İran Siyaseti ve İslam dünyası liderliği meselesi

Ne yaparsak yapalım, ‘tarih tekerrür eder’. İyi ki de eder, yoksa nerden öngörecektik ve umut besleyecek, hayat planı yapacaktik.

İran, güçlü bir toplumdur, millettir. fikir dünyasında çok ileri bir geçmişi vardır. Farsça, çok nitelikli bir dildir. İran edebiyatının, Türk edebiyatının üstünde olduğuna dair kanaatler çoğunluktadır ve haklıdır.

Siyaset alanında ise pek denk olamamıştır. belki de Osmanlı’yı en zorlayan devlet olmuştur ancak bir Osmanlı olamamıştır. elbette bir Selçuklu da olamamıştır. Şuan için bir Türkiye de olamamıştır.

Son günlerde, İran için, Türkiye’nin yerini alabileceğine dair gelişmelerden bahsediliyor. İslam başkentlerinde yükseliş yaptığı, İslam dünyasının liderliği için, Türkiye’nin yerine, Batılı devletlerce hazırlandığı, bölgede etkisini artırdığından bahsedilir.

Bu tür hamleler ve hedefler, bütün devletler gibi İranı da cezbeder. Zaten İran’ın bir ayağı hep farklı güçlerin pabucunda olagelmiştir. Ancak, bu uğraşların, İran’ı bir İslam liderliğine taşımadığı gerçektir.

İran, kendi coğrafyasının dışına çıkma becerisini gösterememiştir. Hükümranlık geleneği oluşmamıştır. Türkler gibi kıtalara, İngilizler gibi denizlere açılabilmiş değildir. Çinliler gibi bir coğrafyanın etrafında dönmüş durmuşlardır.

bir liderlikten söz etmek demek, kendi coğrafyasından daha ötesine geçebilmek demektir. basra körfezinin dahi dışında tekne yüzdüremeyen bir ülke olarak İran, bir süre sonra o başkentlere selam bile veremez hale gelir.

İran ikinci adam olabilir, ancak liderlik onun kodlarında yok.