda tasarruf için kanunlar çıkartılmıştır. 1920 yılında çıkarılan “Men’i Müskiraf Kanunu” ve “Düğünlerde Men’i İsrafat Kanunu” bunlardandır. Yatırımların gerçekleştirilmesi için gerekli olan finansman ise, devlet eliyle aktarılmıştır.