Tarihçilerimizin bir kısmı, tarihi geçmişimizle övünmekten ve ne kadar hoşgörülü olduğumuzdan bahsederler ya! İşte bu durumla ilgili ne biliyorlar, hoş görülü olan tarihimizi ne kadar iyi algılıyorlar acaba?
Ermeniler’in bilinmeyen bir tarihi var. Ermenilerin son bin yıllık tarihleri, türk tarihiyle iç içe. Ermeni tarihi, türk tarihinin bir parçası. Bu durumu normal bir Türk de bilmiyor, bir Ermeni de.
Ermeniler, batı hristiyanlarınca horlanan bir hristiyan mezhebinden gelirler. En Hristiyan olan devletler bile, Ermenileri küçümsemişlerdir. Bu batı için hala böyledir, sonuçta Ermeniler de, batılılar için ‘doğulu’ bir millet olarak görülür ve siyasi çıkarları olmadıkça değer verir görünmezler.
Ermeniler, mezheplerinden ve inançlarından dolayı, Romalılar tarafından katliamlara uğradılar. Ermenilerin, çeşitli baskılardan dolayı, bir dini merkezi olmadı. Hristiyanlarca, hristiyan yerine bile konulmadılar. Ermeniler, parçalı bir inanış içindeydiler ve Ermenileri bir kilise etrafında birleştirip millet haline getiren ve kendinden bilip ‘millet-i sadıka’ olarak tarih sahnesinde, batı hristiyanlarına üstün duruma yükselten, Osmanlı teşkilatı olmuştur. (Ermeniler, Osmanlı’yı soykırımla suçlarken ve batılıların kıskacına sokarken, aslında kendi geçmişlerindeki bu gerçeğe darbe vuruyorlar. Ermeni kilisesi, Roma kilisesi kadar saygın idi bir zamanlar ve bunu Osmanlı başarmıştı. Bunun çeyreği kadar Ermenilere saygınlık veren başka bir işi hangi batılı devlet yapmıştır?)
Osmanlının en güçlü, akil ve adil padişahlarından olan Fatih Sultan Mehmed, ermeniler’e, hiç sahip olmadıkları ve diğer hristiyanların bile sunmadıkları bir şey sundu. 1461 yılında, Ermeni Patrikliğini kurarak, ermeni toplumunu var’landırdı. Bu elbette karşılıklı bir güveni de tesis etti. Böylece Ermeniler, millet-i sadıka olarak anıldılar, kültürel ve ticari alanda, Osmanlı içinde etkin hale geldiler.
Osmanlı, sahip çıkılmamış olan ermeniler’e sahip çıktı. Ermeniler’i kendinden bildi. Ermenilerin kaderini ve dini inançlarını kendinden bildi, üzerine aldı. Yoksa böyle bir zorunluluk içinde değildi. Sadece kendini oluşturan unsurlardan biri olarak gördü. Hatta İslami olan bazı inançlara bile bu denli ehemmiyet verilmedi.
Fatih Sultan Mehmed’in açtığı bu yol, asırlarca devam edegeldi. Bir zamanlar, ermeni inancını ve milletini ikinci sınıf gören batı ve katı hristiyanlık makamları, Ermeniler’i köklerinden koparıp kendi toplumlarına saldırttılar. Milliyetçilik ve Katolik hristiyanlığın bayraktarı Fransızlar, ermeni militanlarına Fransız üniformasını giydirip kendi topraklarında kan döktürmeye başladılar. Bu işin sonucunda ise, günümüzde gelinen noktada hem Ermeniler acı çekmekte hem Türkler acı çekmektedir. Bu acılar üzerine siyaset yapıp, Türkler ve Ermeniler’in tarihi mazi ile geleceğini karartan ise, derin Fransız anlayışıdır. Batı dünyası, Türkleri de, Ermenileri de, Kürtleri de aynı kefeye koyuyor ve batılılar için tüm doğu halkları, ikinci sınıf görülürler.
Bu noktada, Ermenilerle olan ortak geçmişimize baktığımızda, bu toplumun her halkı, birbirine ait. Ermeni acısı da, ermeni sanatı da, ermeni ekonomisi de, Türklerden ayrı olamıyor. Dışişleri bakanımız Ahmet Davutoğlu’nun, “Ermeni diasporası, bizim diasporamızdır” ifadesi son derece yerindedir. Bazı ergen coşkusuyla, milliyetçilik yapıp tarihçi geçinenlerin, bu bilgi ve gerçekleri kavraması beklenmez, zaten.
Bu olguyu, bu şekilde inşa edenler, atalarımızdır. Ermeni patriklik kilisesini, eğer atamız Sultan Mehmed kurdu ise, Ermeni Kilisesi, aynı zamanda bir Türk kilisesi değil midir? Hem Ermenilerin hem Türklerin, bu gerçeği görmeleri lazımdır. Görüldüğü üzere, bu milletin tarihinde suç yoktur, eğer hata varsa bu herkesindir.