Günter Grass / Söylenmesi Gereken (was gesagt werden muss)

Günter Grass isimli, Nobel Edebiyat Ödüllü Alman Şair; “Was-gesagt-werden-muss / What must be said / Söylenmesi Gereken” başlıklı bir şiir yazmış ve İsrail’i eleştirmiş.

İsrail Lobisi, yine küplere binmiş. Her yere kan-göz yaşı götürüp sonra da en ufak eleştiri de “soykırıma uğrayan masum Yahudi” kılıfına girip İnsanlığın anasını inleten, demokrasi dalkavukçuları, bu işe bir hayli alınmış. Üstelik Günter Grass’ın bir Alman olması da “onlar” açısından son derece vahim. Hitler’in yaptıklarından en fazla nemalanan güruh “İsrail politik zihniyeti” olmuştur. Şimdi de Günter Grass üzerinden propagandif bir atılım gerçekleştirenler İsrail lobisidir. Komplo teorisi dağarcığında bir mana ararsak, Günter Grass’ın İsrail’e çalıştığını bile söyleyebiliriz. Bu arada, Günter Grass’a verilen nobel ödülünün geri alınması gibi bir girişim yakındır.

Yahudiler, Türkiye’de yayınlanan ve Hitler’in görüntülerinin kullanıldığı bir şampuan reklamına da alınmışlardı. Halbuki, demokrasi denilen şey, anti-demokratların da yaşam ve fikir haklarına saygı gösterir.

Günter Grass’ın İsrail’e yönelik eleştirisinin yer aldığı şiire;

  • İngilizce – http://www.guardian.co.uk/books/2012/apr/05/gunter-grass-what-must-be-said
  • Almanca – http://www.sueddeutsche.de/kultur/gedicht-zum-konflikt-zwischen-israel-und-iran-was-gesagt-werden-muss-1.1325809

adreslerinden ulaşabilirsiniz…

Uzayda “su” arayışı

su gezegeniBugüne kadar hayat kaynağının baş metası, su olarak kabul edildi. Filmlerde, efsanelerde, hikayelerde, “kutsal dört element”ten biri de, su’dur. 🙂

Dünya, uzayda keşfedilmiş gezegenler arasında, mavi rengiyle hemen ayrılan, yaşanabilir, meteorolojik olaylar görülen, farklı bir gezegen. Bu farklılığın temelinde de, su denilen varlık var. Dünyaya canlılık veren en temel madde, su.

İnsanoğlu, merakını bir de dünya oluşturmaya-bulmaya harcadı. Bazen tamamen bilim için, bazen mit’lerle ilgi kurularak bazen de dini açıklamaların da içinde yer aldığı teorilerle, dünyadan kaçılabilecek bir ortam-gezegen arayışı başladı, uzun süredir devam ediyor. Uzay araştırmalarının, Astronominin bayraktar fikri-amacı olarak bu ortaya konuyor ve oldukça da reyting üreten bir “başka dünya bulma” olgusu var. Birgün dünyaya birşey olursa, diğer dünyaya taşınma fikri oldukça ilgi çekici.

Dini referansları güçlü ancak Tanrı ile mücadele edebilme deneyleri içinde bulunduğu iddia olunan bazı modern mezhepler (Hristiyan ağırlıklı) Kıyamet Günü’nü atlatmayı hedefleyen işler içine giriyorlar, diye iddia olunuyor.

Dünya’dan kaçış için şimdiye kadar “neredeyse hiç” ilerleme olmadı. Bir ilerleme olması için ilk iş bir su bulunan gezegen bulmak ve sonrasında o gezegeni asgari yaşanabilir hale getirecek çalışmalarda bulunmak…

Daha önceki yıllarda, uzay boşluğunda su molekülleri bulunduğu veya su molekülü tahmin olunan kütleler olduğu iddia olunmuştu. Plüto gezegeni için de tahmin edilmişti. Mars gezegeninin derinliklerinde de kristalize su molekülleri bulunduğuna dair bilimsel yayınlar yapılmıştı ancak somut bir veri şimdiye dek ortaya konmadı ya da kamuoyuna açıklanmadı.

En son bilgi bu hafta içinde, haber sitelerine düştü. Bir su gezegeni bulunduğu tahmin ediliyor.

Su gezegeni haberlerinin özeti

2009 yılında keşfedilen, “GJ1214b” kodlu gezegenin, bilinen gezegenlerden farklı olduğu iddia ediliyor. Harvard Üniversitesi Astrofizik Bölümü’nden Zachory Berta kaynaklı ortaya atılan iddiaya göre, bu gezegendeki su miktarı dünyadan fazla. Dünyanın çapının 2,7 katı büyüklükte, 200 dereceden daha sıcak yüzeye sahip olduğu belirtiliyor. Bu gezegen “Süper Dünya” olarak anılıyor.

Hepimiz İnsanız!

ermeni ırkçılığıTürkiye’de (aslında tüm dünyada) fitnecilik-kışkırtıcılık, primli mesleklerden biri. Fitneci iseniz, aç kalmazsınız. Mantık, tutarlılık, hak-adalet iddiadan öte gitmez. Nefret ekicilik, insancıllık adına yapılır. Her türlü his, fikir, olay, olgu sömürülür.

Hrant Dink davası sonrası yapılan gösterilerde, binlerce kişi, ?Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz? diyerek sokaklara çıktı. Bu slogan, hatalı-yanlış-ırkçı bir ifadeyi haykırır ve o sloganı ifade buyuran herkesi zan altında bırakır. Sokak zihniyetiyle işlenmiş bir cinayeti, sokaklarda çözmeye çalışan bir kısır döngünün elemanlarını görüyoruz bu gösterilerde.

Türklerin ırkçılığı üzerine yürütülen bir çalışma var. Türkiye’nin dış politikadaki çıkmazlarından olan Ermeni Katliamı, en küçük fırsatta kudurtuluyor. Ermeni-azınlık haklarını savunur ayaklarına yatıp “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünü ırkçı, faşizan iddia edenler var. Olabilir, diyelim ki öyle! Peki, aynı kişiler, ?hepimiz Ermeni’yiz? diyerek, ne yaptıklarını zannediyorlar. Herkese, ?ne mutlu Türk’üm? dedirtemezsiniz diye, Atatürk’ün bu sözünü ırkçı gösterenler, herkese Hepimiz Ermeni’yiz dedirterek, faşizan bir slogana imza attıklarının farkına ne zaman varacaklar?

Birileri de, “ama anlamı öyle değil ki…” diye avunuyorlar. Peki, Ne mutlu Türk’üm’den nasıl bir anlam çıkarıyorsunuz, siz? Kimse kıvırmasın, bu sloganlar romantizm kokar, en büyük romantizm milliyetçiliktir ve çıkış yeri Fransa’dır. Bu milliyetçileşmiş sorunlar, daha fazla milliyetçilikle çözüme ulaşmaz. Ermeniler, bu işi kaşıdıkça, Türklere hakaret ettikçe, sokakları galeyana getirmeye çalıştıkça, çözüm üreteceklerini mi sanıyorlar? Eğer, ikide bir demokrat kesilen bu ‘hepsi Ermeniler’ bu işi kaşımayı bırakıp işi milli maç gibi görmesinler. Eğer bunun bir insanlık meselesi olduğuna inanıyorlarsa, önerim ve fikrim şudur; Hepimiz İnsanız demek, insanların vicdanlarına dokunur; Hepimiz Ermeni’yiz demek, İnsanları birbirine düşürür.

Görüldüğü gibi, fitneci zihniyetlerin hak arama gibi bir dertleri yok. 80 yıl öncesinin ortamında söylenmiş bir söz üzerinden, Türkler ırkçıdır diyenler, 21. Yüzyıl’ın ilk çeyreğine yaklaşılırken, hala kendi ırkçı-faşist anlayışlarını düzeltememiş bulunuyorlar. “Ne mutlu Türk’üm diyene!” ne kadar ırkçı ise, “Hepimiz Ermeni’yiz” yaklaşımı da aynı derecede, toptancı, militancı bir faşist anlayışın tezahürüdür. Üstelik, Atatürk, ne mutlu Türk’üm diyene derken, insanları özgür bırakıyor, demeyen demeye bilir. Lakin, Hepimiz Ermeni’yiz sloganı, herkesi zan altında bırakıyor. Bu basit bir kelime oyunu değildir, bu sanatçıların-entelektüellerin anlamasını beklemiyorum!

İnsanlar, dink cinayetine karşı duracaksa, Hrant Dink insan olduğu için mi, yoksa Ermeni olduğu için mi karşı duracaklar? Dink, hangi gerekçe ile öldürülürse öldürülsün, temel çizgi insanlık olmalıdır. Bu gün hepimiz Ermeni olursak yarın bir Kürt ya da Türk öldürüldüğünde, sahip çıkmayacak mıyız? Ya da her cinayette milliyetimizi mi değiştirecez, yoksa herkesin insanlık ortak noktasında savunulmasını mı amaçlayacaz?

Sen, Ne mutlu Türk’üm sözünden ürkerken, nasıl olur da bana, ?Hepimiz Ermeni’yiz? anlayışını dayatırsın? Bu ülkede, bu coğrafyada, Hepimiz Türk değil iken, hepimiz nasıl olur da Ermeni olabiliriz? Nedir bu toptancılık, hani demokrasiyi yemiş yutmuştunuz! Bu nasıl entelizm?

Hepimiz Ermeni’yiz diye bir slogan peşinde koşanların, ne mutlu Türk’üm sözünü eleştirecek hiç bir hakları yoktur, soykırım olduğunu da iddia edemezler. Zihinleri, temiz değil? Bu sloganla, Samast?tan ne farkları kalır? Samast ve ardındakiler, Türkiye’ye oldukça büyük bir hasar verdiler zaten… İster Türk ol ister Ermeni, zihniyet bozuk olduktan sonra, pek farketmez.

Askerliğin bedeli, sadece parayla ölçülmesin!

Bedelli askerlik çıktı. Buna en çok da bankalar sevinmiş olacak ki, hemen bedelli kredisi çıkardılar. Bedelli askerliğin gerekli olduğu yerler var. Ancak asla bu şekilde değil. Şu an çıkan bedelli, belki ekonomik darboğazlardan birini kapatacak. Belki ekonomik avantajlar getirecek. Ancak, ahlaki-etik ve adalet üstüne sorunlar çıkarıyor.

Bedelli askerlik elbette çıkarılabilir, gerekli olduğu yerler elbet vardır. Bence şu şartlarda bir bedelli yapılması olduğunca adil olacaktır. Yoksa, her önüne gelen gereksiz kişiler doluşacaktır. Benim görüşlerim şöyle:

  • Bir iş sahibi olan ve ülke ekonomisine katkılar sunan, askerliğe gittiği süreç içerisinde, çeşitli iş bağlantılarını kaybederek, altında çalışanlar ve sektörü açısından zarara uğrayacak olan kişiler, bedelini ödeyerek askerlikten muaf tutulabilirler. Çünkü bu tip girişimci insanların bu ülkeye faydaları, 15 ay askerlikten çok daha faydalı olacaktır.
  • Dünya üzerinde önemli araştırmaları olan, Türkiye’nin prestijine ve akademik alt yapısına yönelik girişimler içinde bulunan, kişiler de askerlikten muaf tutulabilir. Elbette bu kişilerin askerlik bedeli maddi anlamda, işadamlarından farklı olacaktır. Ancak, bu kişilerin de, yaptıkları kritik işler, 15 aylık askerlikten çok daha faydalı olacaktır.
  • Bu iki örnekte olduğu gibi, kritik görevler ifa eden kişiler, belli bir bedel karşılığında, askerlikten muaf tutulabilirler.
  • Bu kişilerin başvurusu esas alınarak araştırılırlar ve bir bedel biçilerek askerlikleri yapılmış sayılabilir. Üstelik, herkes 30 bin tl değil de, örneğin 50-100 bin tl’lik bir değer bile biçilebilir. Üstelik bu insanlar banka kredisi yerine, devlete taksitli ödemede bile bulunabilirler. Bu durumda, çok daha adil, işlevsel bir iş yapılmış olur. Sonuçta, bir iş adamının, iş bağlantısı kaybetmektense, 50-100 bin bedel vermesi mantıklı ve gerçekçidir.
  • Şimdi ortaya konan bedellide ise, iş-güç yapmayan, Türkiye’nin geleceğinde katkısı olmayan, baba parası yiyen ve açık konuşalım, bir kadının üstünden kalkıp diğer kadının üstüne yatarak gününü gün eden bir kişi bile, başkalarının sırtından geçinmeyi adet edinmiş kişi de, kendisi için hiç değeri olmayan 30 bin tl’yi verip, asalak olarak yaşamına mutlu mesut devam edecektir. Ailesine bakmakla yükümlü bir gariban genç parası olmadığı için askere giderken, beleş yaşayan birinin askerlikten kaçması nasıl bir adaleti temsil eder. Hukuk zengine yarar, adalet herkese! Bu unutulmasın.
  • Yaptığı iş, yapacağı askerlikten daha evla olan kişiler, askerlikten bir meblağ karşılığında kurtulsunlar. Ama hiç bir iş yapmayan varlıklı-asalaklar ise, bu işten bari sıyırmasınlar. Zaten bir iş yaptıkları yok.
Mhp’nin yasa teklifi

Mhp’nin konuyla ilgili bir önerisi ortaya çıkıyor. Mhp’nin yasa teklifinde, silah altına alınan er ve erbaşlara asgari ücret ödenmesi önerisi yer alıyor. Mhp’nin yasa teklifi, paralı-profesyonel askerliğe de bir başlangıç yapması açısından mantıklı ve olabilir görünüyor. En azından bir emeğin karşılığı var. Böyle bir öneri de oldukça önemli. Çünkü Osmanlı tarihine ve Türk tarihine de bakıldığında, Mhp’nın önerisinin temellerinin olduğu görülüyor.

Chp’nin önerisi

Chp’nin de bir önerisi olacağı söyleniyor. Ancak Chp’nin önerisi Bedelli sistemiyle uyuşmaktan uzak. Chp yönetimi, seçim vaadleri döneminde, bedelsiz bedelli gibi bir saçma öneride bulunmuştu. Şimdi de bedelli önerisi diye, vicdani ret önerisi sunuyorlar. Buna göre, bir kişi askerlik yapmak yerine kamuda görev alacak. Yani ilk iki maddede bahsettiğim kritik görevde olanların, vakit kaybına katkı sunmayacaktır, asıl meseleyi çözmeyecektir. Chp’nin politika üreticileri, hala kavram ve eylemlerin ne anlama geldiğinden bile bihaber. Bedelli askerlik ile vicdani ret’in farkını görebilmiş değiller. Maalesef, bedelli için öneri diye sundukları şey, “Biz bir şey sunduk diyelim de, işe yarar olması, çözüm sağlaması çok da tın” mantığındalar.

Sonuç

Mhp’nin teklifi oldukça makul görünüyor. En azından gelecek askerlik sisteminin alt yapısına giriş niteliğinde. Ayrıca; bu çözüm ara sıra değil devamlılık arzeden bir şey olmalı. Bir sistem piyango usulüne göre yapılandırılamaz.