İdealleri olmayan Diplomalılar!

İdea; kafa yorduran, insanı rahatsız eden, kişinin kişiliğini bulduran bir olgu-varlıktır. İdeal; mükemmel, en iyi gibi anlamda kullanılsa da, aslında mutlak gerçeklik’e ulaşmış olmak demektir. İdealist; bir hedefin son haddine ulaşma çabasında olan kişidir. İdealist kişi, hedefinden hiç ayrılmasa da bağnaz değildir, çünkü hedefine ulaşmak için farklı yolların hepsini dener. Bağnaz kişi ise tek bir yolda ısrar eder. Yani, idealist kafa yapısı; vazgeçmeyen, akılcı, gerçeği arayan, mükemmeliyetçi, çevresine-milletine-halkına, özellikle de kendine hayrı olan bir şeydir.

Okumaya devam et “İdealleri olmayan Diplomalılar!”

Bizim Öğretmenlerimiz ne kadar milli?

Hükümet, Fatih projesi kapsamında, ingilizce’nin iyi ve yeterli öğretilmesi amacıyla bir çalışma içerisinde. Bunun da haklı gerekçeleri var ve olması gereken bir durum. Çalışma kapsamında yabancı öğretmenler Türkiye’de İngilizce öğretimine başlayacaklar. Bunun üzerine doğal olarak Türkiye’de milli eğitimin milliliği üzerine tartışmalar başladı. Mesela, İthal öğretmenler milli eğitime ihanettir gibi. Asıl ihanet, liyakat sahibi olmayanların görev başında olmalarıdır, bunu anlayan yok.

Okumaya devam et “Bizim Öğretmenlerimiz ne kadar milli?”

Devletçilik İlkesi ve Türkiye Gerçekleri

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, kendine özgü ilkeler ve inkılaplara sahiptir. Yeni devletin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tü ve devletin ilkeleri de bu şahsiyetin fikirlerinden çıkmıştır. Atatürk İlkeleri’nin temelinde, idealizm ve realizm vardır. Yani idealleri uğrunda bıkmadan koşmak ve ortaya koyulan icraatlerde hayalperest değil, gerçekçi olmak!

Devletçilik ilkesi de bu çerçevede ortaya çıkmıştır. Şimdi bakalım, bu ilkenin ortaya çıkış öyküsüne… Devletçilik ilkesi, en fazla ekonomik anlamda kullanılmıştır, bu doğrudur, ancak yeterli değildir. Ekonomik anlamda, devletçi politika yürütmek o dönemin olmazsa olmazıdır. Gerekçesine gelince; Osmanlı devleti her alanda -askeri alan hariç tutulabilir- yeni dünya düzenine ayak uyduramamıştır.

Ekonomik anlamda, yüzyılları bulan kapitülasyonlarla batılı devletlere sömürülen Osmanlı devleti, son yıllarında büyük borçlar içine girmiştir ve bu borçların çevrilebilmesi için de, bağımsızlığına ters olarak, Duyun-ı Umumiye idaresi kurulmuştur. Duyun-ı Umumiye ve Reji Ambarları; milli mücadele esnasında, açlık içinde savaşan Türk halkının emeğini sömürmeye devam etmiştir. Ekonomik anlamda eli kolu bağlanmış olan bu coğrafyanın, milli mücadele sonrası tekrar iktisadi denetimi, yatırım yapma özgürlüğü ve sermaye oluşturma gereksinimini karşılayabilmesi, devletçi politikayı gerekli kılmıştır. Çünkü, elinde hiç birşey olmayan halkın yatırım yapması beklenemez.

Devletçilik ilkesi, toplumun zenginleşebilmesi ve iktisadi atılım yapabilmesi için önemli görevler üstlenmiştir. 1929 ekonomik buhranının şiddetli günlerinde, Türkiye ayakta kalabilmişse ve yatırım için kurumlar oluşturabilmişse ( Türkiye İş Bankası, Etibank v.b.), bu devletçilik politikasının işlediğini gösterir. Atatürk’ün devletçilik politikası, asla sert bir komünist politikaya benzemez. Çünkü, devletçilik politikasında olmayan yatırımları devletin yapması olduğu gibi, girişimcilere de kredi sağlama amacı vardır. Yani bir yandan devlet iş yeri açarken diğer yandan da iş yeri açmak isteyenlere sermaye sağlamaktadır.

Devletçilik ilkesi gereği uygulanan politikalar, devlet tarafından halkın iktisadi gereksinimlerine hitap ettiği gibi, aynı oranda da sosyal yaşamına hitap etmiştir. Avrupa’daki asırlık modern eğitim olgusunu, Osmanlı devleti beşik ulemalığı ile karşılamakta ısrar edince, Osmanlı’daki müslim tebaa cahil kalmıştır. Azınlıklar, belirli şekillerde eğitim alabilirken, müslümanlar eğitimden bihaber durumdadır. Okuma-yazma yoktur ve 19. yy. ile 20. yy’ın başlarındaki savaşlar, zaten az olan okumuş tabakayı da almış, götürmüştür.

İşte, eğitim alanındaki bu acı geri kalmışlık, Mustafa Kemal için çözülmesi gereken en önemli sorundu. İstiklal Savaşı’nın en şiddetli günlerinde, eğitim şur’aları toplayan Atatürk, devletçilik ilkesini eğitime de dökmüştür. Ekonomik sıkıntılar içinde olunsa da, ulaşılabilen her yere okullar, kurslar açılmış, yabancı ülkelere öğrenciler götürülmüştür. Dış ülkelere gönderilen bu öğrenciler de, sonraki zamanlarda Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli işlerini çözmüşlerdir. Dış dünyayı takip edememekte olan Türk halkının, yeniliklerden haberdar olabilmesi, devletin bu işe el atmasıyla mümkündü. Eğitim alanında, türlü muhalefete rağmen yeni alfabelere geçildi, gazetelerin okunması teşvik edildi. Devlet, hiç yaş ve cinsiyet ayrımı yapmadan, köylere kadar okuma yazma kursları açtı. Böylece, devletçilik ilkesi etrafında Türkiye Cumhuriyeti’nde, eğitim-öğretim hızla artırıldı.

Devletçilik ilkesi, günümüzde ekonomi alanındaki etkisini kaybetmiş görünse de, eğitimdeki işlevi hala önemini korumakta! Her ne kadar eğitime destek kampanyaları ile özel sektörler okullaşmaya yardımcı oluyorsalar da, genç nüfusun eğitiminin yükü neredeyse tamamen devlet üzerinde… Çünkü, hala halkımızın önemli bir kısmı, çocuklarını okutmak için para ayırabilecek durumda değiller. Hatta, okula ulaşmakta zorluk çeken ve okula gönderilmeyen birçok çocuk bulunmakta! Tüm bu sorunlar ve gerekçelerden dolayı, devletçilik ilkesi hala yaşamakta ve ne kadar isabetli bir fikir olduğu ortaya çıkmaktadır. Zaten, bu halkın en muhtaç olduğu olgu, eğitimdir. Devletçilik ilkesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında, yaşatılmasında; Türk halkının sosyo-kültürel ve iktisadi hayatına katkısında, hala önemini korumaktadır. Devletçilik ilkesi, Türkiye’nin tarihi, iktisadi, kültürel gerçeklerinden ve gereklerinden çıkmış, kendine özgü, bağnaz olmayan bir ilkedir.

Şiirlerim – İlkokul Arkadaşları (isimsiz 3)

Yine bir yelken açıldı, sabaha…
Ne kaldı ki, şunun şurasında!
Yıllar verdiğimiz çocukluğa…
Özlemime sebep sizlersiniz, ilkokul arkadaşları!..

Tv’de Edip Akbayram şu an!
Arkadaşlığımızdı, asıl 100 puan…
Maziden gelen yaşlara!
Sebep sizlersiniz, ilkokul arkadaşları…

Dağım dağım dağılıyor bulutlar…
Sanki, tesbihe dizili hayatlar!
Hep beraber büyüyoruz!
Birbirimizi unuttuk, ilkokul arkadaşları…

Üçgenin iç açılarının ne önemi var!
Unuturuz zaten bir sonraki yazılıya kadar…
Görüşemesek bile, gaibten de olsa!
Bir selam gönderin, ilkokul arkadaşları…
27 Ağustos, 2009, 03:52

Türk Tarihçileri’nde, Kavram bilinci sorunu!

Kavramlar, insanoğlunun bilme eylemi için olmazsa olmaz unsurlardır. Anlamlandırma gerekliliğinin yerine getirilmesi, kavramların kavranması ve doğru ifadesi ile mümkündür. Bu tarih bilimi için de böyledir. Hele ki, felsefe ve tarih için kavram bilinci temel taştır.

Okumaya devam et “Türk Tarihçileri’nde, Kavram bilinci sorunu!”