>Dünyadaki Yeni Dengeler ve Türk Halkının içinde bulunduğu duruma dair!

>

Batı Dünyası, yıllardır peşinden sürüklediği Türkiye’yi, komşuları ile ayırıp yanına çekmeyi beceriyordu. Bir yandan Pkk’ya destek verirlerken diğer yandan Pkk’yı terör örgütü ilan eden batı dünyası, artık bir yol ayrımına gelmişti. Kendi coğrafyasıyla işbirliği yapmayı, ideolojik kaygılarla reddeden Türk siyasetçiler, batı dünyasının da izniyle on yıllar Türkiye’nin başında kaldılar. Kısır çekişmelerin politikacısı olan bu insanlar hep koltuklarında kalırken ve başta Doğan Medyası bunları desteklerken, büyük abi ABD’yle restleşmeyi göze alan Türk siyasetçiler, ya bunu canları ile ödediler ya da iktidardan düşürüldüler. Mesela; Süleyman Demirel hep söz sahibi olurken, Özal öldürüldü, Ecevit’in başı beladan kurtulmadı. Ancak, Ecevit akıllı adamdı, önce Amerika’ya yaklaşıp sonra tüm politikaları tekrar düzenliyordu ki, Türkiye’yi bu hale getiren Amerikan işi Kontrgerilla sözünü ilk o dillendirdi ve son bir kaç yıla kadar da bunu kimse göremedi.

Son günlerde farklı seyreden Türk Dış Politikası, bazı iç çevrelerce anlamlandırılamıyor ve eksen kaymasından bahsediliyor. Aslında eksen denilen şey kaymıyor, tam tersine olması gereken yere geliyor. Türkiye’deki solcuların da Amerikancı olduğu da ortaya çıkıyor, aslında… Yıllardır solcu dediklerimiz, şimdi hep birden Amerika’yı savunuyor. Eğer yaşasa idi, Nazım Hikmet bu duruma ne derdi acaba! Hep söylerim, Nazım Hikmet’i anlamak, sosyal demokrat’lara düşmez bu ülkede… Ya komünizm’i savunursun ya da sosyalizm zırvalığının edebiyatını yapıp, erkekçe savunamadığın komünizmi sosyal demokratlıkla sıvarsın. Daha komünizm ile sosyalizmi kavram olarak algılama sorunu yaşayanlar, bu ülkenin ne iç politikasını ne de dış politikasını kavrayamazlar. Dünyayı rakı şişesinin dibinden görmeye çalışan, Haydar Dümen’in seksoloji sayfalarıyla günden takip ettiğini sanan sosyal-demokrat ağızlılar, Nazım Hikmet’in ismini anmayı haketmezler.

İsrail’in gemi baskını üzerine gerilen ilişkiler, dolmuş olan bardağı taşırma gereksinimi idi. Yıllardır PKK’nın arka bahçeliğini yapan İsrail ile ilişkiler bir anda değişmedi. Gündemi takip etmekten aciz köşe yazarlarının şakşakçı okurları, birkaç yıl geriye bakabilseler ve bu günlerin haberini zamanında vermiş olan Ecevit’i yeterince dinlemiş olsalar idi, İsrail’le olan soğuk ilişkilerin Ak parti iktidarı ile ilişkili olmadığını görürlerdi. Hala bu bağı kuramayanlar bir de solcuyuz, açık görüşlüyüz diyecekler utanmadan… Solcuyum demekle solcu olunmuyor, işte! Aynen din-iman muhabbeti yapıp da, gelen geçen kızlara laf atmanın, dindar yapmadığı gibi… Her iki güruh da, bağnazlaşmış durumda!

Yeni bir düzen kurulurken bunu birçok kişi, o an için hiç mi hiç anlayamazlar. Ancak ağızları kese olmayan bu kişilerin herşey hakkında düşünmeden söyleyecekleri birşeyler vardır. Yeni düzeni algılayamayanların en azından birazcık düşünmelerini istemek çok mu olur acaba? Bir söz var; düşünmeden konuşanlar, konuştuktan sonra düşünmek zorunda kalırlar, diye! Ancak ne var ki, bu ülkenin düşünmeden konuşanları, sözlerinin ne ardında durma ne de söylediklerini düşünme vicdan sızısı çekmiyorlar. Galiba bu şahıslarda vicdan yok… Her neyse, Türkiye hakkında en son konuşması gerekenler, hep konuşuyorlar. Daha dün izlediği haberle şu anda izlediği haber arasında bağ kuramayanlar, felsefeden, siyasetten bahsediyorlar. Ne 60’ların politize gençliği ne de 90’ların apolitik gençliği, bu ülkeye bir şey verdi. Çünkü bilmek değil önemli olan, önemli olan Düşünmek… Değişime direnmek ne getirir, statüko ne getirdi Osmanlı’ya! Türkiye’nin kurucu ilkelerinden biri değil midir, İnkılapçılık! İnsanın zoruna en çok da ne gidiyor biliyor musunuz? Simgesi’nde yer alan oklardan biri İnkılapçılık’ı simgeleyen bir partinin, Türkiye’nin en statükocu çevresini temsil ediyor olması… Biz Osmanlı’daki beşik ulemalığının yobazlığından çekmedik mi? Şimdi, tekrar bir beşik ulemalığına ne gerek var. Osmanlı’nın yobaz çevresinin devamı olanlar, günümüzde kendini değiştirmiş ve geliştirmişken, modern dünyayı takip eder hale gelmişken; bu milleti bağnazlıktan kurtaran bir siyasi akımın temsilcisi olanlar bugün niye aynı hataya düşerler ki?

Yazıklar olsun, kendi koltukları uğruna bu ülkenin saf insanlarını kandıranlara! Yazıklar olsun, kendini modern addeden, dünyadan bi haber düşüncesiz insanlara… Yazıklar olsun, 40 yıllık goril köşe yazarlarının fikirlerini, kendi fikirleriymiş gibi savunan, mürekkep yalamış (üniversite görmüş) gençlere! Genç olup da, dinamizmi temsil etmesi gerekirken, içki sofralarında ihtiyarlar meclisi kuran gençlere yazıklar olsun! Ve, lanet olsun; cehaletini küfrü ile örtmeye çalışan ahlaksızlara!

Dünyada avcılar ve hayvan katliamları

Tarih, insanların vahşetleri ile doludur. Hem kendi türüne hem diğer türlere karşı acımasız olan insanoğlu, zulmün tam sıfır’ı tükettiği yerde duruyor.

Bugün, natural life channel‘da hayvan katliamı görüntüleri vardı. Saat gece 03.00 sıraları ve Kanada’daki siyah ayı katliam görüntüleri… Avcılar, tüfekleri ile önlerine gelen ayılara ateş ediyorlar ve utanmazlığın en âlâsını yaparak, bir de kameralara görüntü veriyorlar. Sanki birşey başarmışlar gibi… Erkekseniz, adamsanız silahsız ve boğaz boğaza çıksanıza lan ayıların karşılarına… Piç kuruları, ahlaksız-arsız yaratıklar! Silah ile hayvan öldürmek, hangi adil bir savaşı temsil ediyor, lan O. Çocukları… Siz nasıl bir türsünüz, pezevenkler! Bir de utanmadan “böyle muhteşem bir ayıyı avladığım için çok mutluyum” diyordu, şerefsizin biri… Mutlu olacak başka birşey bulamadın mı, lan it oğlu it! Gel ben seni mutlu ederim, geç tezgaha diyesim geliyor, bu beyinsizlere!

Verilen bilgilere göre, daha önceki 2 milyon siyah ayı familyasından şu an kala kala 600 bin kaldığı belirtiliyor. Saçma sapan bir uğraşının ortaya çıkardığı başarı işte bu! Dürbünlü tüfeklerle, hayvan avlamak hangi ahlaka sığıyor lan, şerefsiz? O tüfeğin dürbünü lazımlık yerine girsin! Maalesef, sinirlenmek çözüm üretmiyor. Ben bunları söylüyorum ya, beni de Pelin Batu gibi bir hayvansever görüyorlar. Ben Pelin Batu gibi samimiyetsiz, haysiyetsiz, hayvanlar üzerinden prim yapma meraklısı değilim, lan… Hepiniz Pelin’e, sonra Pelin de hepinize girsin, avcıyım diyen, sürtükler sizi!

Kanada’daki, siyah ayı katliamının ardından, yunus katliamı, fok katliamı ile ilgili görüntüler de gösterildi. Ardından artık herkesin bildiği, İspanya’daki boğa katliamlarına dair görüntüler de verildi. Dünya üzerindeki en akıllı ve medeni canlı olduğu söylenen insanın, ne kadar ilkel bir fikre ve zikre sahip olduğu gözler önüne serildi. Avcılık = alçaklık zanneden ve bu alçaklığa devam edenler, gösterildi. Utanmazlık, aymazlık, salaklık yüzlerinden okunuyordu, bu yavşakların…

İnsanlar. binlerce yıldır yapıyor bunları… Bundan sonra da hep yapılmaya devam edecekler. Kölelik resmi olarak kalkalı daha bir asır bile olmamışken, bir insanın bir hayvana merhametini beklemek, aşırı iyi beklenti olacaktır. Spor, endüstri, hobi diye cana kıyma devam ettikçe, doğa da kendi kuralını oynayacaktır. En ilkel insan bile sadece beslenmeyi düşünürken, en medeni pisliklerin en adi hareketlerde bulunması bir tezat değil midir? İlkel insanlar, daha ahlaklı idi sanırım. Çünkü o zamanlar fahişelik meslek olmamıştı ve fahişe çocukları hobi olarak avlanmaya başlamamışlardı. Hiç bir yapılan karşılıksız kalmaz, beyler! Keser döner, sap döner; o sap bir gün size girer!