Toroslar’da Türkmenler ve Osmanlı Bilinci

Toroslar, Türkmen nüfusunun en saf ve dinamik coğrafyasını teşkil eder. Göçebe geleneğinin 2009 itibariyle hala devam ettiği, ama bitmek üzere olduğu, şartların çok zorlu olduğu bir yörük diyarı…

Toros şehirlerinde, özellikle Mersin ve Antalya’da nüfus şehir merkezlerinin göçle beslenmesi dışında istenilen yoğunlukta değildir, yerleşim ise sakindir. Toros Türkmenleri’nin genel soy ağacı “Tekeli Türkmenleri’dir.” Tekeli ismi bir çok yerleşim yerinde ve soy isimlerinde yer almaktadır.

Akdeniz kıyısı boyunca bir çok Yörük boyuna rastlamak mümkün! Tüm bu boylar birbirleriyle çekişmeli olsalar da, aslında temel olarak Tekeli Boyu’na mensupturlar. Balkanlar, Batı ve Güney Anadolu, Irak-İran coğrafyası ve Orta Türkistan’a giriş yörelerinde Tekeliler yaşamaktalar. Dünya milletleri içinde Türkler ne ise, Türk boyları içinde Tekeliler, O’dur. Tarih içinde, bu bilinç kaybolup gitmiştir.

Nüfus dini bakımdan İslam’dır. Son bir kaç yıl öncesine kadar Alevi Türkmenler, yarı yerleşik yaşamakta idiler. Tahtacı denilen bu Türkmenler artık, yerleşik hayata tamamen alışmış durumdalar. Tahtacı ismi; Osmanlılar’ın göçebe Türkmenleri zorla iskana zorlamalarına rağmen buna direnenlerin, Osmanlılar tarafından vergi olarak dağlardaki ağaçlardan kereste yapmalarını istemeleri ve böylece “tahtacı” olarak anılmalarıyla ortaya çıktı. Bu Türkmenler, hem vergilerini ödüyorlar, hem de geçimlerini temin ediyorlardı. Toros Türkmen Alevileri’ne tahtacı denilmektedir ve meslekleriyle isimleri özdeş hale gelmiştir.

Alevi Türkmenler, daha esmer bir renktedirler. Tahtacılar için aile kavramı önemlidir. Sünni halk ile bazı fikir ayrılıkları olduğu bilinse de, bu durum önemli bir soruna neden olmamıştır. Ağaç işçiliği yapmaya devam eden Tahtacılar, kesim yapılacak bölgeye giderler ve seyyar evcikler kurarlar. Bunlar, ağaçlardan yapılmış, naylon ile örtülmüş “manar” denilen yataklıklardır. Türkiye’nin diğer Aleviler’inden soyutlanmışlardır. Kendi öznel bir yaşantıları vardır. Türkiye’nin belki de sünni halkla en iç içe olan Alevileri, Tahtacılar’dır. Toroslar’ın en batısına kadar uzanan yerlerine kadar, bu Türkmenleri görmek mümkündür. Örneğin; İzmir. Uzun sürelerdir devam edegelen Tahtacı Köyleri bulunmaktadır. Kısaca: Güney Anadolu coğrafyası Türkmenleri’ne Tahtacılar denilir. Tahtacılar hakkında bilgiler az olduğu için burada biraz değinilmeye çalışılmıştır.

Toroslar, Osmanlılar’a uzak bir coğrafyada bulunması ve Karamanoğulları’nın da ideolojik olarak farklı bir anlayışta olması nedeniyle, Osmanlılar’la çekişme içinde olmuştur. Kendilerini Türkiye Selçukluları’nın varisi ve Türkmenlerin koruyucusu görmüşlerdir. Osmanlılar’ın batıya yönelmeleri ve İmparatorluk anlayışına yönelerek Türk etnisitesine yönelik olumsuz yargılamalarına, Karamanoğulları Türk milliyetçiliği ile karşılık vermişlerdir. Karaman egemenliğindeki coğrafyalarda, Osmanlılar’a ağır eleştiriler yapılmıştır. Öyle ki, bazı halk hikaye ve şiirlerinde “kahpe Osmanlı” tabirleri sıkça kullanılmıştır. Bunun nedeni olarak, Osmanlılar’ın Bizans ve batı ile olan ilişkileri gösterilebilir. Son olarak bunu ünlü Halk şairi Dadaloğlu’nun ifadesi ile sonlayalım: Ferman padişah’ınsa, Dağlar bizimdir.

Anadolu Türkmen aşiretleri hakkında ayrıntılı bilgi alabilmek için, ünlü tarihçimiz Yusuf Halaçoğlu‘nun anadoluasiretleri.com(tıklayın) adlı sitesini ziyaret ediniz!

Başbakan Erdoğan’ı, Hitler’e benzetme mesleği

Türk Demokrasisi tamamen eşsiz bir sistem! Ne konuşan konuşmasını ne de dinleyen dinlemesini bilmeden, akıl denilen matafın kullanılması gerekliliğine hiç bulaşılmadan herkes demokrat ve demokrasi savunucusu kesiliyor.

Türkiye’ye, dürüst olup olmamasını bile önemsemesek ve 29 Ekim 1923 sonrası göreve gelen siyasetçi bilinen kişileri bir incelesek, inanın siyasetçioğlu siyasetçi çıksa çıksa 20 kişidir.

2002 sonrası siyasi hayatımızın kuşkusuz en önemli siması Recep Tayyip Erdoğan’dır. Gerçekten de bir siyasetçi nasıl olur, bunu O’nda görmek mümkün! Doğal bir sonuç ve bu sonucu da Türk Siyasasının öz niteliğinin pekiştirmesiyle, Sayın Erdoğan’a muhalif olanlar da var. Bu muhalif kanat büyük yanılgılar ve düştükleri çaresizlik içinde eleştirilerini yapmaktalar.

Okumaya devam et “Başbakan Erdoğan’ı, Hitler’e benzetme mesleği”

2009-2010 yeni eğitim öğretim yılı başlıyor

Evet, güz mevsimi geldi ve yeni bir iş yılı ile birlikte, eğitim yılı da başladı. Tüm öğrencilere, öğrenci velilerine, eğitim işçilerine hayırlı olsun!

Ayrıca; yıllardır eğitim skandallarını çözme becerisizliği içinde göbek büyüten siyaset soytarılarına da kutlu olsun!

Eğitim demişken bir kaç şey söyleyelim. Örneğin, bizim Milli Eğitim Bakanlığı dediğimiz kurum, sadece maaş dağıtarak hükümetlere oy toplama derneği görevindeki “öğretim” kuruludur. Kuruldur, çünkü kurumlaşmış olsa, sadece protokol sırasına girmek harici birşeyler de yapabiliyor olurlardı. Peki, nedir öğretim ile eğitim arasındaki fark?

Okumaya devam et “2009-2010 yeni eğitim öğretim yılı başlıyor”

Avrupa biliminin alt yapısı ve Felsefeye vurduğu darbe

XVIII. yy’ın bilim patlamasıyla, İnsanların fiziki ve ruhi boyutları değişikliklere uğradı. Bilim demek, bir teorik düşünceden, ahlaki gerekliliklerden sıyrılıp eşya üretimine yönelik bir otoriteyi temsil eder görünmekte… Yani tamamen faydacı, ancak bu faydayı görünür, dokunulur dünya’da arayan bir hal! Yani bilim dediğimiz Avrupa safsatası, insan zekasını formüle eden, 2kere2eşittir4’ü kabul eden, İnsanoğlunun kişiliğindeki çelişkilere saygı duymayan, insani duyguları denenebilir ortamlara ve kavramlara bindirmeye çalışan basitliklerle dolu meslek edindirme yöntemi…

Okumaya devam et “Avrupa biliminin alt yapısı ve Felsefeye vurduğu darbe”

Adolf Hitler’e göre tarih bilimi ve tarih öğretimi

Adolf Hitler’in kendi ağzından:

Tarih ve coğrafya’da çok başarılıydım ve sevdiğim bu iki derste sınıf birincisiydim.
Aradan yıllar geçip bugün o devrin muhasebesini yapıyorken şu iki önemli sonucu çıkarıyorum:
Birincisi “Nasyonalist” olmuştum. İkincisi de “Tarihin gerçek manasını anlamayı ve ona nüfuz etmeyi öğrenmiştim.”

Sürekli bir ilerleme ve gelişme sonunda on beş yaşımda iken hanedan vatandaşlığı ile ırk milliyetçiliği arasındaki farkı kavramaya başladım ırk milliyetçiliğine taraf oldum.

Tarih, asla uyumayan bir kaynaktır, şartlara göre bazen unutulmuş görünse de o kısık sesle yeni bir gelecekten söz eder.

Bugün bile okullarda dünya tarihi öğretimi iyi değildir. Öğretmenler tarih dersinin maksadının yalnızca tarihleri ve hadiseleri öğretmekten ibaret olduğunu düşünmektedirler. Bir öğrenci için bir savaşın başlama ve bitiş tarihlerini bilmek ya da bir mareşalin doğumunu, bir taç giyme törenini bilmek önemli değildir. Tarih okumak, tarihi olayları doğuran ve gerektiren şeyleri öğrenmek ve araştırmaktır.
Gerçek hüner şuradadır: Esas olanı saklamak, ayrıntıyı ise unutmak.

Kaynak: Kavgam, Adolf Hitler, (çev. Hüseyin Cahit Yalçın), Manifesto yay., Ocak-2005.

Ayrıca okunmasını gerekli gördüğüm, Adolf Hitler’le ilgili bir makaleyi sizlere sunuyorum! Değinilmemiş tespitler yer alıyor!