
Yukarıda, başlıca güç merkezleri ve bu merkezlerin olası lider ülkeleri işaret edilmiş bulunuyor.
Bu güç sahaları içinde en parçalı alan, ne yazık ki, Türkiye’nin etki alanı. Maalesef bu saha, onlarca yıldır kan-şiddet içinde. Bu güç merkezini birleştirebilecek ve bu ülkeleri yüreklendirebilecek tek ülke, Türkiye. Ortak payda, sadece Türkiye dinamizmi ve aklıyla bulunabilir.
Türkiye’nin dünyaya hükmedebilmesi için, bu etki alanını yönetebilmesi gerekiyor. Eğer yönetemezse, kendi alanının sorunları altında boğulur, kaybolur. Hem en değerli hem en sorunlu topraklardan bahsediyoruz. Yani, atalarımızın dediği gibi, “büyük başın ağrısı, büyük olur”.
Türkiye’nin bu güç merkezine aday olmaya başladığını, son yıllarda yürüttüğü politika ekseninde görebiliyoruz. Zaten, Türkiyenin güç gösterisine katılabileceği alan olarak, başka boş saha yok, olmasına da gerek yok. Türkiyenin elindeki bu güç merkezi, şu an için en avantajlı, zengin, stratejik güç merkezi. Yani iyi yönetilmesi halinde, bir numara olunacak tek güç hinterlandı, Türkiyenin ellerinde duruyor.
Türkiyenin Etki Alanı’nın Temel Güç Varlıkları
- Enerji Kaynaklarının neredeyse tümü
- Dünyanın Lojistiğinin Merkez noktası
- Tarımsal Üretim için kirlenmemiş, verimli toprak ve alanlar
- Her türlü ürün için pazar bulunan, doymamış ve tüketime aç dinamik nüfus.
Görüldüğü gibi oldukça iyi şartları olan bir coğrafyanın liderliğinden bahsediyoruz. Eğer Türkiye, bu etki sahasını -diğer bir deyişle, arka bahçesini- dönüştürmeyi başarırsa, çok büyük bir güç merkezine liderlik edebilir.
Bu güç nasıl işlev kazanır?
- Enerji politikalarının temel oyuncusu olur, çünkü enerji kaynaklarının (petrol ve doğal gaz) hepsine müdahil olur.
- Her türlü ticari aktivitenin geçiş noktasında olduğu için, ticareti elinde tutar.
- Kaliteli tarım-gıda üretecek alt yapı olduğu için, iyi bir üretim ve bu üretimi pazarlayacak hazır pazar bulmakta hiç zorlanmaz.
- Her türlü teknolojik ve diğer ürettiklerini karşılayacak insan toplulukları bulmakta sıkıntı çekmez. Batının en büyük korkusu olan pazar bulamama sorunuyla karşılaşmaz.
Elbette, bu kadar fayda sağlanacak bu coğrafyayı yönetmek ve bu güç merkezini oluşturmak, hiç de kolay olmayacak. Bir olgu var ki, Türkiye bu güç merkezini oluşturmak ve yönetmek zorunda. Bu olgu, geçmişimizin-coğrafyamızın-kültürümüzün-kinimizin bize dayattığı bir zorunluluk.
Rus ve Türk tarihinde bazı kırılmalar benzer gerçekleşti. Bugün itibariyle, benzer bir kırılma süreci yine iki devletin meşgalesi. Bunda, aynı coğrafya da yaşamanın, sık sık kesişmenin, 10-16 önemli harb yaşanmasının, iki milletin de, doğulu felsefi yapısına sahip olmasının etkileri var. Aynı tarih kesitinde, güneyde Osmanlı hanedanlığının kuzeyde Çar hanedanlığının paralel büyük devlet oluşları var. Bu tarihi bir tespit. 

İslam Mimarisinin kendine has bir dokusu oluşmuştur. İslam Mimarisinin en belirgin yapısı, cami yapılarıdır. Minarelerle özdeşleşmiş bir mimariden bahsediyoruz. İslam Mimarisi, her coğrafyada değişiklikler arzeder. Bu hem malzeme açısından hem estetik kavrayış açısından böyledir. Şimdi, oldukça kısa ve ana hatlarıyla, İslam mimarisinin tarihi seyrine değinelim.
Bugüne kadar hayat kaynağının baş metası, su olarak kabul edildi. Filmlerde, efsanelerde, hikayelerde, “kutsal dört element”ten biri de, su’dur.