Bize sunulan, Echel Enteller!

Yine bir yerlere verip veriştirmek istiyorum, o sebeple yazıyorum bu yazıyı da! “Türkiye’de” diye başlamak isterdim ama, sadece Türkiye’de değil tüm dünyada bu iş böyledir: bazı insanlara, ettiğinden edeceğinden fazla değer biçilir. Sadece ideolojik, ekonomik, istiyor-olojik, o adamın nam’ı’ndan faydalanıyor-olojik nedenlerden ötürüdür, bu uğraşlar. Şimdi söyleyeceğim bazı isimler, çok eleştirilen pop’çularımız kadar bile değer sahibi değillerdir, aslında… Bana katılmayabilirsiniz, bu yazımı hiç beğenmeye de bilirsiniz. Hep söylendiği gibi, meyve veren ağaç taşlanır da diyebilirsiniz. Kendini medyatik yapmak için bu güzelim saygıdeğer, kaliteli insanlara saldırıyorsun da diyebilirsiniz. Özgürsünüz… Ama ne yapayım, böyle düşünüyorum, eldeki veriler şimdi söyleyeceğim sonuçlara götürüyor.

Okumaya devam et “Bize sunulan, Echel Enteller!”

>Siyasetin Sosyal Ağlara İlgisi ve Kazanımlar

>

Değişmeyen tek şey, değişimdir sözü hem önemli hem de artık klişe bir ifade olmuştur. Sosyal olguların değişimi ise hem nitel hem nicel olarak çok hızlı oluyor. Son dönemin en sosyal değişimi, sosyal ilişkilerin, sanal sosyal ağlarla giderilmeye başlanması. Ben, birçok insanın aksine, sosyal ağların sosyalleşmek adına faydalı olduğunu düşünüyorum. Özellikle çekingen insanlar, paylaşımda bulunmaya başladılar, internet ortamında. Eskiden bu insanlar, kapalı odalarda, hiç bir şeyden habersiz yaşıyorlardı. Bence sosyal ağlar, yeni bir sosyalleşme biçimi, hepsi bu! Ya bu gelişmelerin ortaya çıkardığı sorunlar mı? Diyorsunuz. O sorunlar, eski sosyalleşme biçimlerinde de vardı, hata yapan her yerde hata yapar.

Yeni sosyalleşme biçimini, siyaset ritüellerine de dahil ettik. Belki bunun Türkiye’deki yansıması biraz kopyacı yaklaşım gibi duruyor, ama bu da önemli bir şey! Sosyal ağ kullanımının siyasilerce kullanımını zihnimizde yer ettiren, Obama‘nın twitter kullanımıydı. Amerika’nın solu olan Demokratların güzel bir görsel kampanyasıydı. Böyle bir şey bizim toplumumuz için ne ifade eder bilinmez ama Amerikan halkı açısından oy vermek için bir sebep olabilir. Bizde de yankı bulacak mı, ilerleyen günlerde göreceğiz. Peki, bizdeki çalışmalar neler?

Referandum sürecinde, daha önce bahsettiğimiz, Akparti’nin blog yarışması vardı. Bence çok zekice oluşturulmuş bir projeydi ve herkesin olumlu tepkisini aldı. Akparti karşıtlarınca kıskanıldığı da aşikar. Çok fazla duyurulmasa da, önemli bir işlev gördü ve Türkiye’de şu ana kadar yapılmış en iyi sanal propaganda idi.

Akparti’nin bu çalışması, tanıtım için paramız yoktu diyerek acıtasyon yapan Chp yönetimine bir cevap olabilir. İnternet üzerinden tanıtım, çok paralı birşey değildir. Yani, yatırdığın paranın kat kat fazlasını görebileceğin en iyi mecra, budur. İnternet’te açacağın bir hesap veya sanal bir çalışma, gazete ve televizyonlara da düşeceği için, bir taşla on kuş vurmak zor değil! Yani, paramız yoktu, tanıtım yapamadık demek, boş bir bahane. Önemli olan kafanı ve imkanları kullanabilme sanatına sahip olmak. Referandum döneminde Kılıçdaroğlu’nun facebook sayfasının aldığı ziyaretler bir gösterge değil mi? Demek ki, çalışılsa yapılır.

Son zamanlarda twitter yazıları ön plana çıkıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den sonra, Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli de twitter hesabı açtı. Bunların içinde ise en fazla yaygarayı, daha ilk dakikalarında Devlet Bahçeli’nin hesabı oldu. Bir çok takipçisi inanmamış olacak ki, Devlet Bahçeli twitter hesabından (twitter.com/dbdevletbahceli) “bu hesabın kendisine ait olduğuna dair” twit yolladı, Genel Merkez’den de açıklama geldi. Yani, Türk siyasetçileri bu işlere yeni yeni el atıyorlar. Sonuçta, hiç bir maddi götürüsü yok, getirisi ise çok büyük. Sosyal Ağ çılgınlığında başa oynayan bir toplum olan Türkler için, bu vaziyetler işlevsel görünüyor. Artık, hiç bir parti, tanıtımını yapmak için bir medya kuruluşuna muhtaç değil! 10 kişilik aklı başında, toplumun nabzını tutabilen personele sahip bir parti, internetin tozunu attırabilir.

Bu sosyal medya kullanımında, hem siyasetçiler hem seçmenler kazandığı gibi, aslında bu hizmeti sunan şirketlerde büyük kazanç içindeler. Bedava işler, insanlar tarafından çok seviliyorlar. Aslında bedava demek, daha büyük kazanç demek. Bunun en güzel örneği de Google. Aynı bilinçle hareket eden facebook ve twitter’da bu işi başarmış durumda. Sosyal ağları kullanarak seçim başarısı yakalamış birinin, bu servislere uygulanacak kapatma cezalarına da olumsuz bakacağı ortada. Bu durum ise, internet sansürü konusunda daha özgürlükçü politikaların uygulanmasını sağlayacaktır. Yani, burada kazanımlar tek yankı değildir. Çünkü, internet denilen şey; soysal, yaşayan, değişen bir ortam. Tabi, kullanmayı bilenlere!

Terör Olayları ve Medyanın görev bilinci

Türkiye yeni bir oyun döneminin içerisinde bulunuyor. İsrail’le restleşme siyasetinden hemen sonra, PKK’nın saldırıları arttı. Buradan ne çıktığı belli, başka bir anlam aramaya gerek yok.

Başbakan Erdoğan, bugün “medya” üzerine bir eleştiride bulundu. Çok da haklıydı. Dünyanın hiçbir yerinde şehit cenazeleri Türkiye basınındaki kadar afişe edilmez, edilmedi. Amerika’nın Irak’taki kayıpları konusunda bir kaç fotoğraf dışında bir görsel bulamazsınız ve bir paragraftan daha fazla haber bulamazsınız. Hatta Mersin’deki gibi şehit tabutuna şehir turu attırıldığını (aktüelhaber.com’da okudum) hiç duymazsınız, ama o ayrıdır, burada basının suçu yok, bu olaya değinmemin nedeni bizim insanımızın mantalitesini ortaya koymak. Eee, böyle bir halkın basını da, ağzında şehit lafları, icraatte şehitlerin hak etmediği muamele olarak ortaya çıkar.

Şehit haberlerinin şuursuzca yayınlanmasını, yasalarla engellemek mümkün. Ancak bu durumda da hükümetin başına gelmeyen kalmayacaktır. Muhalefet partileri başta olmak üzere, Doğan Medyası ve Doğan Ekollü Fatih Altaylı bu durumu kendilerince garipseyeceklerdir. Sansürcü Hükümet naraları iyi prim yapıyor, yıllarca uyutulmuş koyun gibi bir halk nezdinde… Bu halk; Süleyman Demirel’in, susuz köye köprü yapacağı vaadine oy vermiş bir halk. El kaide, Türkiye’de saldırı yaptığında, teröristlere prim vermemek için görüntü yayımlamıyoruz, diyen Fatih Altaylı’nın kanalı (habertürk), bugünlerde milliyetçi üslup ve afişe haber şekliyle elinden geleni yapıyor. Bu acaba iç politikada şehitler üzerinden bir taraf seçme durumu mudur? Evet, sanırım öyledir!

Basın ya da medya, her neyse, önce kabul ettiklerini söyledikleri basın meslek ilkelerine uysunlar. Basın ilkelerinde yazılı olmayan, Etik İlkeleri vardır, bunlara da uymayı ahlak kabul etsinler. Yabancı yazarların yazılarını Türkçeye tercüme dışında hiçbir iş yapmayan goril köşe yazarları yerine, birazcık da fikri-sözü olan Türk gençlerine bir köşe versinler. Yalnız bir şart var; baba parasıyla okumuş, Okusford, Massasuşet görmüşler olmayacak bu gençler. Çünkü, zaten orada okuyanların düşüncelerini biliyoruz.

Türkiye’de PKK’ya su taşıyanların başında yıllardır medya yeraldı. Hatırladığım 90’lı yıllar boyunca, gazetelerimizde, Pkk’ya karşı şu tür silahlar kullanılamaz, Avrupa sözcüsü şöyle açıklama yaptı ve benzeri bir çok dış mihrak sözcülüğü yaptılar. Yalan mı? O zaman demokrasi temsilcisi olanlar, bugün Demokratik Açılım karşıtı oldular. Yalnız tek bir yerde birleşiyorlar, ağızlarından çıkan sözler bizden değil, dipnot düşülmüş sözler. Bunlar bir de milliyetçi yazar oldular. Şöyle bir söz var yörüklerde; Tuluk’un içinde ne varsa, dışına o sızar. Demekki bizim köşe yazarlarının içi geçmiş, çürümüş, dışardan sokulan birşeyler var, içlerinde…

>Burada, Günümüz Spor Anlayışına Değiniyorum!

>

Sportif faaliyetler, ülke ekonomisi ve sosyolojisi bakımından önemli bir gerekliliktir. Spor alanlarının her ülke veya halkta farklı gelişmişlik düzeyleri vardır. Ancak, spor tarihine dalacak olursak, günümüzde Olimpiyat Oyunları olarak bildiğimiz oluşumun, ilk sportif hareket olduğunu görürüz. Olimpiyat Oyunları’nın çıkış amacında, günümüz değer yargılarına uymayan amaçlar ve olgular olduğunu görebiliriz belki, ama bu durum Olimpiyatlar’a atfedilen değerleri gölgelemez. Olimpiyat Oyunları’na baktığımızda ise, önem verilenin insan vücudu olduğunu görürüz. Yani, spor demek insan demektir ve spor aktivitelerinin temeli, atletizmdir.

Zaman, herşeye hükmeden üstün bir kavramdır. Değişim, yegane güçtür. Böyle olunca da, sportif algılar ve olgular değişiyor. Özellikle de çılgın tüketim niteliğinin üzerine kurulu bir devir olan günümüzde, spor kavramı maddi getiri ve götürü paralelinde işlem görüyor. Artık, spor kavramı; endüstriyel spor, futbol kavramı; endüstriyel futbol olarak nitelendiriliyor. Bu bilincin ortaya çıkardığı sonuç ise şöyle açıklanabilir. Eskiden, spor yapanlar değerli iken, şimdi spor taraftarlığı öncelikli görülüyor. Bu aslında insan zihinlerine dayatılan bir durum! Çünkü, insanların para harcaması isteniyor ve spor türlerine bu doğrultuda önem veriliyor. Futbol özelinde ele alırsak; yapılan yatırımlar, taraftar oluşturmak üzerine kurulu gereksiz yorumlar bunun göstergesi! Futbol üzerine yapılan herşey ama herşey, insanları spora meraklandırma amaçlı değil! Tamamen ürün satımına odaklı kurgular. Transfer haberleri üzerine çıkartılan gazeteler, maç keyfine odaklı LCD tv kampanyaları, fikirleri beş para etmeyen dünyadan kopuk kişilerin spor yazarlığı ünvanı ile milyonlar kazanması bunun bariz örneğidir. Aslında bu durum normal, ben işin burasında değilim…

Ben, bazı durumların etik olarak desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Futbolun, sadece futbol olmadığını, bu yüzden savaşlar çıktığını da biliyorum. Türkiye’de bir kaç haftadan beridir önemli sportif faaliyetler var. Öncelikli olarak, Türkiye Formula 1 yarışıyla başlayan, ardından Dünya Okçuluk Kupası ve Cezmi Or Atletizm Yarışmaları ile devam eden önemli spor aktiviteleri var. Belki daha neler var spor faaliyetleri olarak, ama bunları göremiyoruz, haberlerini alamıyoruz. Benim sitemim burada! Futbol ve Dünya Kupası’nın tüm dünyadaki reytinginden haberdarım. Ancak, diğer sporların da, halkın ilgisini çekmese bile, entellektüel yaşamın temsilcisi olan basın-medya tarafından, halka bir miktar enjekte edilmesinin bir etik gereklilik olduğunu düşünüyorum. Tek düze fikirlerden kurtulacak, herhangi bir sporla ilgili sohbet ederken kafasının dikine gitmeyecek toplum bireyleri için, artık futbol basınına dönüşmüş olan spor basınımızın, kendi ülkemizde yapılmakta olan aktivitelere bari, biraz ilgili olmasını istiyorum.

Sportif anlamda gündemi takip eden, dünyadan haberdar bir sosyal ortam için, halkın bir uğraşısı olmaz. Halkın belirli fikri olgunluğa ulaşmasını sağlamak (eğer isteniyorsa tabiki?), medyanın görevidir. Bu görevi; basında görev edinen muhabirler ve kendilerini akil adam gören köşe yazarları yapmazlar ise; bu köşe yazarlarının biz adam olmayız deme hakları da olmaz!

İkide bir, adam olmayız muhabeti yapmak istemiyorsak, halk ise okumuyor ve araştırmıyorsa, medya dediğimiz kurumlar bir görev üstlenmelidirler. Burada, medyanın görevi insanları eğitmek değildir ki! diyenler olacaktır. Hayır, medya insanları eğitir. Eğer böyle bir görevlerinin olmadığını düşünüyorlarsa, o halde insanları da eleştirmeye hakları yok! Eğer hepimiz aynı gemide isek, aynı limana varmayı hedef edinmişsek, toplumumuzun biryerlere ulaşmasını istiyorsak, hadi kültürden nefret eden bir halkımız var ise, en azından sporda bari, bilinçli bir halk için çabalayalım. Dünya Kupası yayınlamakla, sporcu yetiştiremeyiz. Alternatif Sporlar olarak görülen sporları yayınlar ve ilgi çekebilirsek, hem sporcular yetişir, hem de spor yayınlarında yabancı şirket reklamları yerine kendi şirketlerimizin reklamlarını görürüz ve sponsorluk bilincimiz gelişir. Bu da uzun vadede, ülkemizin iktisadi hayatına etki eder. Hıncal Uluç ve benzerlerinin spor yorumları(!), bu ülkeye hiç bir fayda getirmez. Spor basını, bu halkı, birkaç gevezenin eline mecbur etmesin! Ben, bir değineyim, dedim.

Türk televizyonlarında, takip edilebilecek bazı programlar

Türk medyasının çirkefliğinden bahsetmeyenimiz yoktur! Gerçekten de öyle gibi görünüyor. Hangi tv ve gazeteye bakarsanız bakın günübirlik, önceki ile sonraki birbirini tutmayan yorum ve haberler, kişi haklarına saygı göstermeyen üsluplar… Belki bu gibi sıkıntılar diğer ülkelerde de vardır, ancak bizim medyamız kadar olabileceğini sanmıyorum… Çünkü bizim sistemimizde korsan haber, grup ideolojisi, halka şirin görünme ve böylece reklam pastasından pay alma ön plandadır hep!

Yine de medyamız, son yıllarda içinde bulunduğu çirkefi farketmiş olacak ki, -bunda yoğun bir eleştiri yapan ve tercihlerinde dik durmayı başaran bir kısım izleyicinin de rolü var- farklı program ve programcılar çıkmaya başladı. İşte takip ettiğim bazı programlara değineceğim ve medya izleme ve eleştirmede de bir hayli iyi olduğumu zannediyorum.

İlk olarak habertürk‘e değinmek istiyorum. HaberTürk’ü, kurucusu olan rahmetli Ufuk Güldemir zamanından beridir takip ederim ve ilk zamanlarında haber kanalları içinde, cnnTürk’ün en ciddi alternatifi idi benim için, bugünkü geldiği noktayı görünce de yanılmadığımı anladım. HaberTürk ise, “olayın” ne olduğunu farketti ve ciddiyetin uzun vadede getirisini kazandı. Son yıllarda artan tarihe merak olgusunu, medyadan anlayan kişilerle, seyircilerin neyi nasıl istediğini de bilerek ve süsleyerek sundu.

Fatih Altaylı, yanına Murat Bardakçı’yı da alarak, Teketek programını parlattı, baktı ki tutuluyor; Murat Bardakçı da Tarihin Arka Odasını yayına koydu. Ben de denk geldikçe izliyorum ve şunu da belirteyim, ben bu programları daha Türkiye’nin %95’i bilmiyorken takip ediyordum, şimdi ise izleyenler, bir başkasına statü sembolü olarak anlatıp övünüyorlar.

Gelelim bir diğer medya grubuna! Ülke tv’yi de takip ediyorum… Kanal 7’nin içinden çıkan bu kanal, önceleri haber7 olarak isimlendi ve bir anda logo ve ismini değiştirip ülke tv oldu… İyi de yaptılar, bir çok kişi artık onların Kanal 7 ile akraba olduğunu isim değişikliğinden dolayı anlayamıyorlar. Bu da ideolojik önyargıyı kırıyor. Aslında dini gruplarla aramda mesafe olsa da, yiğide hakkını teslim etmeli ki, bu kanaldan çok da bilgi öğrendim. Çünkü başka söyleyen yok; kültüre, felsefeye dair birşeyleri…

Ülke tv’de bir kaç program takip ediyorum ve tavsiye de ediyorum. Meksika Sınırı, Sıra Dışı bunlardan ikisi… Bu iki programdan özellikle de Meksika Sınırı programından bir hayli faydalandım. İşin garip tarafı, bu kanalın görüş ilkesine ve grubuna mensup kişiler, böyle bir kanaldan haberdar değiller. Yani bu kanaldan, dindar veya dinci kesim haberdar değil! Galiba, her kesimden fikrin verilmesi, muhafazakar kesimi, bu kanaldan uzaklaştırıyor.

Doğuş grubunu da takip ediyorum, NTV’nin bazı programlarını takip ederdim eskiden… Şimdi takip ediyorum, ama ismini verebileceğim bir program şu an itibariyle yok… e2 ve cnbc’yi de bazı dizilerden dolayı takip ediyorum…

Müzik Kanallarından ise; MTV Türkiye, NR1, PowerTÜRK takip ettiklerim arasında…

Aslında bir çok kanal hakkında toplumumuzun ortalamasının çok üstünde bilgi sahibiyim. Hiç yermeden ve övmeden, her kanaldan birşeyler izlerim. (Cemaatçi tabir edilen gruplar dışında her tv kanalı…) Ancak hiç bir kanalın bana bir fikir empoze etmesine izin vermem! Carton Network ve Maxi Tv gibi çizgi film kanallarını da izlerim.

Velhasıl, ben medya hakkında bir hayli bilgiye sahibim, ancak çevremde o kadar cahil insanlar görüyorum ki bu konuda, yazık deyip geçiyorum. Bu medya cahilliğini de, İlköğretimde verilmeye çalışılan, Medya okur-yazarlığı dersinin kaldırabileceğini düşünmüyorum… Asıl eğitilmesi gerekenler, Medya mensuplarıdır, bence! Medya önemli bir güçtür, ama adam olmadıkları müddetçe hepsi bir hiçtir!