Uzak Doğu’da, Kuzey Kore-Güney Kore-ABD üçgenindeki restleşmenin sebebi ne ki?

Uzak Doğu’da sert rüzgarlar esmeye başladı. Bir yanda küresel mali kriz, diğer yanda Afganistan ve Irak coğrafyası, diğer yandan İran sorunu, Amerika’yı pek durdurmuş değil! İran daha önemliymiş gibi görünürken, bir anda hiç hesapta olmayan bir yerden koptu, gümbürtü! Durup dururken, Kuzey Kore’nin, Dünyanın Jandarması olan Amerika’ya böyle bir fırsat sunması, ne anlama geliyor olabilir? Bu olayın, Amerika ve Kuzey Kore’de ne karşılığı olabilir acaba? Peki, dünya da bir karşılık bulabilecek sebepler silsilesi var mıdır? Kuzey Kore’nin Güney Kore adasına saldırısı üzerine çıkan gerginlik, kimin işine yarıyor ki? Bakalım, olasılıklar nelermiş!

  • Geçenlerde yapılan Amerikan senato seçimlerinde, Demokratların oy kaybının görülmesi üzerine, Demokrat Parti oylarını artırmak için böyle bir tezgah hazırlamış olabilir.
  • Amerikan Cumhuriyetçiler, Demokrat lider Obama’nın gidişatından memnun olmadıkları için, Amerika’nın barışçıl(!) görüntüsünü değiştirmek için, Demokratlara rağmen böyle bir tezgah içinde olabilirler.
  • Kuzey Kore hükümeti, halk desteğini ya da hükümranlık ganimetlerini elinde tutmak için böyle bir arayış içinde olabilir. Çünkü, eskiden çatışmaları bahane eden diktatöryel yönetim, savaşsız dönemde de ülkeyi kalkındıramayınca, halkın tepkisini çeker ve savaşmayan askerler azgınlaşır ve silahı kendi yönetimlerine çevirebilir.
  • İran üzerine, Nükleer çalışmalardan dolayı baskı kuran ABD’nin bu baskısını başka yerlere yönlendirmek isteyen birileri, (Rusya, İran veya İran-Kuzey Kore birlikteliği) böyle bir işe kalkışmış olabilir.
  • Amerikan yönetimi, içinden çıkamadığı ekonomik sarsıntıyı, Uzak Doğu’da çatışmalar üzerinden düzeltmek istemiştir.
  • Obama yönetimi, Bush yönetiminden miras kalan Afganistan ve Irak’ta çekilme planları yaparken, yeni saldırı noktası için Kuzey Kore’yi seçmiş olabilir. Aslında İran hedefe konmak istenmişse de, bazı girişimlerle ve İran’ın kolay lokma olmayacağı görüşünün ağır basmasıyla, sıralamada Kuzey Kore başa geçmiş olabilir. Sonuçta, şu şartlar altında, Amerika için Şeytan üçgeni içindeki iki ülke olan İran ve Kuzey Kore, Kuzey Kore’nin bertaraf edilmesi veya etkisiz kılınmasıyla İran yalnızlaştırılabilir.

Buna benzer başka ihtimaller de vardır, ancak şimdilik aklıma gelenler bunlar. Belki yenilerini ekleyebilirim. Yalnız, çok önemli bir kilit nokta var, o da şu: Bu çatışma, her ne olursa olsun birilerinin işine gelecekken, bu konuda zayıf olan tarafın, yani Kuzey Kore’nin bu çatışmayı başlatmış olması… Kuzey Kore üzerine bir operasyon olduğu açıkken, K. Kore yönetimi çok saf olmalı ki, ABD’nin eline koz verecek bir hata yapsın… Kuzey Kore, yeni bir Wietnam denemesi yapıyor olsa bile, Wietnam’dan zararlı çıkan ülke, yenildiği söylenmesine rağmen Amerika olmamıştır ki! Kuzey Kore, neyine güvenmiş olabilir? Çin ya da Rusya’ya mı? Belki de olabilir, ama en kötü senaryo olarak; “Irak’ta da olduğu gibi, Kuzey Kore yönetimi ile ABD arasında bir danışıklı dövüş olması”nı, daha gerçekçi görüyorum. Eğer öyle ise, vah o Kuzey Kore halkına… Yeni bir Irak geliyor gibi… Lakin, Uzak doğu halkları böyle oyunu bozacaklardır. Bakalım, göreceğiz…

Not: Yorumlarınızda, sizler de fikirlerinizi belirtmekten çekinmeyin… Amerikan’nın nedir bu gariban halklardan çektiği(?)

İsrail’in Kurduğu Denklem, Yanlış!

Daha önce bu bloğun, şurasında yazılmıştı, Türkler ile İsrailliler arasındaki olgular üzerine birşeyler! Yahudiler, Almanya’da uğradıkları soykırımdan sonra, bu işin öyle misafir vatandaş olarak ülke ülke yaşamakla olmayacağına inandılar ve dini inançlarının da etkisi ile Çöl’ün ortasında bir vatan kurmaya çalıştılar. Zaten başka yurt edinecekleri biryer de yoktu, Arabistan Çölü’nden başka! Belki, Afrika’da biryerleri ele geçirebilirlerdi, ancak ele geçirmişken hem kendi dinlerince vaadedilmiş topraklarda bir vatan kurmak hem de nispeten daha medeni bir coğrafyada bulunmak istediler ve ezeli düşman gördükleri İslamiyet’i de bir vesile ile tam ortasından vurmak istediler. Yahudiler’in günümüz İsrail’ine yerleşmesini, kendi dinlerince kutsal sayılan Kudüs’ün de bir nevi İslam’ın elinden alınmasını isteyen Hristiyan Batı Dünyası da bu işe olur verdi. İsrail’in burada bir devlet kurması, Hristiyanlar açısından, Selahaddin Eyyubi’ye karşı kaybettikleri Kudüs’ün, başlarından def etmek istedikleri Yahudiler aracılığıyla da olsa, Müslümanların elinden tekrar geri alınmasını sağlamaktı. Bunu yaparken de İsrail’i maşa olarak kullanmak, eğer Kudüs için bir acı çekilecekse, bunun İsrailliler tarafından çekilmesi ile, tekrar Kudüs’ü İslamiyet’in elinden almaktı. Yani, Kudüs Müslümanlardan alınsın, ama bunu pek sevmedikleri Yahudiler yapsa da kabul!

Durum, genel hatlarıyla bu tarihi gerçekliğe dayanıyor. Ancak, başka bazı gerçekler de yok değil! Mesela, her toplumda Yahudiler’in aşağılık görülmesi, horlanması meselesi… Zaten Yahudiler de bunun farkındalar ve tüm çabaları, kendilerine bir sığınacak yer yapma arayışlarında gizli! Bu çabaları esnasında da, artık hiç kimseye güvenmiyorlar ve dini kitaplarda bahsedilen, Yahudiler için en acı sona hazırlanıyorlar. Hem Hristiyanlar’da, hem İslami literatürde var olan o durum şöyle bir olgudan bahsediyor: Hristiyanlar ve Müslümanlar, kıyamete yakın bir zamanda birleşecekler ve Yahudiler’e karşı birlikte savaşacaklar! Ben bunun doğruluğunda veya yanlışında değilim, ben bir gerçeklikten bahsediyorum…

Yahudiler’in hepsi, İsrail’in devlet politikasını benimsemiyor, bu birçok konuda ortada! Ancak, onları temsil eden de, İsrail Devleti! Yahudiler, tarihleri boyunca tek hoşgörüyü Türkler’de, gördüler. Bugünkü Amerika’nın yandaşlığının sebebini yukarıda açıklamaya çalıştım. Amerika ve İsrail’in birbirleri ile olan ilişkileri, hiç bir zaman güvene dayanmadı. Karşılıklı çıkar ilişkisi idi. Dünya düzeni değiştikçe ve artık bu ilişkiden alınan zevk tatmin etmemeye başladıkça, bir noktada son bulur. Sömürülmek için Irak ve Afganistan’ın paramparça edildiği Orta Doğu, Rusya ve Türkiye’nin kendine gelerek, biz burdayız, n’oluyor? demeye başlaması ile gerçek stratejik sahiplerini de görmüş oldu. Türkler ve Ruslar, kendi bahçelerinde Amerika’nın otlamasını istemezler, tabiki! Bu yüzden de bu coğrafyada uzun zamandır var olan sorunların çözülmesi lazım gelir.

Batı dünyasının, Türkiye üzerine musallat ettiği, Ermeni Sorunu, Yunan Sorunu, PKK Sorunu gibi sorunlar da, Rusya-Türkiye İşbirliği’yle çözülünce, Rusya’ya karşı Türkiye’ye yavşamaya çalışan Amerika ve takipçileri, İsrail’in kukla devletini bırakacaklar ve hatta kendi elleri ile yıkacaklardır. Tabiki, burada da İsrail Batı’ya cephe alacaktır ve Amerika-İsrail düşmanlığı kaçınılmaz olacaktır. Araplar’la daha iyi anlaşan bir Türkiye’ye karşı, Araplar’la hiç anlaşamamış bir İsrail’i desteklemenin, Amerika açısından bir mantığı var mıdır?

Toplum mühendisliğinde bir numara görülen Yahudi Cemaati, yeni dünya düzenini okuyamıyor. Kendi iyilikleri açısından, durup düşünmeleri lazım, korkularımız bu kadar büyük mü? diye! Aslında çok büyük! Toplum Mühendislerinin kaçırdığı nokta, insan davranışlarının formüle edilemeyeceğidir. İnsanlar, duygu taşırlar ve duygular matematik ve fizik kanunlarından münezzehtir. Hala 3. boyut, 4. boyut fizik kanunları ile hesaplama yapmaya devam edersen ve yaptığın hesaplamanın sağlamasını da aynı kanunlarla yaparsan, işlem doğru çıkar. Ancak, yaptığın işlemin, gerçeklikle ne kadar alakalı olduğunu nasıl anlayacaksın! Ortaçağ’da da papazlar, hükmünü yitirmiş kitaplarıyla, dünya düzdür diyorlardı ve onlara göre doğru çıkıyordu. Eldeki veriler ve yöntem yanlış oldukça, işlem doğru çıksa bile, sonuç gerçeklik‘e uymuyorsa, boşuna kafa ütüledin! Ben, her zaman söylerim, doğru değildir önemli olan, tek idea, gerçektir. Bu arada, İsrail’in kurduğu denklem yanlıştır, bunu bir anda görmek isteyenler yanılır. Çünkü, Tarih kendi zaman ve kahramanını, kendi tayin eder.

Nükleer Takas Anlaşması, ne anlama geliyor?

Türkiye, kendi coğrafyasının kilit ülkesidir. Bunu da yakın zamandaki bir çok olayda gördük. Mesela, ABD’nin son Irak işgalinde, Türkiye’nin kendi coğrafyasını kullandırmak istememesi ABD’ye şok yaşattı. Amerika, bunun öcü olarak, askerlerimizin başına çuval geçirdi. Ancak bu durum ABD’nin daha da aleyhine bir Türk kamuoyu oluşturdu. Amerika, giderek Türkiye’yi kaybetti. İki sıkı fıkı dost olan Amerika ve İsrail, Başbakan Erdoğan’ın one minute çıkışıyla taraf olma durumuna düştüler ve Amerika sonraki süreçte İsrail’e uyarı, Türkiye’ye destek açıklamaları yaptı.

Ancak, aradaki kırgınlıklar bitmiş olmamalı ki, Türkiye gerçek bir müttefik aramaya devam etti. Ayrıca, Avrupa’nın da birliğe almak konusunda samimiyetsizliği üzerine, artık benim de yıllardır özlemini çektiğim, Rusya ve komşular ile bir ittifak arayışına girildi ve başarılı olundu. Bu süreçte, Amerika’nın hep tehdidine maruz kalan İran’ın, Amerikan tehdidinden kurtarılması, yıllarca süren İran’ın Nükleer Teknoloji Projelerinin batılılarca bahane edilerek bu coğrafyanın delik deşik edilmesi durdurulmalıydı. Bu coğrafyada kilit rol oynayan Türkiye’nin bu işleri, Amerika’ya rağmen düzeltmesi lazım idi. Türkiye’nin önemini anlayamayan Talabani, bundan bir süre önce şöyle bir açıklama yapmıştı: Türkiye’ye bir kedi bile vermem… (bu veya bu mealde bir sözdü.) Sonra baktık ki, gelişen süreçte, Talabani; kendi eliyle donunu bile verecek duruma geldi. Ancak Türkiye’de hala Talabani kafasında olan insancıklar var. Hala hiç bir devletlerarası ilişkiden anlamayan, Amerikan karşıtı olup da Amerikancı kafaya sahip ve kendine solcu diyen, dar kafa, hala dünyanın düz olduğunu iddia eden, Nazım’ın sadece iki-üç şiirini bilen diğer Nazım şiirlerini duyunca nefret okuyan, gerçeği duyunca da inkar eden züppeler, hala kafasının dikine gidiyorlar. Bu sosyalist bozuntuları, yavşamış olduklarından olsa gerek, Komünizm’i de sevmezler. Bu kişilere, Can Yücel’in Murat Belge için yazdığı şiiri gönderiyorum…

Okumaya devam et “Nükleer Takas Anlaşması, ne anlama geliyor?”