Cumhuriyet Tarihi kaynakları

Cumhuriyet Tarihi, terim olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamalarından günümüze kadar olan tarihi geçmişini konu edinir. Tarih bir bütün olmakla beraber, iyi anlaşılması ve uzmanlanşılması açısından bölümlenir. Cumhuriyet Tarihi, üzerinde en fazla ihtilaf bulunan tarih alanımızdır. Buna sebep iki ana etkenden biri “ideolojik çarpıtmalar” diğeri de “kaynakların bir kısmına ulaşılamaması”dır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi, Cumhuriyet Tarihi olarak anılagelmektedir. Cumhuriyet Tarihi konusunda araştırma yapacakların, başvurması beklenen yerler şu şekilde sınıflandırılabilir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Tarih Kaynakları
  1. ARŞİVLER
    1. Yayınlanmış Belgeler
      • Nutuk
      • Erzurum Kongresi Tutanakları
      • Cumhurbaşkanlığı Arşivi
      • Atese Arşivi
      • Başbakanlık Osmanlı ve Cumhuriyet Arşivi
      • Milli Kütüphane
      • TBBM Arşivi
      • Türk Tarih Kurumu Arşivi
      • Tapu Kadostra Arşivi
      • Kızılay Arşivi
      • Vakıflar GEnel Müdürlüğü Arşivi
      • Bakanlık Arşivleri ve Özel Kişi Arşivleri
      • v.b.
    2. Yayınlanmamış Belgeler
      • Bu tabirden kasıt henüz tasnif edilmeyi bekleyen milyonlarca belge vardır. Henüz tasnif edilip yayınlanmadığı için bu tabir kullanılmıştır.
  2. RESMİ YAYINLAR
    • Resmi gazeteler (takvim-i vekayi), Türkiye Büyük Miilet Meclisi Zabıt Cerideleri, v.b.
  3. SÜRELİ YAYINLAR
    • Gazeteler: (İrade-i Milliye, Hakimiyet-i Milliye, v.b.)
    • Mecmualar
  4. HATIRALAR
    • Şahısların bizzat kendilerinin de içinde yer aldığı olayları anlattıkları yazılarıdır. Örnek; Mustafa Kemal-Nutuk, Kazım Karabekir-İstiklal Harbimiz…
Kategori Tarih | Etiketler , , , , | Yorum yapın

Türkiye’nin tarım temalı televizyonları

Türkiyenin tarım sektörü, kendi medyasını ortaya çıkarmaya başladı. Bu konuda yapılan çalışmaların takdir edilmesi gerekiyor. Burada şunu açıkça söylemek gerekiyor ki, bu televizyonların kurulmasında, artık tarım sektörünün de bir rant getirecek seviyeye gelmiş olması geliyor. Yani, tarım yayıncılığında; reklam alabilen, belli bir kitlesi olan, sistemin büyüdüğü bir durumdan bahsediyoruz. Yoksa birbiri ardına tarım kanallarının açılması, sadece hayrına yapılabilecek bir olguyu ifade etmez. Bu durum, tarım sektörünün para yapmaya başladığının, en azından tarım sektörünün birilerince farkına varıldığının bir kanıtıdır.

Dünyanın en temel gereksinimi beslenmektir ve bu sektöre tarım deniliyor. insan yaşamının temel ihtiyacı olan tarım ürünleri, Türkiye için de kilit bir gelecek vaadi konumunda. Temel gereksinim dışındaki bir çok sektörün medyası varken, tarım sektörünün medyasının olmak zorunluluğu ortada. Bu televizyon kanallarını, sadece köylü-çiftçi kesimi değil, herkesin takip etmesi gerekiyor. Çünkü, tarım ürünleri, üretildiği oranda tüketilen ve herkesin de tüketmek zorunda olduğu bir meta. Tarım herkesi ilgilendiriyorsa, medyası da o derece ilgilendirmelidir. Türkiye’de an itibariyle, tarım temalı yayıncılık yapan televizyonlar ve iletişim adresleri…

Bereket tv tarım televizyonu

bereket tvBereket tv uzun zamandır yayında olan bir kanal. Başlangıçta toprak tv ismiyle yayına başlayan kanal, geçen yıllar içinde, oldukça ilerleme kaydedip önemli bir takipçi kitlesine sahip oldu. Özgün programlar, tarımsal reklamlar oluşturma konusunda iyi bir seviye yakalamış görünüyor.

Bereket tv iletişim adresleri

Türksat 3A: frekans:12130 sem:27500 pol:V
web:www.bereket.tv

Tarım Su tv

tarım su tvTarım su tv yeni yayına çıkmış bir tv kanalı. Başlangıç için oldukça tatmin edici programları var. İlerleyen zamanlarda, tarım yayıncılığı konusunda ne kadar kalıcı ve uzman olabilir, bekleyip görülmeli.

Tarım Su tv iletişim adresleri

Türksat 3A: frekans:11862 sem:27500 pol:H

Tarım Türk tv

tarım türk tvTarım Türk tv de, yeni bir kanal. Şu an için bu kanal da, profesyonel bir yayın yapıyor. Tarımsal üretimle ilgili yayınları var. İlerleyen zaman içinde, bu kanalın da gelişimi ortaya çıkacaktır.

Tarım Türk tv iletişim adresleri

Türksat 3A: frekans:12015 sem:27500 pol:H

Sonuç

Tarım yayıncılığı konusunda, tarım bakanlığının da, tarım tv ismiyle, bir internet televizyonu var. İnternet bağlanma oranı yüksek olmayan bir ülke de, bunun işlevsel olduğunu söylemek zor. Yukarıdaki tarım temalı kanallardan şu an için en ileri özgünlük ve bilinirlik, bereket tv kanalına ait. Diğer iki kanal da, kendi içlerinde bir yayın politikasını başarıyla uyguluyorlar.

Kategori Tarım | Etiketler , , , , , | Yorum yapın

Diplomaside, Davutoğlu öncesi ve sonrası

Ahmet Davutoğlu dönemi dış politikasının, önceki dönemlerden ayrılan mühim yönleri var. Bunun başında, Ahmet davutoğlunun oldukça gerçekçi ve kararlı duruşu geliyor.

davutoğlu
Bunun göstergelerinden biri de, davutoğlu dış politikasının, geçmişine olan bağlılığı. En önemli slogan, dışişleri bakanlığı web sitesinde de yer alan “hattı diplomasi yoktur, sathı diplomasi vardır, o satıh bütün dünyadır” ifadesi. Bilindiği üzere bu sözün ilk safhasını Mustafa kemal söylemişti.

İlk safha Mustafa kemal öncülüğünde başarıya ulaşmış ancak diplomasi alanında yeterince sağlam bir diplomasi yürütülemiyordu. Hep yakındığımız bir şeydi, masa başında kaybettiğimiz gerçeği. İşte ilk defa, sayın davutoğlu döneminde, diplomasi alanında yeni bir yola girildi ve bu yol, tarihimizin derinliklerinde de saklı olan bir sözle ifade buldu.

İlk defa geçmişini kabul eden, geçmişinden güç alan bir diplomatik duruş içindeyiz. Bu önemli söz aynı zamanda, ne kadar sert bir zaman diliminde olduğumuzu ve geçmiş dönemlerden kalan sorunlar yumağının ne kadar büyük olduğunu da ortaya koyuyor. Yani geçmiş dönem diplomasilerimizin ezikliğinin de bir itirafı niteliğinde. Türk dışişlerinin sesi ve etkinliği hiç olmadığı kadar yüksek konumda. Elbet bunun sloganının da bu denli yüksek anlamlı olması lazım.

Davutoğlu’nun ifade ettiği “hattı diplomasi yoktur, sathı diplomasi vardır, o satıh bütün dünyadır” sözü, bundan sonra gelecek dışişleri personel ve bakanlarına da ağır yükümlülükler sunuyor. Çünkü bu söz geleceği tayin edecek bir politikanın adı. Bu sözün öncülü ifadenin hangi şartlarda söylenmiş olduğunu kavrayanlar, bu sözün de önemini ve tarihi ağırlığını anlarlar.

Bu noktada bir tarihi tespit veya eleştiride –hangisini kabul buyurursanız, artık- bulunmak zorundayım. Daha üç beş sene öncesinde, varı yoğu Atatürk olan, her şeyi Atatürk üzerinden yürüten bir siyasi zemin vardı. Her konuda Atatürk referans verilirdi, tüm sorumluluk onun sırtından yürütülürdü. Bunu da bir kısım siyasi taraflar, oldukça yoğun kullanırlardı ve samimi olmadıkları için de, kabak tadı vermişti. Çünkü yaptıklarıyla söyledikleri, çapraşıktı.

Şunu da çok iyi anlamak gerekiyor. Davutoğlunun bu ifadesi, milli mücadelenin eksik kalmış olan diplomasi kanadının, 90 sene sonra kendini bulmuş halidir. Eğer Atatürk referans verilecekse, işte böyle verilmelidir.

Atatürk diyor ki: Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır.
Davutoğlu diyor ki: Hattı diplomasi yoktur, sathı diplomasi vardır; o satıh bütün dünyadır.

Davutoğlu’nun bu söylemi bir taklit değil, tamamen farklı olarak, kendi tarihinin üzerine bir inşaa meselesidir. Bir yandan geçmişiyle bağ kurarken diğer yandan şartlara göre revize edilmiş bir fikriyatı ve politikayı ilan ediyor. Yani savunma diplomasisinden çıkıp atik bir diplomasiye geçişin emaresidir. Bir ülkenin tarihi böyle var olur, tarihini bilen siyasetçi ile “bilir gibi yapan siyasetçi”nin farkı budur.

Kategori Siyaset | Etiketler , | Yorum yapın

İstanbul Ermeni Patrikliği, bir Türk kilisesidir!

Tarihçilerimizin bir kısmı, tarihi geçmişimizle övünmekten ve ne kadar hoşgörülü olduğumuzdan bahsederler ya! İşte bu durumla ilgili ne biliyorlar, hoş görülü olan tarihimizi ne kadar iyi algılıyorlar acaba?

Ermeniler’in bilinmeyen bir tarihi var. Ermenilerin son bin yıllık tarihleri, türk tarihiyle iç içe. Ermeni tarihi, türk tarihinin bir parçası. Bu durumu normal bir Türk de bilmiyor, bir Ermeni de.

Ermeniler, batı hristiyanlarınca horlanan bir hristiyan mezhebinden gelirler. En Hristiyan olan devletler bile, Ermenileri küçümsemişlerdir. Bu batı için hala böyledir, sonuçta Ermeniler de, batılılar için ‘doğulu’ bir millet olarak görülür ve siyasi çıkarları olmadıkça değer verir görünmezler.

Ermeniler, mezheplerinden ve inançlarından dolayı, Romalılar tarafından katliamlara uğradılar. Ermenilerin, çeşitli baskılardan dolayı, bir dini merkezi olmadı. Hristiyanlarca, hristiyan yerine bile konulmadılar. Ermeniler, parçalı bir inanış içindeydiler ve Ermenileri bir kilise etrafında birleştirip millet haline getiren ve kendinden bilip ‘millet-i sadıka’ olarak tarih sahnesinde, batı hristiyanlarına üstün duruma yükselten, Osmanlı teşkilatı olmuştur. (Ermeniler, Osmanlı’yı soykırımla suçlarken ve batılıların kıskacına sokarken, aslında kendi geçmişlerindeki bu gerçeğe darbe vuruyorlar. Ermeni kilisesi, Roma kilisesi kadar saygın idi bir zamanlar ve bunu Osmanlı başarmıştı. Bunun çeyreği kadar Ermenilere saygınlık veren başka bir işi hangi batılı devlet yapmıştır?)

Osmanlının en güçlü, akil ve adil padişahlarından olan Fatih Sultan Mehmed, ermeniler’e, hiç sahip olmadıkları ve diğer hristiyanların bile sunmadıkları bir şey sundu. 1461 yılında, Ermeni Patrikliğini kurarak, ermeni toplumunu var’landırdı. Bu elbette karşılıklı bir güveni de tesis etti. Böylece Ermeniler, millet-i sadıka olarak anıldılar, kültürel ve ticari alanda, Osmanlı içinde etkin hale geldiler.

Osmanlı, sahip çıkılmamış olan ermeniler’e sahip çıktı. Ermeniler’i kendinden bildi. Ermenilerin kaderini ve dini inançlarını kendinden bildi, üzerine aldı. Yoksa böyle bir zorunluluk içinde değildi. Sadece kendini oluşturan unsurlardan biri olarak gördü. Hatta İslami olan bazı inançlara bile bu denli ehemmiyet verilmedi.

Fatih Sultan Mehmed’in açtığı bu yol, asırlarca devam edegeldi. Bir zamanlar, ermeni inancını ve milletini ikinci sınıf gören batı ve katı hristiyanlık makamları, Ermeniler’i köklerinden koparıp kendi toplumlarına saldırttılar. Milliyetçilik ve Katolik hristiyanlığın bayraktarı Fransızlar, ermeni militanlarına Fransız üniformasını giydirip kendi topraklarında kan döktürmeye başladılar. Bu işin sonucunda ise, günümüzde gelinen noktada hem Ermeniler acı çekmekte hem Türkler acı çekmektedir. Bu acılar üzerine siyaset yapıp, Türkler ve Ermeniler’in tarihi mazi ile geleceğini karartan ise, derin Fransız anlayışıdır. Batı dünyası, Türkleri de, Ermenileri de, Kürtleri de aynı kefeye koyuyor ve batılılar için tüm doğu halkları, ikinci sınıf görülürler.

Bu noktada, Ermenilerle olan ortak geçmişimize baktığımızda, bu toplumun her halkı, birbirine ait. Ermeni acısı da, ermeni sanatı da, ermeni ekonomisi de, Türklerden ayrı olamıyor. Dışişleri bakanımız Ahmet Davutoğlu’nun, “Ermeni diasporası, bizim diasporamızdır” ifadesi son derece yerindedir. Bazı ergen coşkusuyla, milliyetçilik yapıp tarihçi geçinenlerin, bu bilgi ve gerçekleri kavraması beklenmez, zaten.

Bu olguyu, bu şekilde inşa edenler, atalarımızdır. Ermeni patriklik kilisesini, eğer atamız Sultan Mehmed kurdu ise, Ermeni Kilisesi, aynı zamanda bir Türk kilisesi değil midir? Hem Ermenilerin hem Türklerin, bu gerçeği görmeleri lazımdır. Görüldüğü üzere, bu milletin tarihinde suç yoktur, eğer hata varsa bu herkesindir.

Kategori Siyaset, Tarih | Etiketler , , , , | Yorum yapın

İçimizdeki, “kendine Fransız”lar!

Sayın, Yaşar Kemal!
Afrika’nın, Ortadoğu’nun, Anadolu’nun katili Fransız Askerinin elinden bu ödülü alırken, hiç mi vicdan muhasebesine girmedin?
Hani, sivil bir ödül olsa anlar ve alkışlardık da, bir katil kurumdan alınca pek yakışmadı sanki… Sen kendine yakıştırabildiysen sorun yok.
Çukurova’ya ve savunduklarına, biraz Fransız kaldın sanki…

yaşar kemale fransız nişanı
1) http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/698009-yasar-kemale-ust-duzey-fransiz-nisani

Kategori Siyaset | Etiketler , , , | Yorum yapın