İran-ABD Nükleer Anlaşmasının geleceği

Her ne kadar masada P5+1 oturmuş olsa da, bu anlaşma Amerika’nın siyasi manevra ve malzemesinin ürünüdür.

Amerika, kocası İsrail’e rağmen ve metresi Arabistan’a rağmen, bu işe girişti. Aslında bu işte samimi olmaması gerekiyor. İran’ın da samimi olmaması gerekiyor. Sonuçta bir zamanlar İran, şer üçgeninden biriydi. Bu anlaşmayı mecbur kılan nedenler var.

1- Amerika, Çin’e güç kaydırmak zorunda kalıyor.

2- İran, ambargonun altında ezilmiş durumda.

3- Türkiye, Çin ile büyük bir askeri işbirliğine giderken, batının elinden kayarken bu boşluğu İran ile yumuşatmalı.Aynı zamanda Suudi-Mısır ortaklığıyla oluşturulan Arap Ordusu ile de Türkiye’nin boşalttığı safı ikame etmeli.

4- Rusya’nın gücünde yaşanan kesinti, İran’ı zorluyor, Rusya Türkiye ile enerji anlaşmaları yapıyor. Rusya, Türkiye’yi kazanırken Amerika da İran’a el koyuyor.

Amerika, İran’ın vazgeçmeyeceğini biliyor. zaten anlaşma 10 yıllık. yani olayın ne kadar sığ olduğunu buradan görebiliriz. Her iki devletin kamuoyuna anlatacağı bir başarı hikayesinden başka birşey değil. bir de diğer aktörlere karşı ‘koz’ kazanma. Pek başarılı olmamakla birlikte, bir başlangıçtır, orası da gerçek.

Tüm bunlara rağmen, bu zoraki anlaşmanın yaşama şansı pek yok. Türkiye ne kadar gerçek-somut verilere dayanıyorsa, İran’ın verileri o kadar soyut. bu anlaşma, Rusya’daki ekonomik sarsıntılar sona erinceye, Amerika’da demokratlar yenilinceye kadardır.

Amerika’ya bir başarı hikayesi, İran’a dünyaya açılma şansı, Rusya’ya süre lazım. Hepsi bundan ibaret. bir süre sonra kartlar yeniden karılır, bu el de sona erer. Önemli olan kimin bakiyesi artıyla kapanacak.

Yemen sorunu ve Arap Ordusu projesi

Yemen Meselesi sonrası,Suudi Arabistan ve diger Arap ülkeleri birleşip bir anda meseleye el koydular. Savaş makinelerinden komuta kademesine kadar her varlıkları Amerikan kontrolünde olan bu arkadaşların, bu operasyonu kendi inisiyatifleriyle yapmadıklarından emin olabiliriz.

Bu bir anda ortaya çıkan birliktelik önemli bir atılım sağlayacak. Zaten ismini koydular: bir süredir iddiası gündemde olan Arap Ordusu kuracaklar. Bu Arap Ordusu fikrinin de birilerinden -bu amerika’dan başkası değildir- çıktığı kesin. Sisi’nin de içinde olduğu bir projeden ne beklenebilir ki. 6 Arap devletinin aldığı ağır yenilgi hala hafızalardayken, en ufak bir teknolojik gelişmesi olmayan bu ülkelerin kıytırıktan ordu kurmaları ne anlama gelir?

1- Amerika, İran ile yeni bir dönem başlatırken, eski metresi Suudilerin de rahatsızlıklarını gidermek için, Yemen’de mezhepçilik üzerinden şia karşıtı destek veriyor.

2- Arap Ordusu kurulursa da, Amerika için yeni bir silah satışı alanı açılacak. Böylece Suudiler’in hem maddi hem manevi bağlılıkları garanti edilecek.

3- Arap Ordusu oluşumu, olası bir İslam ordusu veya İslam güç teşekkülü için de bir ön alma olacak. bu ordu, diğer bir İslam unsuru olan İran için ideolojik karşıtlık içermiş oluyor. Arap ismi kullanımı da rastgele bir seçim değil, Fars-Türk-Pak kavramlarını da dışlayan bir aklın ürünü oldu.

4- Yemen sorunu ve ardından gelen Arap Ordusu oluşumu, Hem İslam coğrafyası olan Ortadoğu’yu tekrar ateşe atarken, batı için büyük gelir kaynağı, mezhepçi iki grubun da ağızlarına bal çalmak oluyor.

Arapların kuracakları bu ordu, müslümanlar dışında hiç kimseye etki etmez.

Müslümanlar’ın bu alçak oyunlardan kurtulması, bir devletin, zorakide olsa işlere el koyabilmesinden geçiyor. Çünkü bu kadar parçalı bir yapı ve meziyetsiz yöneticilerin bir araya gelip bu oyunları bozması mümkün görünmüyor. bu kadar açık olan bu oyunlar, aptallıkları tescilli müslüman(!) liderlerle bozulamaz.

Türkiye’de büyük bir kesim algılamakta zorlansa da, Kimse gocunmasın, bu işlerin çözümü Türkiye’nin dirilişinden geçiyor. bu tarihin ortaya koyduğu bir gerçek. Bu bir devlet geleneği meselesidir ve Selçuklunun, Osmanlının bir mirasıdır. Bu da mutlaka gerçekleşecektir, yaşamak için başka ihtimal yok.

Pardus’un Geleceği nasıl görünüyor?

Pardus projesi, milli işletim sistemi sloganıyla çıkmıştı. Buradaki amaç, Türkiyedeki kullanıcılar için, windowsun casusluk faaliyetlerinden bir nebze arınmak, yazılım sektöründe Türkiyenin bilgi birikimini artırmak, en nihai noktada ise olası bir işletim sistemi ambargosuna karşı bir şekilde alternatif oluşturmak idi.

Kendine özgü bir iş çıkaran Proje, kullanıcı bulamadığı ve maliyetli olduğu söylenerek, daha yüzeysel bir halde yoluna devam ediyor.

Bugün itibariyle, bir topluluk bir de kurumsal sürüm projesi yürüyor. Kurumsal sürümün Pardus 2013, topluluğun Pts 3.0 kararlı sürümleri kullanımda.

Pardus’un her iki tarafındada belirginleşen bir olgu var ki, geliştirici sıkıntısı çekiliyor. proje az sayıda kişisel çabalarla yürüyor. Bu durum takdir edilesi olsa da, sorunların da çözülmesi gecikiyor.

Kurumsal sürümün, 2014’te bir ürün vereceği beklentisinin boş çıkmasının ardından, 2015 yılında bir sürüm duyurmasına yönelik beklenti arttı. Kurumsala yönelik eleştirilerin temelinde yatan ‘özgünlük eksikliği’ iddiaları, iki yılın ardından bir ilerleme olmasını zorluyor.

Pardus’un her iki projesinde de rastlanan bir konu var ki, güven sorunu yaratıyor. Yazılım depolarına erişim sağlıklı değil. Paket depolarına ulaşmak ve güncelleme yapmak pek başarılı olmuyor. geliştirici sayısı az, imkanlar kıt buna diyecek birşey yok. Ancak en azından, geliştirme ve güncellemeleri sağlıklı sunacak ve ‘erişilebilir’ bir yazılım deposu, bu işin temel bileşenidir.

Pardus sınırlı imkanlarla yürümeye çalışıyor. Pardus gibi güzel bir ismi olan bu proje başarılı olmalıdır ancak bazı çözülmesi gereken şeyler olmadan zor görünüyor.

İran Siyaseti ve İslam dünyası liderliği meselesi

Ne yaparsak yapalım, ‘tarih tekerrür eder’. İyi ki de eder, yoksa nerden öngörecektik ve umut besleyecek, hayat planı yapacaktik.

İran, güçlü bir toplumdur, millettir. fikir dünyasında çok ileri bir geçmişi vardır. Farsça, çok nitelikli bir dildir. İran edebiyatının, Türk edebiyatının üstünde olduğuna dair kanaatler çoğunluktadır ve haklıdır.

Siyaset alanında ise pek denk olamamıştır. belki de Osmanlı’yı en zorlayan devlet olmuştur ancak bir Osmanlı olamamıştır. elbette bir Selçuklu da olamamıştır. Şuan için bir Türkiye de olamamıştır.

Son günlerde, İran için, Türkiye’nin yerini alabileceğine dair gelişmelerden bahsediliyor. İslam başkentlerinde yükseliş yaptığı, İslam dünyasının liderliği için, Türkiye’nin yerine, Batılı devletlerce hazırlandığı, bölgede etkisini artırdığından bahsedilir.

Bu tür hamleler ve hedefler, bütün devletler gibi İranı da cezbeder. Zaten İran’ın bir ayağı hep farklı güçlerin pabucunda olagelmiştir. Ancak, bu uğraşların, İran’ı bir İslam liderliğine taşımadığı gerçektir.

İran, kendi coğrafyasının dışına çıkma becerisini gösterememiştir. Hükümranlık geleneği oluşmamıştır. Türkler gibi kıtalara, İngilizler gibi denizlere açılabilmiş değildir. Çinliler gibi bir coğrafyanın etrafında dönmüş durmuşlardır.

bir liderlikten söz etmek demek, kendi coğrafyasından daha ötesine geçebilmek demektir. basra körfezinin dahi dışında tekne yüzdüremeyen bir ülke olarak İran, bir süre sonra o başkentlere selam bile veremez hale gelir.

İran ikinci adam olabilir, ancak liderlik onun kodlarında yok.

Mersin bitkisi ve meyvesi

Mersin bitkisi, akdeniz iklimi bitkilerindendir. Tarih boyunca saygı gösterilen bitkilerdendir, dini törenlerde, temizlikte kullanılan bir bitkidir. Mersin bitkisinin yabani olanı genel kullanım gereği mersin ismiyle anılırken, meyveleri tüketilen ehli bir türü de, yerel kullanış ve meyvenin ismiyle müsemma, “murt” olarak anılmaktadır. Mersin şehrinde bazı yörelerde, yabani mersin bitkisi topluluğuna sazak ismi de verilmektedir. Murt’lar, yenilebilen, pazarlarda satılan meyvelerdir. Bu meyveler, tad-lezzet-boyut olarak oldukça çeşitlidirler.

murt

murt2