Felsefede suje-obje-bilgi ilişkisi

Felsefe, derin bir alandır. İnsanoğlunun merak duygusu, varlık sebebidir denilebilir. Düşünen insan, her an birşeyler aramakla meşguldür. Felsefenin, bu konu üzerine kafa yoran insan sayısı kadar tanımı vardır. Mesela, şöyle bir tanım da yapılabilir; Belirli kurallarla yapılan soru sorup gerçeğin bilgisine ulaşma süreci… Felsefenin özünde üç önemli kavram vardır; suje, obje, bilgi! Şimdi bunlara bir bakalım…

Okumaya devam et “Felsefede suje-obje-bilgi ilişkisi”

Felsefe ve Felsefenin Refleksifliği nedir?

felsefenin refleksifliğiFelsefe nedir? sorusu tüm felsefe kitaplarının giriş cümlesidir. Hepsinin ortak açıklaması ise “düşünmek”tir. “Düşünme” denildiği zaman, kimse bunun üstünde durmamaktadır. Düşünme kavramının, zihinlerde yer etmesi, öyle basit bir kelime olarak algılanmaması için, felsefe nedir? sorusu açıklanırken, felsefenin refleksiflik özelliğinin de insanlara aktarılması gerekmektedir. Eğer birisine, düz bir şekilde, felsefe=düşünme’dir derseniz, o kişi bu ifadeden hiç etkilenmeyecektir. Çünkü, felsefenin “düşünme” olması, bir kelime değil bir kavramdır. Kavramlar ise, kulak ile değil, akıl ile algılanabilen varlıklardır. O halde, felsefe nedir? Sorusu, felsefenin refleksifliği ilkesinin anlatımıyla cevaplanacak bir sorudur. Peki, Felsefenin Refleksifliği nedir?

Felsefenin refleksifliği, felsefenin kendini de ele alması, sorgulaması anlamına gelir. Felsefenin refleksifliğinin ilk tanımı, felsefenin; felsefe nedir, sorusuna da cevap aramasıdır. Refleksivite, felsefe için geniş bir alanı temsil eder. Bu alan, “felsefe nedir?”den başlar, filozof nedir, düşünce, suje, obje, bilgi nedir? diye devam eder gider. Kısaca, felsefenin refleksifliği, felsefenin kendi kendini sorgulamasıdır. Zaten felsefeden beklenen de budur. Herşey felsefenin konusu olabildiğine göre; felsefe, filozof, düşünce, nesne nedir? Soruları da felsefenin araması gereken cevaplara girer. Bir diğer ifadeyle; kendi düşünce sistematiğince sorgulama yapan felsefe, kendi sistematiğini ve kurallarını da sorgulamaya alır. Böyle yapar ki, felsefe gerçek bir düşünce ürünü olabilsin, dogmalarla hareket etmesin.

Okumaya devam et “Felsefe ve Felsefenin Refleksifliği nedir?”

>Dünyadaki Yeni Dengeler ve Türk Halkının içinde bulunduğu duruma dair!

>

Batı Dünyası, yıllardır peşinden sürüklediği Türkiye’yi, komşuları ile ayırıp yanına çekmeyi beceriyordu. Bir yandan Pkk’ya destek verirlerken diğer yandan Pkk’yı terör örgütü ilan eden batı dünyası, artık bir yol ayrımına gelmişti. Kendi coğrafyasıyla işbirliği yapmayı, ideolojik kaygılarla reddeden Türk siyasetçiler, batı dünyasının da izniyle on yıllar Türkiye’nin başında kaldılar. Kısır çekişmelerin politikacısı olan bu insanlar hep koltuklarında kalırken ve başta Doğan Medyası bunları desteklerken, büyük abi ABD’yle restleşmeyi göze alan Türk siyasetçiler, ya bunu canları ile ödediler ya da iktidardan düşürüldüler. Mesela; Süleyman Demirel hep söz sahibi olurken, Özal öldürüldü, Ecevit’in başı beladan kurtulmadı. Ancak, Ecevit akıllı adamdı, önce Amerika’ya yaklaşıp sonra tüm politikaları tekrar düzenliyordu ki, Türkiye’yi bu hale getiren Amerikan işi Kontrgerilla sözünü ilk o dillendirdi ve son bir kaç yıla kadar da bunu kimse göremedi.

Son günlerde farklı seyreden Türk Dış Politikası, bazı iç çevrelerce anlamlandırılamıyor ve eksen kaymasından bahsediliyor. Aslında eksen denilen şey kaymıyor, tam tersine olması gereken yere geliyor. Türkiye’deki solcuların da Amerikancı olduğu da ortaya çıkıyor, aslında… Yıllardır solcu dediklerimiz, şimdi hep birden Amerika’yı savunuyor. Eğer yaşasa idi, Nazım Hikmet bu duruma ne derdi acaba! Hep söylerim, Nazım Hikmet’i anlamak, sosyal demokrat’lara düşmez bu ülkede… Ya komünizm’i savunursun ya da sosyalizm zırvalığının edebiyatını yapıp, erkekçe savunamadığın komünizmi sosyal demokratlıkla sıvarsın. Daha komünizm ile sosyalizmi kavram olarak algılama sorunu yaşayanlar, bu ülkenin ne iç politikasını ne de dış politikasını kavrayamazlar. Dünyayı rakı şişesinin dibinden görmeye çalışan, Haydar Dümen’in seksoloji sayfalarıyla günden takip ettiğini sanan sosyal-demokrat ağızlılar, Nazım Hikmet’in ismini anmayı haketmezler.

İsrail’in gemi baskını üzerine gerilen ilişkiler, dolmuş olan bardağı taşırma gereksinimi idi. Yıllardır PKK’nın arka bahçeliğini yapan İsrail ile ilişkiler bir anda değişmedi. Gündemi takip etmekten aciz köşe yazarlarının şakşakçı okurları, birkaç yıl geriye bakabilseler ve bu günlerin haberini zamanında vermiş olan Ecevit’i yeterince dinlemiş olsalar idi, İsrail’le olan soğuk ilişkilerin Ak parti iktidarı ile ilişkili olmadığını görürlerdi. Hala bu bağı kuramayanlar bir de solcuyuz, açık görüşlüyüz diyecekler utanmadan… Solcuyum demekle solcu olunmuyor, işte! Aynen din-iman muhabbeti yapıp da, gelen geçen kızlara laf atmanın, dindar yapmadığı gibi… Her iki güruh da, bağnazlaşmış durumda!

Yeni bir düzen kurulurken bunu birçok kişi, o an için hiç mi hiç anlayamazlar. Ancak ağızları kese olmayan bu kişilerin herşey hakkında düşünmeden söyleyecekleri birşeyler vardır. Yeni düzeni algılayamayanların en azından birazcık düşünmelerini istemek çok mu olur acaba? Bir söz var; düşünmeden konuşanlar, konuştuktan sonra düşünmek zorunda kalırlar, diye! Ancak ne var ki, bu ülkenin düşünmeden konuşanları, sözlerinin ne ardında durma ne de söylediklerini düşünme vicdan sızısı çekmiyorlar. Galiba bu şahıslarda vicdan yok… Her neyse, Türkiye hakkında en son konuşması gerekenler, hep konuşuyorlar. Daha dün izlediği haberle şu anda izlediği haber arasında bağ kuramayanlar, felsefeden, siyasetten bahsediyorlar. Ne 60’ların politize gençliği ne de 90’ların apolitik gençliği, bu ülkeye bir şey verdi. Çünkü bilmek değil önemli olan, önemli olan Düşünmek… Değişime direnmek ne getirir, statüko ne getirdi Osmanlı’ya! Türkiye’nin kurucu ilkelerinden biri değil midir, İnkılapçılık! İnsanın zoruna en çok da ne gidiyor biliyor musunuz? Simgesi’nde yer alan oklardan biri İnkılapçılık’ı simgeleyen bir partinin, Türkiye’nin en statükocu çevresini temsil ediyor olması… Biz Osmanlı’daki beşik ulemalığının yobazlığından çekmedik mi? Şimdi, tekrar bir beşik ulemalığına ne gerek var. Osmanlı’nın yobaz çevresinin devamı olanlar, günümüzde kendini değiştirmiş ve geliştirmişken, modern dünyayı takip eder hale gelmişken; bu milleti bağnazlıktan kurtaran bir siyasi akımın temsilcisi olanlar bugün niye aynı hataya düşerler ki?

Yazıklar olsun, kendi koltukları uğruna bu ülkenin saf insanlarını kandıranlara! Yazıklar olsun, kendini modern addeden, dünyadan bi haber düşüncesiz insanlara… Yazıklar olsun, 40 yıllık goril köşe yazarlarının fikirlerini, kendi fikirleriymiş gibi savunan, mürekkep yalamış (üniversite görmüş) gençlere! Genç olup da, dinamizmi temsil etmesi gerekirken, içki sofralarında ihtiyarlar meclisi kuran gençlere yazıklar olsun! Ve, lanet olsun; cehaletini küfrü ile örtmeye çalışan ahlaksızlara!

Aşk’ta felsefe var mı?

Bir dere akar, suyu bulanık ve soğuk… Bir kan akar, kırmızı ve sıcak… Bir güneş doğar, sarı ve parlak… Hepsi de bir aşk için! Aşk için var hayat, ancak cinsellikle ilgili değil bu, sakın ola ki bu hataya düşmeyin…

Aşk bir düşüncenin ürünüdür, zamanımızın tespitleri ve terimlerine uymaz. Biz düşüncesiz insanlar, her şey gibi bu kavramı da, kendi menfaatimize kullanır olduk… Leyla ve Mecnun’la dalga geçerken, onları hiç anlamadık! Anlayan kişileri de, horladık! Düşünemeyen ama bol bol gevezelik eden kişilerin elinde kaldı tüm güzel şeyler! Aşk, alt dudaktan mı, üst dudaktan mı öpüşmeli, tartışmalarına kaldı. Yani aşk düşünceden çıktı, dudağa sürülen bir ruj haline geldi. Bir tükrük gibi sokaklarda, dillerde gezer oldu. Önce tükürülür sonra yalanır, iğrenç bir fahişe oldu, aşk! Aşk, geri gelmeyecek bir mazi oldu, artık tekerrür de etmeyecek! Yani gerçekten bitti artık, geriye özlem bile duyamayacak kuşaklar yetişti, genclikleri ve çocukluk duyguları kirlerle dolu!

Aşk; akla olan açlık, güzelliğe duyulan hasret, yapayalnızlığın tam ortasında bir gurbetti. Aşk şimdi; imla hatalarıyla dolu ve tamamen yalanlarla dolu sms, araya krem girmiş ve bu yüzden asla sıcaklığı hissedilmeyecek iki elin tutuşması, üretilen eşyaların atıldığı çöp kutusu mantığıyla görülen insanların, belirli günlerde harcayacağı para miktarı oldu, her beyinsize kutlu olsun!

Ben aslında bilmiyor muyum, bu söylediklerimle dalga geçildiğini! Sen de eskilerde kalmışsın, senin dediklerin milat oldu diyenler yok mu, var tabi! İşte insanlarımızı böyle düşündürenler de, samimiyetsizce bugünü eleştirip çağın ilerisinde bir ahlaksız davranış içinde olanlar. O yüzden benim gibi samimi ve gerekçeli olarak nostalji’yi seven kişilere güvenilmez oldu! “Dün gitti, yarın gelmedi, o halde yaşa yaşayabildiğin kadar bu günü” mantıklı insanlar, yüzünden ortaya birşey konmaz ve düşünürler aşağılanır oldu! Bu kişilerse, gerçekten acı içinde üretilmiş saygın bir kavram olan aşkı sahiplendiler, hergün değersizce kullandıkları o aşk kavramının gerçek sahibi olan kişileri horlayarak! Yazık oldu, insanı diğer canlılardan ayıran düşünceye ve aşk’a…

Bir kadının yakışıklı, bir erkeğin güzel olarak ifade edilebileceğini bilmeyen, güzellik ile yakışıklılık kavramlarının ne olduğu hakkında hiç bir fikri olmayanlar, aşk ile hoşlanmak nedir, bunu da kavrayamazlar. Bir erkeğe güzel denildiği vakit, argo tabirle “sazanca atlayarak”, “yakışıklı” olmasın derler… Bu ukalalığı öğrenirlerken, güzelliğin ne demek olduğu hakkında en ufak bir çabaları olmamıştır. Kavramları hem yanlış, hemde kendi kişiliklerinden üstün şekilde kullanmayı yeğlerler.

Aşkı değersiz kılan, teknolojik gelişmeler ve cihazlar değildir! Aşkı değersiz kılan, sms ve mail ile mesaj gönderirken cümlelerin, kelimelerin, ifadelerin kültürsüz özensizliğidir. Aşık olduğunu ifade eden ve gerçekten hisseden kişi, ilkel bir yazı tekniğiyle bir ifade kullanır mı, değer verdiği birine… Eğer karşıdaki de, böyle bir imlası bozuk mesajı kabulleniyorsa, zaten tencere kapağını bulmuş demektir. Ben asıl şunu söylemek istiyorum; bu küçük beyinli büyük dudaklılar, bulaşmasınlar aşka! Ben hoşlanıyorum, sana aşık değilim diyebilecek kadar, insan olsunlar. Anlamını bilmedikleri kavramı kullanmasınlar. Aşık olmak, s-ü-r-t-ü-k’lere mi, kalmış!

Aşk; bilinç, felsefe, acı işidir, sahtelik yoktur… Aşk hiç bir zaman bir hafta, bir ay, bir ömür sonra bitecek bir durumu ifade etmez… Bu yazıyı öylesine bir muhalif fikir olarak almayın, isterseniz ki – zaten devam edeceksiniz- aşk kelimesini samimiyetsizce kullanmaya devam edin; ancak yakışıklılık, güzellik, estetik, erdem, etik ve aşk nedir? lütfen bir araştırın, bilginiz olsun! Yoksa beni hiç tınlamadınız mı, AŞKOLSUN!

Değerli özdeyişler-seçme vecizeler!

  • Dünyanın en güç işi; bir şeyin nasıl yapılacağını bilirken, başka birinin nasıl yapamadığını ses çıkarmadan seyretmektir. T. H. White
  • Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır. Schiller
  • Akıllılar istediği şeyi, akılsızlar başkasının istediğini öğrenir. Sadi
  • Birçok insanın kalbi, keseleri şiştikçe daralır. Banning
  • Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol.Mevlana
  • Can sıkıcı bir adam olmak isterseniz, aklınıza gelen her şeyi söyleyin. Voltaire
  • Çocuklarınıza dilini tutmasını öğretin. Konuşmasını nasıl olsa öğrenecektir. Franklin
  • Dedikodu, basit ruhlu insanların eğlencesidir. Jorneille
  • Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.Hz. Ali
  • Geçmişini hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar. G. Santayana
  • Gerçek dostlar iyi günde davetinize icabet eder, kötü günde davetsiz gelirler. Theophratus
  • İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, içleri doldukça eğilirler. Montaigne
  • Kanıtın yokluğu, yokluğunkanıtı değildir!Carl Edward Sagan