Yurtlarda lazım olacak (götürülmesi gereken) eşyalar

Üniversite kazanıp da bir yurda yerleşenlerin, ihtiyacı olan bazı eşyalar vardır. Bazıları önemli bazıları önemli olmayan eşyalardır. Gittiğiniz şehir ve yurdun bulunduğu yere göre, lazım olan eşyaları gittiğiniz yerlerden temin etmeniz de mümkün. Eğer üstüme yük olmasın, gittiğim şehirde kolaylıkla satın alabilirim diyorsanız, bavulu şişirmenize gerek yok. Ancak, gerekli olacak eşyalar hakkında bir önbilgi edinmenizde fayda var. Şimdi Yurtlarda gerekli olabilecek eşyalar-malzemeler hakkında bir liste yapalım.

  • İlk olarak, yurt ve okulla ilgili resmi evraklarınızı gözden geçirin. (Yurt makbuzunuz, öğrenci belgeniz v.s.)
  • Giysileriniz.
  • Her zaman kullanmakta olduğunuz kişisel eşyalarınız; havlularınız, kozmetik ürünleriniz, diş macunu ve fırçanız, şampuan/duş jeli, kolonya (ve diğerleri)
  • Küçük boy asma kilit.
  • 1 çift terlik; terliğinizi plastik veya kauçuktan seçmeniz daha isabetli olacaktır (banyo ve lavabo kullanımında avantaj sağlar), kumaş/yün terlikler işe yaramaz.

Burada yeralan ve almayan bir çok ihtiyacınızı, yurt kantininden ve dışardan temin edersiniz. En önemlileri yukarıdakilerden ibarettir. Sizde aklınıza gelenler varsa yorum olarak belirtebilirsiniz.

Uzlaşı ideolojisi nedir?

Ben, İslami-komünist biriyim. Değerlerin çatışması değil, uzlaşması gerektiğine inanırım. Kişilerin tek, hür, benzersiz bir fikre sahip olmasını isterim. Bir tek siyasi partiye bağlılık, fanatik taraftarlık, ideolojik saplantıya karşıyım.

Bir tek doğru belirlemek, birkaç fikrime yakın diye, bir akımın tüm görüşlerini benimsemek ve savunmak bana ters. Çünkü bu “dogma” doğurur ve dogmalar yenilmeye mahkumdur. Mustafa Kemal’in en sevdiğim yönü, ilke ve inkılapları için bir sigorta koymuş oması. Bu sigorta, inkılapçılık ilkesidir. Yani herşeyin değişebileceğine dair öngörü ve dileği.

Türkiye’de en büyük sıkıntı, ideolojilerin, teorilerin, fikirlerin dogmalandırılmasıdır. Bir kişi ya sağcıdır ya solcu; bu ikisinin aynı potada eritiliyor olması kabul edilmez. Mutlaka bir çatışma ortamı beklenir. Kapialist-sosyalist’in tam karşıtıdır, ateist-teoist’in, kadın-erkeğin, komünist-müslümanın kendine de uyan bazı fikirlerini benimseyemez. Ya siyah ya beyazsındır, gri yoktur ve bu kafa yapısı, bu zihniyet “ya benimsin ya kara toprağın” şeklinde şarkılar bestelemiştir.

Bir insan için farklı yaklaşımların değeri olabileceği kabul edilmez. Mesela; topsakallı birinin camiye gitmesi, türbanlının konser dinlemesi gibi olayları kabullenemiyoruz. Her bir bireyin farklı bileşimlerle var olabilmesini anlayamıyoruz. Düşman ideolojilerle örülmüşüz. Bir ideolojinin çıkmaza girdiği bir konuda, diğer ideolojinin çözüm önerisine başvurmayı yenilgi addediyoruz.

Tüm fikirleri biraraya getirip “sentez” yapmak yerine, diğerini ortadan kaldırmayı hedefliyoruz. Bir insan için de aynı sertliği gösteriyoruz, bireyi bireysellikten çıkarıp; bir gruba dahil edip, paketleyip, marka basıyoruz. Yaftalıyoruz! Sadece giyimine bakarak dahi; dinci, faşist, sosyalist, liberal, solcu, sağcı v.b. yakıştırmalar yapıyoruz. İşin vahim tarafı, bu etiketler doğru da çıkıyor. Çünkü karşısındakini yaftalayan birey, nasıl yaftalanmak istiyorsa öyle giyiniyor. Yaftalanmak bir kimlik bulma oluyor, kimliğine gitgide bağlanıyor ve tek düze, dogma bir eylemdaş ortaya çıkıyor. Bu durum fikriyatı da etkiliyor ve düşünceler de dogmalaşıyor. Bu dogmalaşmanın en son vardığı nokta şu: “Kendinden başka herkesin, olaylara at gözlüğüyle baktığı inancı”. Herkesi bağnaz, kendini aydın zanneden; bağnaz bir zihniyet ortaya çıkıyor ve “dünya düz” demeye devam ediyor.

Her fikrin, her ideolojinin; çıkmazları, yetmezleri vardır. Fikirler buluşmak zorundadır. Bilim ile felsefe, felsefe ile din, din ile bilim uzlaştırılmıştır, uzlaşmalıdır. Bugüne kadar denedik: hiç bir yöntem tek başına yeterli değil, o halde uzlaşı şart…

Somali’de kıtlık yaşanıyor

Somali’de kıtlık yaşanıyor. İnsanlar açlıktan ölüyor. Bu ne demektir, farkında mısınız? Milyon dolarlarla futbolcu alınıp satılan bir çağda, açlıktan insanların ölmesi ne demektir? Portekizli sömürgecilerin ilk ayak basmasından bu yana geçen asırlarca yıldır sömürülen Afrika, açlıktan ölüyor. Sömürdükleriyle obezit yaratık haline gelen modern dünya, Afrika’nın açlığı üzerinden kampanyalar düzenleyip şöhretini artıran holywood starlarını bağrına basıyor. Medeniyet dediğimiz şey, Afrika’yı ölüsüne kadar sömürüyor.

Ben bildim bileli, siyah-beyaz televizyonlarda körfez krizi haberleri verildiği yıllardan beridir, Somali’nin kıtlık haberlerini izliyorum. Yani 20 yıllık bir iç savaş ve kuraklık var. Kendi kendine yetebilen Irak’a ve Afganistan’a Demokrasi ve Özgürlük, Zenginlik vaadederek taş üstünde taş baş üstünde baş bırakmayan ABD, son Irak savaşında harcadığı trilyon doların küçük bir kısmını niçin Somali için harcamıyor. Irak, İran, Afganistan’ın hakettiği Demokrasi, Özgürlük ve Zenginliği, Somali halkı haketmiyor mu? Güney Afrika artık beyazlaştığı için Dünya Futbol Şampiyonası düzenlerken, niçin Somalililer açlıktan ölüyor? Soruyorum: Amerika; niçin Somali’ye ve Afrika’ya Demokrasi getirmiyor?

Okumaya devam et “Somali’de kıtlık yaşanıyor”

Mevsimine, kazancına göre çevrecilik

Öncelikle, küresel ısınma üzerine koparılan yaygarayı çok samimi bulmuyorum. Özellikle çevre örgütlerinin büyük bir kısmının samimiyeti konusunda kuşkuluyum. En büyük çevre örgütü olan GreenPeace’in artık ideolize olduğunu, çevre ile ilgili projeler üretmek yerine, sadece ve sadece sanayileşmiş ülkelerden sağlanan fonlardan beslenen bir maske oluşum olduğunu düşünüyorum. Medyanın ve bu tür çevreci toplulukların, bu işleri yürütürken, çevre kaygısı güttüklerine inanmak çok güç. Bunun başta gelen işareti; yaz mevsimi geldiği zaman hemen hemen hepsinin küresel ısınma’yı hatırlamaları, ancak kış mevsiminde bu konuyu unutmaları. Medya’nın işte bu tutumu, beni şöyle bir düşünceye itiyor; Kışın suya sabuna dokunmayıp da, yaz sıcağında küresel ısınma’yı işleyerek, insanlar nezdinde sosyal sorumluluk sahibi yayıncılık prestiji kazanıp bunu da reklama dönüştürme kokusu var. Bu da çok doğal bir psikolojik yanılgı kullanımı. Medya böyle davranıyorsa bunun sebeplerinden biri de, bu davranışın müşterisi olan insanlardır. Yani, insanların da, kışın küresel ısınmayı pek takmadığı, ama yaz mevsiminde küresel ısınma-çevre-doğa üzerine daha bir yoğunlaştığı, bilimsel-gözlemsel bir gerçek. İşte, medyanın da yaz mevsiminde yeşil program yapıp kışın görmezden gelmesinin nedeni, tamamen çıkar kaynaklı.

Okumaya devam et “Mevsimine, kazancına göre çevrecilik”