TSK’nın, Türkiye’nin bekasında, kendini lider görmesinin, tarihi temeli!

Milletlerin kendilerine has özellikleri ve her toplumun, bireylerine miras bıraktığı nitelikler vardır. Türk toplumu için; adalet, samimiyet, cengaverlik, bağımsızlık idealleri öne çıkar ve devlet itaatinde de; güven, karizma, yetenek yatar.

19. ve 20.yy. Türkler açısından acılarla doludur ve Türkler; Kuzey Afrika, Arabistan çölleri, Kafkaslar ve Balkanlar’da kan kaybetmiştir.

Dünyanın ikinci büyük İmparatorluğunu kuran Türkler’in vatanı paylaşıma sunulmuştur. Türk milleti de, içinden bir lider çıkarmayı, bağımsızlığını elinde tutmayı, tüm imkansızlıklara rağmen başarmıştır. Bu başarı cephelerde olduğu kadar, hatta daha fazlası, toplum hayat ve bilincinde yapılmıştır.

İşte bu dönüşümün temelinde, güven yatar. Ancak bu güven, siyasetçi ile halk arasında değil; halk ile ordusu arasındadır. Türkiye’nin kuruluş döneminde; siyaset kurumu beceriksizliğe, bürokrasi ihanete düşmüştür. Osmanlılar, savaşların kaybedilme nedenini askeriyeye yüklemiş, bu konuda siyasi ve bürokratik teşkilatı sorgulamamıştır. Ordusunu da, devşirmeler olarak görmüş, devletin temeli olan Türk unsuru Sipahiler’i horlamıştır. Sipahiler’in beslenmesini sağlayan tımar toprakları; ağalar, vezirler tarafından vakfa çevrilmiş, devşirmeler gününü gün ederken, Türkmenler aç kalmıştır. (örnek; Celali isyanları).

Okumaya devam et “TSK’nın, Türkiye’nin bekasında, kendini lider görmesinin, tarihi temeli!”

1924 Anayasası Temel Özellikleri

  • Meclis hükümeti sistemi ile Parlamenter sistem arası “karma” bir sistem belirlemiştir.
  • Sert anayasalar kategorisindedir. (Değişmeyen maddeler bulunduran ve/veya değiştirilmesi belirli bir üye sayısı gerektiren anayasalar).
  • Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi kabul edilmiştir.
  • Temel hak ve özgürlüklere kısıtlı olarak yer verilmiştir.
  • Yargı erkinin bağımsız mahkemelerce gerçekleştirileceği hükmü kabul edilmiştir.

1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye) Temel Özellikleri

  • 1876-Kanuni Esasi ile birlikte yürütülmüştür, “Çerçeve Anayasa” niteliğindedir.
  • 1921 Anayasası, “kurucu anayasa”‘dır.
  • “Hakimiyet bilakaydü şart milletindir,” ifadesi ile milli egemenlik ilkesi benimsenmiştir!
  • Güçler birliği ilkesi kabul edilmiş ve dolayısıyla “meclis hükümeti” sitemi benimsenmiştir.
  • Meclisin, olağanüstü şartlardan dolayı, sürekli toplantı halinde olacağı belirtilmiştir.
  • 1921 Anayasası, temel haklardan söz etmemektedir.
1921 Anayasası’nda, 1923 yılında yapılan değişiklikler:
  • Türkiye Devleti’nin hükümet şekli olarak Cumhuriyet kabul edilmiştir.
  • Cumhurbaşkanı’nın, TBMM tarafından ve TBMM üyeleri arasından seçilmesi esası kabul edilmiştir.
  • Başbakan’ın, TBMM üyeleri içinden ve Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi usulü getirilmiştir.

Türkler’de Darbeler, Katliamlar ve Hakanlar!

Mete Han olayı!

Toplumlar’ın oluşumları; uzun süreçleri, ortak çıkarları, anlaşmayı sağlayacak bir dili ve bu çerçevede yönetimleri içerir.

Türk toplumu, başlangıç tarihinden itibaren, yaşadığı coğrafi şartlarla da ilgili olarak hareketli ve askeri temelli olagelmiştir. Türkler, yaşamak için disiplinli olmak zorundadırlar ve doğulu bir millet olarak akıllarını kullanmayı bilirler…

Konumuzla ilgili olarak, gözden kaçıracağımız veya unutarak işleyemeyeceğimiz olaylar ve olgular olabilir. Ancak anlatacağımız bölümler bile, olayın anlaşılmasını sağlayacaktır. Bu yazı herşeyden öte, bir tarihi perspektifle yazılmaktadır; siyasi görüşler ve devrim-karşı devrim atışmalarının bir kenara bırakılarak okunması gerekir. Öyledir-böyledir, ilericidir-gericidir tartışmasından ziyade, olayların işleme yönü ele alınmaktadır. Yani; neden, niçin?’den ziyade, nasıl?’a cevap verilmektedir…

Okumaya devam et “Türkler’de Darbeler, Katliamlar ve Hakanlar!”

Erken Devlet Kavramı!

Genel Olarak Devlet Kuramı

Devleti iki sınıf halk oluşturur, biri toplumsal üretimle doğrudan uğraşan, diğeri doğrudan uğraşmayan! Doğrudan üretimle uğraşan sınıf, devlet ortaya çıkmadan çok önce kendi güvenlik, barınma, beslenme kurumlarını oluşturmuşlardı ve bu devletin ortaya çıkışından sonra da devam etti. Devletin ajanı konumundaki ikinci grup ise, hem halka karşı devleti hem de diğer devletlere karşı toplumu savunma görevini ele aldı. Devlet yöneticileri, devleti kendi çıkarları için kurmuş değildirler aslında! Sınıfların işbirliğiyle kurulan devletin neticesinde yönetici sınıf çıkmıştır. Devlet, kendini kuran toplumla özdeş değildir, zaten devlet hiçbir şeyle özdeş değildir. Devlet, bir örgütlenme ilkesidir. Bölünmemiş, farklılaşmamış toplum, ilkel toplum; bölünmüş toplum, uygar (sivil) toplumdur. Bölünmüş toplum, devletli toplumdur.

İlkel toplum, ilkel ekonomiye, üretim ile tüketim birimlerinin çakışmasına dayanan, herkesin hem kendi hem ötekileri için çalıştığı ilişkiler yumağıdır. Sivil toplum ise, sınıfsal zıtlıklar üzerine kuruludur. Burada sınıf üyeleri kendi sınıfını yeniden üretir ve bu sınıflaşma devleti ortaya çıkarmıştır.

Devletli toplum, insanların kurduğu, yeryüzündeki yeni tarihli sayılabilecek bir olgudur. 5000(beş bin)yıllık bir geçmişi içerir. Ancak bu olgu, dünya üzerindeki tek güçtür ve tarihe hükmetmeye başlamıştır. İnsanlığı içine çekmeyi başarmıştır. Devlet, sınıflardan oluşan ve içinde birbirine karşıt(çıkarlı) sınıfların bulunduğu insan toplumunun formel örgütüdür. Devlet, bir yandan formel örgütlenişin soyut ilkesidir; öte yandan antik çağın ve çağımızın tek tek her bir devletinde somutlaşmış bir olgudur.

Kaynak: H.J.M. Claessen, Peter Skalnik, Erken Devlet, Çev. Alaeddin Şenel, İmge Kitabevi, Ankara-1993, s.135-139.