<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçe Blog Portal</title>
	<atom:link href="http://www.asaskan.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.asaskan.net</link>
	<description>Türkçe; bilgi ve fikir blogu</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Feb 2012 19:02:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Bir de Tarım Üniversitesi olsa!</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2012/02/bir-de-tarim-universitesi-olsa.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2012/02/bir-de-tarim-universitesi-olsa.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 17:31:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tarım araştırmacılığı]]></category>
		<category><![CDATA[tarım üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[tarımda ar-ge]]></category>
		<category><![CDATA[tarımın sorunları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=2127</guid>
		<description><![CDATA[Türk ekonomisinin hacim artışıyla birlikte, tarım sektöründe de bir kıpırdanma yaşanmaya başladı. Tarımda makineleşme ve modernleşmenin artması gibi bir dönüşüm yaşanıyor. Pazarlamada iyi bir algı oluşturan “organik tarım” kavramı ne kadar ve ne zamana kadar etkin olmaya başlar bilinmese de, &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2012/02/bir-de-tarim-universitesi-olsa.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.asaskan.net/wp-content/uploads/2012/02/biber.jpg" alt="biber" style="float:left; margin:10px;" />Türk ekonomisinin hacim artışıyla birlikte, tarım sektöründe de bir kıpırdanma yaşanmaya başladı. Tarımda makineleşme ve modernleşmenin artması gibi bir dönüşüm yaşanıyor.</p>
<p>Pazarlamada iyi bir algı oluşturan “organik tarım” kavramı ne kadar ve ne zamana kadar etkin olmaya başlar bilinmese de, Türkiyenin toprak ve iklim şartları, dünya ile rahatlıkla yarışabilir. Ayrıca, Türkiye tarımsal üretimine Pazar bulmakta zorlanmayacak bir geçmiş ve coğrafya bağına sahip. Türkiyenin sınır komşularının hepsi de, türkiyenin tarım üretimine ve elini atması durumunda tarım teknolojisi ihraç edebileceği ülkeler. Yani tarım ürünlerinde ve teknolojilerinde, Türkiyenin pazarlama sorunu olmaması muhtemel.</p>
<p>Türkiyenin tarım ürünü ihracının önünde iki temel olgu; tarım üretim maliyetlerinin fazlalığı ve üretileni satmamız gereken yakın ülkelerin ekonomik ve siyasi istikrara kavuşmamış olmaları. Yani, bir taraftan muhtemel büyük bir pazar varken diğer yandan ikili ilişkilerdeki düzensizlikler talep güvenirliliğini azaltıyor.</p>
<p>Gönül isterki, arap yarımadasına daha fazla ürün pazarlanabilsin, ortadoğunun sermayesi orta doğuda kalsın. Türk çiftçisi daha kaliteli ürün yetiştirmeye yönelsin ve dünyada değilse bile kendi hinterlandında rekabet şartlarını tek başına belirlesin. </p>
<p>Elbet tarımda yükselmek, sadece bitki yetiştirmekle olmaz. Bu işin teknolojisine de girmek gerekiyor. Aslında türk sanayisi için en kolay girilecek alan burası. Ama şu ana kadar bu konuda ortaya çıkarılmış bir marka olamadı. Ar-ge harikası Fransız ve İtalyan teknolojilerinin Çin tarafından kopyalanmış emsallerini kullanıyoruz. Türk sanayisi son birkaç yıldır bir şeyler kopyalamaya –daha çok, ithal etmeye- başladı, daha düne kadar, el tezgahlarında kaba-güç gerektiren tasarımlar üretebiliyordu.</p>
<p><span id="more-2127"></span></p>
<p>Tarımda büyüme, yeni yöntemlerin ortaya konulmasına, yeni tekniklerin çiftçiye kabul ettirilmesine bağlı. Çiftçilerin de yeni yöntemleri benimsemesi, çiftçinin cebine para girmesine bağlı. Tarım tekniklerini bir çiftçinin kabul etmesi, cebine giren paranın arttığını görmesine bağlı. İyi pazarlama çiftçiyi geliştirir, iyi pazarlama yapabilmek için üreticinin kaliteli üretim sürecine uyması gerekiyor. Birbirini besleyen bir süreç.</p>
<p>Yeniliklere, Pazar isteklerine çabuk adapte olan bir sistem ve üretici tipi oluşturma zorunluluğu var. Bunun için de kaliteli bir bilgilendirme, iletişimi aktif kılma, denetleme gerekliliği var. Üretim sorunlarında yakın markaj, maliyet avantajları yaratma, zararlılarla mücadele yöntemlerinde etkin bir bilgilendirme olmak zorunda.</p>
<h4>Tarım Üniversitesi</h4>
<p>Türkiye, bir tarım üretim üssü olacaksa, bir ‘tarım üniversitesi’ olmalı. Tamamen tarım üzerine araştırmalar yapabilecek, uzman bir üniversite. Aslında önem gösterilmesi gereken ilk sektör tarımdır. Çünkü insanlar –hayvan beslenmesi de- beslenmek zorunda. Herkes ye’mek zorunda. Bu sektör hayat kurtarıcı olduğundan dolayı, sağlam bir akademik alt yapı şart.</p>
<p>Şu an itibariyle ziraat mühendisi yetiştiren binalar (okul demek mümkün değil) işten anlar hale gelmeli, çiftçinin bahçesine uğramayan, zararlıları kitap resimlerinden veya google’dan teşhis eden öğrencilerle bu işler yürümüyor. 21. yy itibariyle, zararlı teşhis etmede oldukça beceriksiz olan ve bu nedenle çiftçinin güvenini bir türlü kazanamayan bir ziraat mühendisi profiline sahibiz.</p>
<p>Türkiyenin ziraat mühendisleri, zirai ilaç satıcısı olmaktan öteye gidemiyorlar. Zirai ilaç mümessillerinin -dalaverelerle- ilaç kakaladıkları zavallılar durumundalar. Toprakta izi olmayan Tarım il-ilçe müdürlüklerinden bahsediyoruz. Tarım fakülteleri, tarımın yoğun  yapıldığı yerlere kurulmalı, akademisyenler öğrencileri toplayıp üreticilerle birlikte tarlaları gezmeli, örnekler almalı, araştırmalı; mühendis ve teknikerler, mezun olduktan sonra öcü görmüş gibi ‘hödük hödük’ üreticinin yüzüne bakakalmamalılar.</p>
<h5>Son olarak</h5>
<p>Sıradan üretici, tarımdaki gelişmeleri, tematik tarım-hayvancılık kanallarında görmeye başladılar. (Türkiyenin tarım temalı televizyon kanalları) Tarım üreticisi tarafından yakından takip ediliyorlar ve yayınladıkları reklamlar, çiftçileri etkiliyor. Devletin son yıllardaki, tarım fonları ve tarım sigortaları noktasında ortaya koyduğu çalışmalar, elbette çok değerli. Ancak, çiftçiye dokunan, onunla konuşan, yol gösteren, üreticiyle etkileşebilen tek mecra bu tv kanalları.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2012/02/bir-de-tarim-universitesi-olsa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı devşirme sistemine genel bakış!</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2012/02/osmanli-devsirme-sistemi-nedir.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2012/02/osmanli-devsirme-sistemi-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Feb 2012 21:15:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[devşirme sistemi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devşirme sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçeri ocağı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=2113</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı daki devşirme sistemi, kendine özgü bir sistemdir. Ancak, bu sistemin öncülü olup olmadığı tartışılabilecek bazı uygulamalar, tarihi seyirde geçmiş devirlerde de görülmüştür. Devlet olgusunun bilindiği andan itibaren, toplumlar arasında bir savaş gerçeği vukû bulagelmiştir. İki taraf savaştığında genel olarak &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2012/02/osmanli-devsirme-sistemi-nedir.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.asaskan.net/wp-content/uploads/2012/02/devsirme.jpg" alt="devşirme sistemi" style="float:left; margin:10px;" />Osmanlı daki devşirme sistemi, kendine özgü bir sistemdir. Ancak, bu sistemin öncülü olup olmadığı tartışılabilecek bazı uygulamalar, tarihi seyirde geçmiş devirlerde de görülmüştür.</p>
<p>Devlet olgusunun bilindiği andan itibaren, toplumlar arasında bir savaş gerçeği vukû bulagelmiştir. İki taraf savaştığında genel olarak kazanan taraf esirlerden yararlanma yoluna gitmiştir. İlkel toplumlardaki kölelik anlayışını da görmemiz lazımdır. Kölelik müessesesi gelişmemiş toplumlar genellikle, savaşmayı iyi bilen esirleri kendi ordusuna katmışlardır. Türkler de, kölelikten ziyade, başka topluluklardan asker toplamışlar ve ele geçirdikleri ikna ettikleri asker esirleri, asker ihtiyaçlarına uygun olarak ordu içine dahil etmişlerdir. Böyle bir durum her teşkilatlı toplumda, yaşantı, ihtiyaç ve kültür yapısına bağlı olarak değişik şekillerde olagelmiştir.</p>
<p>Osmanlı öncesi Türklerde ve Türk-İslam geleneğinde, gayrîmüslim tebâdan verilen bazı haklar karşılığında veya anlaşma yoluyla asker toplanmaktaydı. Bu askerler, ayrı komutanları olan birlikler şeklinde olsalar da, asıl ordunun bir parçası durumundaydılar. Devşirme sisteminin öncülü konumundaki, esir askerlerin bir bölümünün (1/5) “pençik” adıyla orduya katılması uygulaması da bulunuyordu.</p>
<h4>Devşirme sistemi farkı</h4>
<p>Her olguyu kurallaştırmayı-denetlemeyi-sistemleştirmeyi bilen Osmanlı devlet tarzı, öncülü diyebileceğimiz asker ihtiyacına yabancı unsurlardan katkı sağlama anlayışına –yani pencik uygulaması- bir mükemmeliyet kazandırarak denetim ve kullanımını verimli hale getirmeyi amaçlamış ve başarmıştır.</p>
<p><span id="more-2113"></span></p>
<p>Osmanlı teşkilatı, fatih bir devlet olarak asker ihtiyacı ve yetişmiş insan gücüne aç bir devlet olmuştur. Dünya hakimiyeti bir devlet olarak elindeki imkanlardan en iyi şekilde yararlanma yoluna gitmiştir. Bir tarafta Müslüman tebâ temeli teşkil ederken, doğal olarak ilişkide bulunduğu gayri-müslim tebânın da sisteme bir şekilde dahil edilmesi gereğini hissetmiştir.</p>
<p>Gayrimüslimler -Hristiyanlar- hem fiziken hem fikren cihan imparatorluğunun hizmetine sokulmuştur. Bu amaçla uygulanan Devşirme Sistemi, bir eziyet değil “onurlanma” vasfına bürünmüştür. Devşirme olmak, cihan devletinin bir parçası olmak, o günün değer duyumsamaları açısından, bulunmaz bir nimettir. </p>
<p>Tarihin her döneminin anlayış farkları, bugünün yargılarıyla algılanamaz. Günümüzde bu sistemin manasını idrakten uzak, zaman mefhumu gözetmeyen, tarafların bakış açılarını dikkate almayan, magazinel fikriyatlar mevcut. Bir modernist için bir tarih bakışı mümkün olmayabilir ve durumu anlamakta zorlanabilir. Bu günün doğruları geçmişin gerçeklerini anlamlandıramaz. Bu noktada, devşirme sisteminin, devşirilenler açısından da ne anlama geldiğini irdelemek gerekir. </p>
<p>Devşirme sistemine dahil olmak, bir gayri-müslim için, bir çok  kapının kendine açıldığı, çok nadir kişinin eline geçecek bir statüye ulaşmak idi. Bu acemi yeniçeriden başlayıp sadrazam olmaya kadar giden bir hüviyet demektir. Düşünebiliyor musunuz, en güçlü devletin saygın müesseselerinden birinde bulunacak, en güçlü hükümdara hizmet edecek, dünyanın yönetildiği başkentin bir müdavimi olacaktır.</p>
<p>Devşirme sisteminin en alt katmanı olarak görülen “yeniçeri ocağı”nda bile dahli olsa, asırlardır dünyaya kök söktürmüş bir ordu grubunun üyesi olmanın şerefini yaşayacaktır. Bir yanda hayatını normal biri olarak sonlandırma diğer yanda “seçilmişler”den biri olma.</p>
<p>Devşirme sistemi, önemle uygulanan bir sistem olmuştur. Osmanlının en önemli özelliklerinden olan her şeyin kaydını tutma, buradada uygulanmıştır. Gayrî-müslîmler açısından en yüksek makamlara erişmenin bir geçidi olmuştur. Mesela, dünyanın ikinci en yüksek makamına gelebilmek mümkün olmuştur. Sadrazam olabilmenin yolu açılıyordu ve bir sadrazam padişahtan sonraki en yetkin görevliydi. Bu yönüyle Osmanlı Devşirme Sistemi, tektir.</p>
<h4>Devşirme sisteminin uygulanması</h4>
<p>Devşirme sistemiyle alınan gençler, bir elemeden geçirilirdi. Yeteneklerine göre ayrılır, hem dini hem mesleki eğitime alınırdı. Ayrıca iyi bir Osmanlıca konuşabilmeleri de gerektiğinden gereken eğitim verilirdi. Bazen sarayda bazen Türk aileler yanında eğitimlerini alırlardı. Eğitim süreci sonunda Müslüman ve bir “meslek erbabı” oluyorlar, devlet hizmetine giriyorlardı. Buradan hareketle bu kişiler bir köle değillerdi. Çünkü bu kişiler bir kişinin değil devletin hizmetlisiydiler, bu noktada zaten Müslüman ahali için de bu böyleydi.</p>
<p>Zekası üretken olanlar, sarayda eğitime alınırlar ve bir bürokrat olma yolunda ilerlerdi. Fiziki gücü olanlar yeni çeri ocağına girerler, eğitilirler, padişahın gözde erleri olarak tarihin yazılmasına katkıda bulunurlardı. Bu bilinç onlara verilirdi. İstanbul’un asayişi de bunlardan sorulurdu. Devlet sistemini yakından bilirlerdi.</p>
<p>Devşirme sistemi, gayrimüslim tebâya uygulanmış ve buna dikkat edilmişse de, Müslüman kesimden de bu konuda –yeniçeri ocağına girmek için- istekler olmuştur. Müslüman halktan da bu sisteme girme çabasında olanlar görülmüş ve bazı zamanlarda sistemin içine girmelerine yol verilmiştir. Yeniçeri ocağının bozulmasında ve devşirme sisteminin rayından sapmasında, bu tür usûl bozukluklarının etkisi olduğu belirtilmiştir. Zamanında belirli bir sayı, nitelik, disiplin gözetilen devşirme sisteminde, zamanla ölçüsüz artışlar, doğal olarak da denetim zaafları ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Devşirme sisteminin temel müessesesi, yeniçeri ocağıdır, bu yüzden birlikte kullanıldığı olur. Ancak kavram olarak birbirinden farklıdır; devşirme bir sistem, yeniçeri ocağı bir üründür. Devşirme sistemi 18.yy başında sonlanırken, yeniçeri ocağı 19.yy ilk çeyreğine kadar devam etmiştir. İşte bu aradaki zaman boyunca devşirme yerine, usulsüz kayıtlar, babadan oğula geçen ocak üyeliği ortaya çıkmıştır. Yeniçeri ocağına, ehil olmayan yeniçeri çocukları ve ocağı besleyen devşirme sistemine tamamen zıt olarak Müslümanların kaydolması, devşirme sisteminin sonunu getirmiştir. Devşirme sistemindeki yozlaşma, önce yeniçeri ocağını, sonra ordu sistemini-ekonomiyi-devleti bitiren bir sürecin ayaklarından biri olmuştur. </p>
<p>Özellikle yeniçerilerin denetlenememesi, eğitilememesi sorunları, devşirme sisteminin yönetilememesine, usûlsüzlüklerin artmasına ve süreç sonunda da, “ocak devlet içindir anlayışından, devlet ocak içindir” anlayışına vardırılmasına neden olmuştur. Devşirme sistemi, devleti içten kemiren bir güce dönüşmüştür. 18. asır başlarında, devşirme sistemi, devşirilemeyen bir hale gelmiş çağdaşlaştırılamamıştır. 1826’da Yeniçeri ocağının kaldırılması vak’asıyla, devşirme sistemi tarihin önemli yönetim uygulamalarından biri olarak, sona ermiştir.</p>
<p>Devşirme sistemi, Osmanlının klasik döneminin klasik yöntemlerinden biri olarak, başarılı devirlerdeki en önemli unsur olmuş, devlet sisteminin zayıfladığı devirlerdeyse, devleti daha zayıf hale sokan bir sonuca yol açmıştır. Yani, devşirme sistemi; hem gücün hem de zayıflığın bir parçası olarak, kendi devirinin değer yargılarıyla anlamlandırılması gereken bir tarih konusu olmuştur.</p>
<p>Devşirme sistemi; uygulanışı, sebepleri-sonuçları, giyim kuşamları, uzun süre devam eden nadir müesseselerden biri olması, Osmanlı devleti denildiğinde hemen zihinlerde belirmesi nedeniyle önemi ortaya çıkan bir olgudur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2012/02/osmanli-devsirme-sistemi-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ne olacak bu SAAB&#8217;ın hali?</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2012/02/ne-olacak-bu-saabin-hali.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2012/02/ne-olacak-bu-saabin-hali.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 13:36:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[brightwell holdings]]></category>
		<category><![CDATA[saab otomotiv]]></category>
		<category><![CDATA[yerli otomobil markası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=2105</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye, kendi otomobil markasının peşine düşeli beri, bir bilgi kaosu ortaya çıktı. Elbette, onlarca yılın kaçırılmış fırsatları, kendi markamızı zorluyor. binlerce patentin ne kadarına sahibiz ki, bu işi karlı hale getirecez. nerdeyse, 0 patentle giriyoruz, bu işe. Baştan beri, Türk &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2012/02/ne-olacak-bu-saabin-hali.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.asaskan.net/wp-content/uploads/2012/02/saab.jpg" alt="saab" style="float:left;" />Türkiye, kendi otomobil markasının peşine düşeli beri, bir bilgi kaosu ortaya çıktı. Elbette, onlarca yılın kaçırılmış fırsatları, kendi markamızı zorluyor. binlerce patentin ne kadarına sahibiz ki, bu işi karlı hale getirecez. nerdeyse, 0 patentle giriyoruz, bu işe.</p>
<p>Baştan beri, Türk medyasının kaşıdığı bir konu var; İsveç menşeeli SAAB firmasının Türklerce alınması&#8230; Bu SAAB işi uzun süredir Uzak Doğuluların gündemindeydi. Bazı Türklerın de bu konuda haberleri elbet vardı. Ancak, başbakan Erdoğan&#8217;ın &#8220;kendi otomobil markamız&#8221; çağrısından sonra, Türk medyası &#8220;mal bulmuş mağribi&#8221; gibi üşüştü. Sonuçta, &#8220;dedikodu üzerine gazetecilik&#8221; denilen bir gerçek yaşıyoruz.</p>
<p>Türkiye&#8217;de medya bu konuyu kaşımaya devam ededursun, eğer Saab&#8217;ın Türklerce satın alınması gibi bir durum gerçekleşirse, bunu Türk medyasından günlerce önce üçünçü taraf medyalardan duymamız hak&#8217;tır. Türk medyasınca, (Türk kamuoyunun bloomberght deki, dragons den Türkiye programından tanıdığı) Alphan MANAS&#8217;ın sahibi olduğu Brightwell&#8217;in, Saab ile ilgilendiği söylenip duruyor. Bununla ilgili en kesin kanaat için Alphan MANAS&#8217;ın blogundaki <a href="http://www.alphanmanas.com/?p=2319" title="alphan manas saab otomobil markası">şu yazısı (http://www.alphanmanas.com/?p=2319)</a> yardımcı olabilir. Bu yazısında, Alphan Bey inceden inceye ilgilendiğini belirtmekle birlikte, bu işin oldukça zorlu olduğunu belirtiyor. Üstelik normal vatandaşın anladığı yerli marka ile iş dünyasının &#8220;yerli marka&#8221; anlayışının bir hayli farklı olduğunu da anlayabiliyoruz.</p>
<h4>Medyada yer alan ilgili haberlerin genel seyri</h4>
<p>Linkler, bugünden geçmişe doğru sıralanmaktadır.</p>
<ul>
<li> http://www.ntvmsnbc.com/id/25319067/ &#8211; (Çinliler Saab için teklif verdi) 03.02.2012</li>
<li>http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1236239&#038;keyfield=73616162 &#8211; (Manas: Saab&#8217;la markası için ilgileniyoruz) 27.01.2012</li>
<li> http://www.ntvmsnbc.com/id/25317007/ &#8211; (Saab&#8217;ın satışında Türk firma bir adım önde) 26.01.2012</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2012/02/ne-olacak-bu-saabin-hali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hepimiz İnsanız!</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2012/01/hepimiz-insaniz.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2012/01/hepimiz-insaniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Jan 2012 22:20:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hepimiz insanız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=2095</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de (aslında tüm dünyada) fitnecilik-kışkırtıcılık, primli mesleklerden biri. Fitneci iseniz, aç kalmazsınız. Mantık, tutarlılık, hak-adalet iddiadan öte gitmez. Nefret ekicilik, insancıllık adına yapılır. Her türlü his, fikir, olay, olgu sömürülür. Hrant Dink davası sonrası yapılan gösterilerde, binlerce kişi, “Hepimiz Hrant&#8217;ız, &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2012/01/hepimiz-insaniz.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.asaskan.net/wp-content/uploads/2012/01/ermeni-ırkçılığı.jpg" alt="ermeni ırkçılığı" style="float:left; margin:10px;" />Türkiye&#8217;de (aslında tüm dünyada) fitnecilik-kışkırtıcılık, primli mesleklerden biri. Fitneci iseniz, aç kalmazsınız. Mantık, tutarlılık, hak-adalet iddiadan öte gitmez. Nefret ekicilik, insancıllık adına yapılır. Her türlü his, fikir, olay, olgu sömürülür.</p>
<p>Hrant Dink davası sonrası yapılan gösterilerde, binlerce kişi, “Hepimiz Hrant&#8217;ız, hepimiz Ermeni&#8217;yiz” diyerek sokaklara çıktı. Bu slogan, hatalı-yanlış-ırkçı bir ifadeyi haykırır ve o sloganı ifade buyuran herkesi zan altında bırakır. Sokak zihniyetiyle işlenmiş bir cinayeti, sokaklarda çözmeye çalışan bir kısır döngünün elemanlarını görüyoruz bu gösterilerde.</p>
<p> Türklerin ırkçılığı üzerine yürütülen bir çalışma var. Türkiye&#8217;nin dış politikadaki çıkmazlarından olan Ermeni Katliamı, en küçük fırsatta kudurtuluyor. Ermeni-azınlık haklarını savunur ayaklarına yatıp &#8220;Ne mutlu Türk&#8217;üm diyene!&#8221; sözünü ırkçı, faşizan iddia edenler var. Olabilir, diyelim ki öyle! Peki, aynı kişiler, “hepimiz Ermeni&#8217;yiz” diyerek, ne yaptıklarını zannediyorlar. Herkese, “ne mutlu Türk&#8217;üm” dedirtemezsiniz diye, Atatürk&#8217;ün bu sözünü ırkçı gösterenler, herkese Hepimiz Ermeni&#8217;yiz dedirterek, faşizan bir slogana imza attıklarının farkına ne zaman varacaklar? </p>
<p>Birileri de, <b>&#8220;ama anlamı öyle değil ki&#8230;&#8221;</b> diye avunuyorlar. Peki, <b>Ne mutlu Türk&#8217;üm&#8217;den nasıl bir anlam çıkarıyorsunuz,</b> siz? Kimse kıvırmasın, bu sloganlar romantizm kokar, en büyük romantizm milliyetçiliktir ve çıkış yeri Fransa&#8217;dır. Bu milliyetçileşmiş sorunlar, daha fazla milliyetçilikle çözüme ulaşmaz. Ermeniler, bu işi kaşıdıkça, Türklere hakaret ettikçe, sokakları galeyana getirmeye çalıştıkça, çözüm üreteceklerini mi sanıyorlar? Eğer, ikide bir demokrat kesilen bu &#8216;hepsi Ermeniler&#8217; bu işi kaşımayı bırakıp işi milli maç gibi görmesinler. Eğer bunun bir insanlık meselesi olduğuna inanıyorlarsa, önerim ve fikrim şudur; Hepimiz İnsanız demek, insanların vicdanlarına dokunur; Hepimiz Ermeni&#8217;yiz demek, İnsanları birbirine düşürür.</p>
<p>Görüldüğü gibi, fitneci zihniyetlerin hak arama gibi bir dertleri yok. 80 yıl öncesinin ortamında söylenmiş bir söz üzerinden, Türkler ırkçıdır diyenler, 21. Yüzyıl&#8217;ın ilk çeyreğine yaklaşılırken, hala kendi ırkçı-faşist anlayışlarını düzeltememiş bulunuyorlar. &#8220;Ne mutlu Türk&#8217;üm diyene!&#8221; ne kadar ırkçı ise, &#8220;Hepimiz Ermeni&#8217;yiz&#8221; yaklaşımı da aynı derecede, toptancı, militancı bir faşist anlayışın tezahürüdür. Üstelik, Atatürk, ne mutlu Türk&#8217;üm diyene derken, insanları özgür bırakıyor, demeyen demeye bilir. Lakin, Hepimiz Ermeni&#8217;yiz sloganı, herkesi zan altında bırakıyor. Bu basit bir kelime oyunu değildir, bu sanatçıların-entelektüellerin anlamasını beklemiyorum! </p>
<p>İnsanlar, dink cinayetine karşı duracaksa, Hrant Dink insan olduğu için mi, yoksa Ermeni olduğu için mi karşı duracaklar? Dink, hangi gerekçe ile öldürülürse öldürülsün, temel çizgi insanlık olmalıdır. Bu gün hepimiz Ermeni olursak yarın bir Kürt ya da Türk öldürüldüğünde, sahip çıkmayacak mıyız? Ya da her cinayette milliyetimizi mi değiştirecez, yoksa herkesin insanlık ortak noktasında savunulmasını mı amaçlayacaz? </p>
<p>Sen, Ne mutlu Türk&#8217;üm sözünden ürkerken, nasıl olur da bana, “Hepimiz Ermeni&#8217;yiz” anlayışını <b>dayatırsın?</b> Bu ülkede, bu coğrafyada, Hepimiz Türk değil iken, hepimiz nasıl olur da Ermeni olabiliriz? Nedir bu toptancılık, hani demokrasiyi yemiş yutmuştunuz! Bu nasıl entelizm?</p>
<p>Hepimiz Ermeni&#8217;yiz diye bir slogan peşinde koşanların, ne mutlu Türk&#8217;üm sözünü eleştirecek hiç bir hakları yoktur, soykırım olduğunu da iddia edemezler. Zihinleri, temiz değil… Bu sloganla, Samast’tan ne farkları kalır? Samast ve ardındakiler, Türkiye&#8217;ye oldukça büyük bir hasar verdiler zaten&#8230; İster Türk ol ister Ermeni, zihniyet bozuk olduktan sonra, pek farketmez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2012/01/hepimiz-insaniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>III. Osman ve dönemindeki olaylar</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2012/01/ucuncu-osman-donemi-olaylari.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2012/01/ucuncu-osman-donemi-olaylari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 14:15:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul yangınları]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[üçüncü osman dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=2076</guid>
		<description><![CDATA[Hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır, 25. Osmanlı padişahıdır. II. Mustafa&#8217;nın oğlu ve I. Mahmud&#8217;un kardeşidir ve I. Mahmud’tan sonra padişah olmuştur. Babası II. Mustafa öldükten sonra, şehzadelerin sarayda gözetim altında tutulması kararına uygun olarak, 7-8 yaşından itibaren tahta çıkıncaya kadar &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2012/01/ucuncu-osman-donemi-olaylari.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır, 25. Osmanlı padişahıdır. II. Mustafa&#8217;nın oğlu ve I. Mahmud&#8217;un kardeşidir ve I. Mahmud’tan sonra padişah olmuştur.</p>
<p>Babası II. Mustafa öldükten sonra, şehzadelerin sarayda gözetim altında tutulması kararına uygun olarak, 7-8 yaşından itibaren tahta çıkıncaya kadar hapis hayatı yaşadı. Çok iyi bir eğitim almış olmasına rağmen, yaşamış olduğu hapis hayatı nedeniyle sinirli-huzursuz bir davranış kazanmıştır. Bu durum yönetimine de yansımıştır.<br />
Kardeşi I. Mahmud dönemine ve icraatlerine karşı eleştirel yaklaşmıştır. Kendi döneminde önemli bir siyasi gelişme yaşanmamıştır.</p>
<p>Osmanlı açısından savaşsız bir dönem olmasına rağmen, afetler yaşanmıştır. Tahta çıktığı sıralarda İstanbul’da şiddetli bir kış yaşanmış ve Haliç donmuştur. Hükümdarlığı döneminde, İstanbul’da yangınlar çıkmış ve salgın hastalık yaşanmıştır.<br />
III. Osman, yaşadığı hapis hayatının etkisinden olsa gerek, sık sık halkın arasına karışıp İstanbul’u gezmiştir.</p>
<p>Sultan III. Osman, bir süre hasta yattıktan sonra vefat etti ve Yeni Camii’de kardeşi I. Mahmud’un yanına defnedilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2012/01/ucuncu-osman-donemi-olaylari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Tarihi kaynakları</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2012/01/cumhuriyet-tarihi-kaynaklari.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2012/01/cumhuriyet-tarihi-kaynaklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 17:41:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[arşiv kaynakları]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet tarihi kaynakları]]></category>
		<category><![CDATA[tarih kaynakları]]></category>
		<category><![CDATA[tc tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=2056</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Tarihi, terim olarak Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluş aşamalarından günümüze kadar olan tarihi geçmişini konu edinir. Tarih bir bütün olmakla beraber, iyi anlaşılması ve uzmanlanşılması açısından bölümlenir. Cumhuriyet Tarihi, üzerinde en fazla ihtilaf bulunan tarih alanımızdır. Buna sebep iki ana etkenden &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2012/01/cumhuriyet-tarihi-kaynaklari.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Tarihi, terim olarak Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluş aşamalarından günümüze kadar olan tarihi geçmişini konu edinir. Tarih bir bütün olmakla beraber, iyi anlaşılması ve uzmanlanşılması açısından bölümlenir. Cumhuriyet Tarihi, üzerinde en fazla ihtilaf bulunan tarih alanımızdır. Buna sebep iki ana etkenden biri &#8220;ideolojik çarpıtmalar&#8221; diğeri de &#8220;kaynakların bir kısmına ulaşılamaması&#8221;dır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin tarihi, Cumhuriyet Tarihi olarak anılagelmektedir. Cumhuriyet Tarihi konusunda araştırma yapacakların, başvurması beklenen yerler şu şekilde sınıflandırılabilir.</p>
<h5>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin Tarih Kaynakları</h5>
<ol>
<li>ARŞİVLER</li>
<ol>
<li>Yayınlanmış Belgeler</li>
<ul>
<li>Nutuk</li>
<li>Erzurum Kongresi Tutanakları</li>
<li>Cumhurbaşkanlığı Arşivi</li>
<li>Atese Arşivi</li>
<li>Başbakanlık Osmanlı ve Cumhuriyet Arşivi</li>
<li>
Milli Kütüphane</li>
<li>TBBM Arşivi</li>
<li>Türk Tarih Kurumu Arşivi</li>
<li>Tapu Kadostra Arşivi</li>
<li>Kızılay Arşivi</li>
<li>Vakıflar GEnel Müdürlüğü Arşivi</li>
<li>Bakanlık Arşivleri ve Özel Kişi Arşivleri</li>
<li>v.b.</li>
</ul>
<li>Yayınlanmamış Belgeler </li>
<ul>
<li>Bu tabirden kasıt henüz tasnif edilmeyi bekleyen milyonlarca belge vardır. Henüz tasnif edilip yayınlanmadığı için bu tabir kullanılmıştır.</li>
</ul>
</ol>
<li>RESMİ YAYINLAR</li>
<ul>
<li>Resmi gazeteler (takvim-i vekayi), Türkiye Büyük Miilet Meclisi Zabıt Cerideleri, v.b. </li>
</ul>
<li>SÜRELİ YAYINLAR</li>
<ul>
<li>Gazeteler: (İrade-i Milliye, Hakimiyet-i Milliye, v.b.)</li>
<li>Mecmualar</li>
</ul>
<li>HATIRALAR</li>
<ul>
<li>Şahısların bizzat kendilerinin de içinde yer aldığı olayları anlattıkları yazılarıdır. Örnek; Mustafa Kemal-Nutuk, Kazım Karabekir-İstiklal Harbimiz&#8230;</li>
</ul>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2012/01/cumhuriyet-tarihi-kaynaklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin tarım temalı televizyonları</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2012/01/turkiyenin-tarim-temali-televizyonlari.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2012/01/turkiyenin-tarim-temali-televizyonlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2012 19:39:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarım]]></category>
		<category><![CDATA[bereket tv]]></category>
		<category><![CDATA[tarım temalı televizyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[tarım yayıncılığı]]></category>
		<category><![CDATA[tarımsal medya]]></category>
		<category><![CDATA[tarımsu tv]]></category>
		<category><![CDATA[tarımtürk tv]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=2044</guid>
		<description><![CDATA[Türkiyenin tarım sektörü, kendi medyasını ortaya çıkarmaya başladı. Bu konuda yapılan çalışmaların takdir edilmesi gerekiyor. Burada şunu açıkça söylemek gerekiyor ki, bu televizyonların kurulmasında, artık tarım sektörünün de bir rant getirecek seviyeye gelmiş olması geliyor. Yani, tarım yayıncılığında; reklam alabilen, &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2012/01/turkiyenin-tarim-temali-televizyonlari.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiyenin tarım sektörü, kendi medyasını ortaya çıkarmaya başladı. Bu konuda yapılan çalışmaların takdir edilmesi gerekiyor. Burada şunu açıkça söylemek gerekiyor ki, bu televizyonların kurulmasında, artık tarım sektörünün de bir rant getirecek seviyeye gelmiş olması geliyor. Yani, tarım yayıncılığında; reklam alabilen, belli bir kitlesi olan, sistemin büyüdüğü bir durumdan bahsediyoruz. Yoksa birbiri ardına tarım kanallarının açılması, sadece hayrına yapılabilecek bir olguyu ifade etmez. Bu durum, tarım sektörünün para yapmaya başladığının, en azından tarım sektörünün birilerince farkına varıldığının bir kanıtıdır.</p>
<p>Dünyanın en temel gereksinimi beslenmektir ve bu sektöre tarım deniliyor. insan yaşamının temel ihtiyacı olan tarım ürünleri, Türkiye için de kilit bir gelecek vaadi konumunda. Temel gereksinim dışındaki bir çok sektörün medyası varken, tarım sektörünün medyasının olmak zorunluluğu ortada. Bu televizyon kanallarını, sadece köylü-çiftçi kesimi değil, herkesin takip etmesi gerekiyor. Çünkü, tarım ürünleri, üretildiği oranda tüketilen ve herkesin de tüketmek zorunda olduğu bir meta. Tarım herkesi ilgilendiriyorsa, medyası da o derece ilgilendirmelidir. Türkiye&#8217;de an itibariyle, tarım temalı yayıncılık yapan televizyonlar ve iletişim adresleri&#8230;</p>
<h4>Bereket tv tarım televizyonu</h4>
<p><img src="https://lh6.googleusercontent.com/-8d2vN1YJR70/TwSmsVmQ75I/AAAAAAAAAp0/FmnKp_RTO0o/s224/berekettv.jpg" alt="bereket tv" style="float:left; margin:10px;" />Bereket tv uzun zamandır yayında olan bir kanal. Başlangıçta toprak tv ismiyle yayına başlayan kanal, geçen yıllar içinde, oldukça ilerleme kaydedip önemli bir takipçi kitlesine sahip oldu. Özgün programlar, tarımsal reklamlar oluşturma konusunda iyi bir seviye yakalamış görünüyor.</p>
<h5>Bereket tv iletişim adresleri</h5>
<p>Türksat 3A: frekans:12130 sem:27500 pol:V <br /> web:www.bereket.tv</p>
<h4>Tarım Su tv</h4>
<p><img src="https://lh4.googleusercontent.com/-Lzv6JmeLKp4/TwSrPPk3WWI/AAAAAAAAAqE/8Mwj1aT2fks/s320/tarimsutv.jpg" alt="tarım su tv" style="float:left; margin:10px;" />Tarım su tv yeni yayına çıkmış bir tv kanalı. Başlangıç için oldukça tatmin edici programları var. İlerleyen zamanlarda, tarım yayıncılığı konusunda ne kadar kalıcı ve uzman olabilir, bekleyip görülmeli.</p>
<h5></h5>
<p>
<h5>Tarım Su tv iletişim adresleri</h5>
<p>Türksat 3A: frekans:11862 sem:27500 pol:H </p>
<h4>Tarım Türk tv</h4>
<p><img src="https://lh3.googleusercontent.com/-toZZT8TpxEs/TwVad5zOonI/AAAAAAAAAqM/oUX4mkeS87c/s257/tarimturk.jpg" alt="tarım türk tv" style="float:left; margin:10px;" />Tarım Türk tv de, yeni bir kanal. Şu an için bu kanal da, profesyonel bir yayın yapıyor. Tarımsal üretimle ilgili yayınları var. İlerleyen zaman içinde, bu kanalın da gelişimi ortaya çıkacaktır.</p>
<h5></h5>
<p>
<h5>Tarım Türk tv iletişim adresleri</h5>
<p>Türksat 3A: frekans:12015 sem:27500 pol:H </p>
<h4>Sonuç</h4>
<p>Tarım yayıncılığı konusunda, tarım bakanlığının da, tarım tv ismiyle, bir internet televizyonu var. İnternet bağlanma oranı yüksek olmayan bir ülke de, bunun işlevsel olduğunu söylemek zor. Yukarıdaki tarım temalı kanallardan şu an için en ileri özgünlük ve bilinirlik, bereket tv kanalına ait. Diğer iki kanal da, kendi içlerinde bir yayın politikasını başarıyla uyguluyorlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2012/01/turkiyenin-tarim-temali-televizyonlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diplomaside, Davutoğlu öncesi ve sonrası</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2012/01/diplomaside-davutoglu-oncesi-ve-sonrasi.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2012/01/diplomaside-davutoglu-oncesi-ve-sonrasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 10:40:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[davutoğlu diplomasisi]]></category>
		<category><![CDATA[türk diplomasisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=2034</guid>
		<description><![CDATA[Ahmet Davutoğlu dönemi dış politikasının, önceki dönemlerden ayrılan mühim yönleri var. Bunun başında, Ahmet davutoğlunun oldukça gerçekçi ve kararlı duruşu geliyor. Bunun göstergelerinden biri de, davutoğlu dış politikasının, geçmişine olan bağlılığı. En önemli slogan, dışişleri bakanlığı web sitesinde de yer &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2012/01/diplomaside-davutoglu-oncesi-ve-sonrasi.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet Davutoğlu dönemi dış politikasının, önceki dönemlerden ayrılan mühim yönleri var. Bunun başında, Ahmet davutoğlunun oldukça gerçekçi ve kararlı duruşu geliyor.</p>
<p><img src="https://lh3.googleusercontent.com/-b5oCJ0F4ZPk/TwA5puZk4RI/AAAAAAAAAps/dtlhEi2YfUg/s347/davuto%2525C4%25259Flu.jpg" alt="davutoğlu" style="float:left; margin:10px;" /><br />
Bunun göstergelerinden biri de, davutoğlu dış politikasının, geçmişine olan bağlılığı. En önemli slogan, dışişleri bakanlığı web sitesinde de yer alan <b>“hattı diplomasi yoktur, sathı diplomasi vardır, o satıh bütün dünyadır”</b> ifadesi. Bilindiği üzere bu sözün ilk safhasını Mustafa kemal söylemişti.</p>
<p>İlk safha Mustafa kemal öncülüğünde başarıya ulaşmış ancak diplomasi alanında yeterince sağlam bir diplomasi yürütülemiyordu. Hep yakındığımız bir şeydi, masa başında kaybettiğimiz gerçeği. İşte ilk defa, sayın davutoğlu döneminde, diplomasi alanında yeni bir yola girildi ve bu yol, tarihimizin derinliklerinde de saklı olan bir sözle ifade buldu.</p>
<p>İlk defa geçmişini kabul eden, geçmişinden güç alan bir diplomatik duruş içindeyiz. Bu önemli söz aynı zamanda, ne kadar sert bir zaman diliminde olduğumuzu ve geçmiş dönemlerden kalan sorunlar yumağının ne kadar büyük olduğunu da ortaya koyuyor. Yani geçmiş dönem diplomasilerimizin ezikliğinin de bir itirafı niteliğinde. Türk dışişlerinin sesi ve etkinliği hiç olmadığı kadar yüksek konumda. Elbet bunun sloganının da bu denli yüksek anlamlı olması lazım.</p>
<p>Davutoğlu’nun ifade ettiği “hattı diplomasi yoktur, sathı diplomasi vardır, o satıh bütün dünyadır” sözü, bundan sonra gelecek dışişleri personel ve bakanlarına da ağır yükümlülükler sunuyor. Çünkü bu söz geleceği tayin edecek bir politikanın adı. Bu sözün öncülü ifadenin hangi şartlarda söylenmiş olduğunu kavrayanlar, bu sözün de önemini ve tarihi ağırlığını anlarlar.</p>
<blockquote>
<p>Bu noktada bir tarihi tespit veya eleştiride –hangisini kabul buyurursanız, artık- bulunmak zorundayım. Daha üç beş sene öncesinde, varı yoğu Atatürk olan, her şeyi Atatürk üzerinden yürüten bir siyasi zemin vardı. Her konuda Atatürk referans verilirdi, tüm sorumluluk onun sırtından yürütülürdü. Bunu da bir kısım siyasi taraflar, oldukça yoğun kullanırlardı ve samimi olmadıkları için de, kabak tadı vermişti. Çünkü yaptıklarıyla söyledikleri, çapraşıktı.</p>
</blockquote>
<p>Şunu da çok iyi anlamak gerekiyor. Davutoğlunun bu ifadesi, milli mücadelenin eksik kalmış olan diplomasi kanadının, 90 sene sonra kendini bulmuş halidir. Eğer Atatürk referans verilecekse, işte böyle verilmelidir. </p>
<p>Atatürk diyor ki: <b>Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır.</b><br />
Davutoğlu diyor ki: <b>Hattı diplomasi yoktur, sathı diplomasi vardır; o satıh bütün dünyadır.</b></p>
<p>Davutoğlu&#8217;nun bu söylemi bir taklit değil, tamamen farklı olarak, <b>kendi tarihinin üzerine bir inşaa meselesidir.</b> Bir yandan geçmişiyle bağ kurarken diğer yandan şartlara göre revize edilmiş bir fikriyatı ve politikayı ilan ediyor. Yani savunma diplomasisinden çıkıp atik bir diplomasiye geçişin emaresidir. Bir ülkenin tarihi böyle var olur, <b>tarihini bilen siyasetçi</b> ile &#8220;bilir gibi yapan siyasetçi&#8221;nin farkı budur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2012/01/diplomaside-davutoglu-oncesi-ve-sonrasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul Ermeni Patrikliği, bir Türk kilisesidir!</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2011/12/istanbul-ermeni-patrikligi-turk-kilisesidir.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2011/12/istanbul-ermeni-patrikligi-turk-kilisesidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2011 12:48:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı ermenileri]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[türk - ermeni tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye ermeni patrikhanesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=2021</guid>
		<description><![CDATA[Tarihçilerimizin bir kısmı, tarihi geçmişimizle övünmekten ve ne kadar hoşgörülü olduğumuzdan bahsederler ya! İşte bu durumla ilgili ne biliyorlar, hoş görülü olan tarihimizi ne kadar iyi algılıyorlar acaba? Ermeniler’in bilinmeyen bir tarihi var. Ermenilerin son bin yıllık tarihleri, türk tarihiyle &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2011/12/istanbul-ermeni-patrikligi-turk-kilisesidir.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihçilerimizin bir kısmı, tarihi geçmişimizle övünmekten ve ne kadar hoşgörülü olduğumuzdan bahsederler ya! İşte bu durumla ilgili ne biliyorlar, hoş görülü olan tarihimizi ne kadar iyi algılıyorlar acaba?</p>
<p>Ermeniler’in bilinmeyen bir tarihi var. Ermenilerin son bin yıllık tarihleri, türk tarihiyle iç içe. Ermeni tarihi, türk tarihinin bir parçası. Bu durumu normal bir Türk de bilmiyor, bir Ermeni de.</p>
<p>Ermeniler, batı hristiyanlarınca horlanan bir hristiyan mezhebinden gelirler. En Hristiyan olan devletler bile, Ermenileri küçümsemişlerdir. Bu batı için hala böyledir, sonuçta Ermeniler de, batılılar için ‘doğulu’ bir millet olarak görülür ve siyasi çıkarları olmadıkça değer verir görünmezler.</p>
<p>Ermeniler, mezheplerinden ve inançlarından dolayı, Romalılar tarafından katliamlara uğradılar. Ermenilerin, çeşitli baskılardan dolayı, bir dini merkezi olmadı. Hristiyanlarca, hristiyan yerine bile konulmadılar. Ermeniler, parçalı bir inanış içindeydiler ve Ermenileri bir kilise etrafında birleştirip millet haline getiren ve kendinden bilip ‘millet-i sadıka’ olarak tarih sahnesinde, batı hristiyanlarına üstün duruma yükselten, Osmanlı teşkilatı olmuştur. (Ermeniler, Osmanlı’yı soykırımla suçlarken ve batılıların kıskacına sokarken, aslında kendi geçmişlerindeki bu gerçeğe darbe vuruyorlar. Ermeni kilisesi, Roma kilisesi kadar saygın idi bir zamanlar ve bunu Osmanlı başarmıştı. Bunun çeyreği kadar Ermenilere saygınlık veren başka bir işi hangi batılı devlet yapmıştır?)</p>
<p>Osmanlının en güçlü, akil ve adil padişahlarından olan Fatih Sultan Mehmed, ermeniler’e, hiç sahip olmadıkları ve diğer hristiyanların bile sunmadıkları bir şey sundu. 1461 yılında, Ermeni Patrikliğini kurarak, ermeni toplumunu var’landırdı. Bu elbette karşılıklı bir güveni de tesis etti. Böylece Ermeniler, millet-i sadıka olarak anıldılar, kültürel ve ticari alanda, Osmanlı içinde etkin hale geldiler.</p>
<p>Osmanlı, sahip çıkılmamış olan ermeniler’e sahip çıktı. Ermeniler’i kendinden bildi. Ermenilerin kaderini ve dini inançlarını kendinden bildi, üzerine aldı. Yoksa böyle bir zorunluluk içinde değildi. Sadece kendini oluşturan unsurlardan biri olarak gördü. Hatta İslami olan bazı inançlara bile bu denli ehemmiyet verilmedi.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed’in açtığı bu yol, asırlarca devam edegeldi. Bir zamanlar, ermeni inancını ve milletini ikinci sınıf gören batı ve katı hristiyanlık makamları, Ermeniler’i köklerinden koparıp kendi toplumlarına saldırttılar. Milliyetçilik ve Katolik hristiyanlığın bayraktarı Fransızlar, ermeni militanlarına Fransız üniformasını giydirip kendi topraklarında kan döktürmeye başladılar. Bu işin sonucunda ise, günümüzde gelinen noktada hem Ermeniler acı çekmekte hem Türkler acı çekmektedir. Bu acılar üzerine siyaset yapıp, Türkler ve Ermeniler’in tarihi mazi ile geleceğini karartan ise, derin Fransız anlayışıdır. Batı dünyası, Türkleri de, Ermenileri de, Kürtleri de aynı kefeye koyuyor ve batılılar için tüm doğu halkları, ikinci sınıf görülürler.</p>
<p>Bu noktada, Ermenilerle olan ortak geçmişimize baktığımızda, bu toplumun her halkı, birbirine ait. Ermeni acısı da, ermeni sanatı da, ermeni ekonomisi de, Türklerden ayrı olamıyor. Dışişleri bakanımız <b>Ahmet Davutoğlu’nun, &#8220;Ermeni diasporası, bizim diasporamızdır&#8221; </b> ifadesi son derece yerindedir. Bazı ergen coşkusuyla, milliyetçilik yapıp tarihçi geçinenlerin, bu bilgi ve gerçekleri kavraması beklenmez, zaten.</p>
<p>Bu olguyu, bu şekilde inşa edenler, atalarımızdır. Ermeni patriklik kilisesini, eğer atamız Sultan Mehmed kurdu ise, <b>Ermeni Kilisesi, aynı zamanda bir Türk kilisesi değil midir?</b> Hem Ermenilerin hem Türklerin, bu gerçeği görmeleri lazımdır. Görüldüğü üzere, bu milletin tarihinde suç yoktur, eğer hata varsa bu herkesindir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2011/12/istanbul-ermeni-patrikligi-turk-kilisesidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İçimizdeki, &#8220;kendine Fransız&#8221;lar!</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2011/12/icimizdeki-kendine-fransizlar.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2011/12/icimizdeki-kendine-fransizlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Dec 2011 19:21:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[fransa nişanı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşar kemal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşar kemal fransız nişanı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşar kemal'in ödülleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=2011</guid>
		<description><![CDATA[Sayın, Yaşar Kemal! Afrika&#8217;nın, Ortadoğu&#8217;nun, Anadolu&#8217;nun katili Fransız Askerinin elinden bu ödülü alırken, hiç mi vicdan muhasebesine girmedin? Hani, sivil bir ödül olsa anlar ve alkışlardık da, bir katil kurumdan alınca pek yakışmadı sanki&#8230; Sen kendine yakıştırabildiysen sorun yok. Çukurova&#8217;ya &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2011/12/icimizdeki-kendine-fransizlar.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sayın, Yaşar Kemal!</b><br /> <a href="http://www.asaskan.net/2011/12/fransiz-aydinlanmasinin-soylenmeyen-gercekleri.html">Afrika&#8217;nın, Ortadoğu&#8217;nun, Anadolu&#8217;nun katili Fransız Askeri</a>nin elinden bu ödülü alırken, hiç mi vicdan muhasebesine girmedin? <br />Hani, sivil bir ödül olsa anlar ve alkışlardık da, bir katil kurumdan alınca pek yakışmadı sanki&#8230; Sen kendine yakıştırabildiysen sorun yok.<br /> Çukurova&#8217;ya ve savunduklarına, biraz Fransız kaldın sanki&#8230;</p>
<p><img src="https://lh4.googleusercontent.com/-YoT_NXLntok/TvYhvpIHCmI/AAAAAAAAApk/JP-AA6o1z-E/s448/yasar%252520kemal-frans%2525C4%2525B1z%252520nisan%2525C4%2525B1.jpg" alt="yaşar kemale fransız nişanı" /><br />
1) http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/698009-yasar-kemale-ust-duzey-fransiz-nisani</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2011/12/icimizdeki-kendine-fransizlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fransız aydınlanmasının (ihtilalinin) söylenmeyen gerçekleri!</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2011/12/fransiz-aydinlanmasinin-soylenmeyen-gercekleri.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2011/12/fransiz-aydinlanmasinin-soylenmeyen-gercekleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2011 19:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[fransız aydınlanması]]></category>
		<category><![CDATA[fransız ihtilali nedir]]></category>
		<category><![CDATA[fransız ihtilalinin gerçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[fransız ihtilalinin sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[fransız milliyetçiliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=2003</guid>
		<description><![CDATA[Fransızların, övündükleri ve övgü aldıkları, Fransız ihtilali’yle dünyaya yayılmış olan insan hakları, hürriyet, eşitlik… gibi kavramlar var. Bu kavramlar, Fransızlar açısandan oldukça gurur verici olmasının yanında, diğer milletleri aşağılık görmelerine de neden oluyor. Fransız ihtilalinin ortaya çıkardığı, şimdilerde pek dillendirilmeyen, &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2011/12/fransiz-aydinlanmasinin-soylenmeyen-gercekleri.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://lh6.googleusercontent.com/-fOv_R5jrOkc/TvTZdpSbNNI/AAAAAAAAApM/C7hBU2IwS_E/s426/fr-ih.jpg" alt="fransız aydınlanması" style="float:left;" />Fransızların, övündükleri ve övgü aldıkları, Fransız ihtilali’yle dünyaya yayılmış olan insan hakları, hürriyet, eşitlik… gibi kavramlar var. Bu kavramlar, Fransızlar açısandan oldukça gurur verici olmasının yanında, diğer milletleri aşağılık görmelerine de neden oluyor.</p>
<p>Fransız ihtilalinin ortaya çıkardığı, şimdilerde pek dillendirilmeyen, Fransız kültürüne hayranlık duyup kendi kültürüne yabancılaşmış, çakma entellerin zihninden silinmiş ya da görmezden geldikleri bir kavram daha var; milliyetçilik.</p>
<p>Binlerce yıl boyunca, çok farklı etnik grupları başarıyla yönetmiş olan imparatorluklar, Fransız ihtilalinin milliyetçilik fikriyle birlikte, çökmeye başladılar. Böylece insanlar, etnik husumetlerle dolu hale geldiler ve dünyanın görmediği kadar yeni acılar ortaya çıktı.</p>
<p>Fransız ihtilalinden sonraki dünya tarihi, milliyetçilik akımının üstüne kuruldu. </p>
<p>Sömürgecilik anlayışının temelinde de benim milletim üstün, diğerleri insan bile değil gururu yatar. Yoksa, en azından sömürülen topraklardaki halklar ölüme terk edilecek kadar acımasızca sömürülmezdi.</p>
<p>Napolyon’un, Ortadoğu’da yaptığı katliamlar ve kültür kırımları Fransız milliyetçiliğinin eseridir. </p>
<p>Birinci dünya savaşının öncü saldırganı fransa’dır. Suriye’de, Irak’ta süregelen hasetliklerin kaynağı fransa’dır. Ermeniler’e Fransız üniforması giydirerek canı burnunda türk halkının üstüne salan fransa’dır ve böylece millet-i sadıka dediğimiz Ermenilerle aramıza nifak ekmiş olan da, Fransız milliyetçiliğidir.</p>
<p>I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı&#8217;nın zihinsel sürecini, Fransa&#8217;nın aydınlanma dediği olay başlattı. Bu iki savaş ta mı yetmez, bunu anlamak için&#8230;</p>
<p><span id="more-2003"></span></p>
<p>Almanya’yı bile ırkçılaştıran, Fransız ihtilalinin saldırgan milliyetçilik anlayışıdır. Bu tüm Avrupa’yı etkisine almıştır.</p>
<p>İkinci dünya savaşının fikri temelleri, Fransız ihtilali’yle ortaya çıkmıştır. Bu milliyetçilik, kuralsız, vicdansız, söylenenle yapılan arasında etik bağ bulunmayan, saygı duymayan bir milliyetçilik.</p>
<p>Kuzey Afrika’da, Afrika’da, İslam dünyasında yaşanan kıyımların arkasında, Fransız askeri ve fikriyatı var. </p>
<p>Dünyanın en özgür ülkesi namıyla, teröristlerin, soyguncuların, itin-kopuğun desteklendiği, fitnenin kol gezdiği, pis lobi faaliyetlerinden paralar kaldıran bir ülkeden bahsediyoruz.</p>
<p>Fransızların ortaya koyduk diyerek övündükleri o Fransız ihtilali var ya, işte o ihtilal tüm dünyanın gariban halklarının haklarıyla üstü örtülüp cilalanmış, bir fikriyatı temsil eder. </p>
<p>Dışkılı sokakların, cünüp insanların ülkesi olan fransa’da, bunlar parfümle, şapkayla örtülmeye çalışılıyordu. Şimdi de vahşetlerini, entellikle örtmeye çalışıyorlar.</p>
<p>Sonuç olarak; dünyadaki tüm soykırım ve katliamların temelinde, Fransız İhtilali var. Bir ihtilali bile düzgün yapamıyorlar. Fransızların, entel ve hümanist propagandalarının altında, kendi kirlerini temizleme çabası var. Fransızlar, kendileri aydınlanacağız derken, diğer milletlerin hayatlarını kararttılar.</p>
<p>Bu bir Fransız eleştirisi değil, tespittir. Olaya böyle bakalım, lütfen.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2011/12/fransiz-aydinlanmasinin-soylenmeyen-gercekleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>I. Mahmud dönemi olayları</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2011/12/birinci-mahmud-donemi-olaylari.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2011/12/birinci-mahmud-donemi-olaylari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Dec 2011 11:01:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[humbaracı ocağının kurulması]]></category>
		<category><![CDATA[I. mahmud dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı iran ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı kurumları]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı müesseseleri tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=1948</guid>
		<description><![CDATA[1733-İran Savaşları’nın Hızlanması, Nadir Şah’ın Başarıları İstanbul’da sükunetin temininden sonra I.Mahmut İran harpleriyle meşgul olarak seraskerliğe Bağdat Valisi Ahmet Paşa’yı tayin etti. Ahmet Paşa Kurıcan Muharebesinde İran’ı mağlup ettiği sırada Hekimoğlu Ali Paşa Urmiye ve Tebriz’i ele geçirmiş bulunuyordu. Bunun &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2011/12/birinci-mahmud-donemi-olaylari.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4>1733-İran Savaşları’nın Hızlanması, Nadir Şah’ın Başarıları</h4>
<p>İstanbul’da sükunetin temininden sonra I.Mahmut İran harpleriyle meşgul olarak seraskerliğe Bağdat Valisi Ahmet Paşa’yı tayin etti. Ahmet Paşa Kurıcan Muharebesinde İran’ı mağlup ettiği sırada Hekimoğlu Ali Paşa Urmiye ve Tebriz’i ele geçirmiş bulunuyordu. Bunun üzerine bir muahede akdolundu. Buna göre Tebriz’in İran’a verilmesi söz konusu idi. Buna taraftar olmayan padişah, Sadrazam Topal Osman Paşa’yı azl etmiştir, yerine ise Ali Paşa geçirilmiştir. Nadir Şah da II.Tahmasp’ın Osmanlı ile yaptığı muahedeyi tanımamış, Bağdat’ı muhasara altına almıştır. Topal Osman’ın yetişmesi sonucu Bağdat muhasaradan kurtulduğu gibi, Tebriz de istirdat edildi. Ancak Topal Osman Kerkük’te mağlup olunca Tebriz, İran’ın eline geçti. Osmanlı Devleti’nin Kırım Han’ını Kafkaslardan İran Seferi’ne tayin etmesi, iki devlet ilişkilerini germiştir. Osmanlı Devleti Gence, Tiflis ve Erivan’ın elden çıkmasına rağmen İran ile sulh akdine karar verdi. Yapılan antlaşma sonucu Kars-ı Şirin antlaşması ile tayin edilen hudutlar kabul edildi. Fakat Nadir’in hükümdarlığının tanınması, Şii Caferi mezhebinin beşinci mezhep olarak kabulü ve diğer maddelerde ısrar etmesi üzerine görüşmeler sonuç vermedi. Uzun süren münakaşalar sonucu Caferi mezhebi reddedilerek diğer maddeler kabul olundu.</p>
<h4>1735-Bonneval Ahmet Paşa, Humbaracı Ocağının Kurulması</h4>
<p>Askeri Avrupa tarzı yetiştirmek isteyen I.Mahmud, bu sırada Türkiye’ye irtica etmiş olan Ahmet Paşa’yı Humbaracı Ocağını ıslaha memur etti. Sadrazam Topal Osman Paşa da modern topçu kuvvetlerinde, Avrupa taktik, disiplin ve silahların kullanılmasına taraftardı. Ahmet Paşa, Topçu zabitlerine Üsküdar’da modern matematik göstermeye başlamış ve maaşlı humbaracı ocağı teşkil etmiştir. Ahmet Paşa vefatına kadar devlet hizmetinde kalmıştır. 1747’de vefat etmiştir.</p>
<h4>1735-Osmanlı-Avusturya, Rus Savaşları</h4>
<p>Osmanlı İran Seferi ile meşgul olurken Rusya Avusturya ile Prut ve Edirne antlaşmalarını işgal ederek Lehistan’a askeri müdahalede bulunmuş ve III.Ogüst’ü kral seçmiştir. Bunlardan başka, Rusların Azak Kalesine taarruzları ve Don Nehri’nde gemi bulundurmaları ve İran Seferi sırasında Osmanlı kuvvetlerine yardım için Kabartay arazisinden geçecek olan Kırım kuvvetlerini protesto etmeleri, Or-Kapu’yu teslim alarak Kırım’ı talan etmeleri, Bahçesaray’ı yakmaktan geri durmamaları ve Fransa’nın İstanbul sefirinin Osmanlı Devletini teşvik etmesiyle Rusya’ya harp ilan edildi.</p>
<p>Bu sırada, Avusturya İmparatoru VI.Karl ile Rus Çariçesi Anna, gizlice anlaşmışlar ve önce Rusya’nın sonra Avusturya’nın savaşa girmeleri kararlaştırılmıştır. Avusturya, Bükreş’i, Rusya ise Özi’yi ele geçirmiştir. Osmanlı ordusunun çeşitli cephelerde Avusturya ordusunu yenilgiye uğratması Macar halkı arasında sevinç yaratmıştır. Bu durumda Osmanlı hükümeti, Tekirdağ’da ikamet etmekte olan Josef’den istifade etmek istemişti. Fakat cephede ölünce bu teşebbüs yarıda kalmıştır.</p>
<h4>1739-Belgrad Antlaşması</h4>
<p>Fransa ile barış yapılması; İvaz Mehmet Paşa’nın, 1739’da Belgrad önlerinde Avusturya ordusunu mağlup etmesi; İsveç-Fransa ittifakı; Osmanlı-Prusya antlaşmasının belirmesi ve Osmanlı-İsveç ticaret antlaşması, Avusturya’nın Osmanlı ile anlaşması üzerine Rusya’da anlaşmaya mecbur olmuştur. </p>
<ol>Antlaşmaya göre;</p>
<li>Avusturya ile;</li>
<ul>
<li>Belgrad, Osmanlı’ya teslim edilerek istihdamlar yıkılmıştır. </li>
<li>Tuna ve Sava iki devlet arasında sınır kabul edilmiştir. </li>
</ul>
</li>
<li>Ruslar ile;</li>
<ul>
<li>Azak Kalesi yıkılacak ve arazisi tarafsız bir hale getirilecek. </li>
<li>Büyük ve Küçük Kabartay toprakları tarafsız bir hale getirilecek. </li>
<li>Ruslar Karadeniz’de donanma bulundurmayacaktır. </li>
</ul>
</ol>
<h4>1754-I.Mahmut’un Ölümü, III.Osman’ın Tahta Çıkışı</h4>
<p>59 yaşında olan Padişah bir müddettir hasta idi. 1754 yılında Cuma Namazı sonrası at sırtında ölmüştür. I.Mahmut zayıf, kısa boylu, iyiliksever bir insan idi. Divan toplantılarına katılır, halkın şikâyetlerini dinlerdi. Şiddetli tedbirlere başvurmaktan hiç çekinmemiştir. Şiire meraklıdır. İstanbul’da inşa veya tamir ettirdiği birçok eseri vardır.</p>
<p>III.Osman 1754 yılında tahta çıktığında 56 yaşında idi. Cüluslarda ashab-ı mukataa, erbab-ı zeamet ve vazifeden rüsum-ı cülusiye almak kanun-i kadim-i devlet olduğu halde III.Osman bunu bir ferman ile kaldırmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2011/12/birinci-mahmud-donemi-olaylari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Miryokefalon Savaşı hakkında ayrıntılı bilgiler</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2011/12/miryokefalon-savasi-hakkinda-ayrintili-bilgiler.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2011/12/miryokefalon-savasi-hakkinda-ayrintili-bilgiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2011 09:11:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[miryokefalon savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[miryokefalon zaferinin önemi]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[türk-islam tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=1934</guid>
		<description><![CDATA[Savaş alanının coğrafi mevkii hakkında görüşler Miryokefalon Savaşı ile ilgili olarak Türk ve İslam kaynaklarında pek bilgi bulunmuyor. Ancak devrin Bizans, Latin ve Süryani kaynakları savaş hakkında bilgi vermektedir. Bütün bu yapılan araştırmalar, olaya biraz ışık tutabilmişse de savaş alanı &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2011/12/miryokefalon-savasi-hakkinda-ayrintili-bilgiler.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4>Savaş alanının coğrafi mevkii hakkında görüşler</h4>
<p>Miryokefalon Savaşı ile ilgili olarak Türk ve İslam kaynaklarında pek bilgi bulunmuyor. Ancak devrin Bizans, Latin ve Süryani kaynakları savaş hakkında bilgi vermektedir. Bütün bu yapılan araştırmalar, olaya biraz ışık tutabilmişse de savaş alanı hakkında tartışmalar yapılmıştır.</p>
<p>Bu konu hakkında araştırma yapan Feridun Dirimtekin savaş alanı olarak Düzbel Geçid’ini gösterir. Böylece Hoyran Gölü’nün kuzeydoğu köşesini, yani Gökçeli’den geçerek göle dökülen suyun vadisini savaş alanı olarak gösterir. Ramsay, burada Hoyran Gölü’nün kuzeyinden Yalvaç’a giden yolun üzerindeki, Tribritze Boğazı’nın Bizans ordusunun mağlubiyetinin vuku bulduğu yer olduğu düşüncesindedir. Bu boğaz takriben 400 m. genişliğindedir ve ortasından ufak bir su akar. Osman Turan da, Ramsay ile aynı görüştedir, savaş alanını Kumdanlı olarak belirtmektedir.</p>
<p>Süryani Mihael&#8217;de de, savaş yerini aydınlatacak bilgi bulmaktayız. Ona göre “Savaş yapılan yer, Konya’dan bir günlük mesafedeki bir geçittir.” Ayrıca kaynaklarda Türk kuvvetlerinin yaptığı yıpratma savaşı genişçe anlatılmakta ve bu savaşların sonun da Bizans ordusunun yorgun düştüğü belirtilmektedir. Homa ile Düzbel arasındaki çok kısa bir mesafede Bizans ordusunu yorgun düşürecek herhangi bir yıpratma savaşından bahsedilemez bu bakımdan Bizans ordusunun Homa’dan sonra Konya’ya bir günlük mesafedeki Sultan Dağları bölgesine ulaştıklarını rahatça söyleyebiliriz. Bizans ordusunun ilk önce Homa’ya gelmesi herhalde burasının bir harekat özelliği taşımasından idi.<br />
Hüseyin Şekercioğlu ise Bizans ordusunun 500.000 civarında olduğunu iddia etmekte ve güzergahını da İznik, Eskişehir ve Kütahya üzerinden Afyon istikametine doğru göstermektedir. Üstelik savaşın 10 gün devam ettiğini, çeşitli mevkilerde çarpışmaların olduğunu iddia ederek, bu mevkilerin Kütahya’nın Altıntaş mevki, Akşehir civarı, Yalvaç, Kumdanlı ve Delendosta Madenli Köyü olduğunu iddia etmektedir. Ayrıca onun savaşın cereyan ettiği yer ile ilgili verdiği bilgiler kaynaklara uygun değildir. Bazı tarihçiler ise savaş yeri olarak Çivril’i kabul etmişleridir.</p>
<h4>Savaşın Yapıldığı Yer</h4>
<p>Savaşın Yalvaç ovasında yapıldığı muhakkaktır. Çünkü kaynakların belirttiği savaş alanı konusunda, Sultan Dağları’nın eteği, yani Yalvaç ve Kumdanlı Ovalarının bulunduğu saha işaret edilmektedir.</p>
<p>Bizans İmparatorunun Homa müstahkem mevkiinden Miryokefalon denilen yere ulaşıncaya kadar takip ettiği güzergah hakkında bilgi yoktur. İşaret olunan yerin Türk topraklarından başlamış olduğudur. Bu da buranın bir sınır karakolu kalıntısı olabileceğini gösterir.</p>
<p>Niketas, İmparatorun harekatını anlatırken onun Kongi adlı bir noktaya ulaştığını belirtmektedir. Kongi Sultan Dağları’nın geçit verdiği Karamıkbeli’nin ilerisinde olup Karamık Köyü adını taşır. Sultan dağlarının geçişe elverişli dört önemli yeri vardır:</p>
<ol>
<li>Kuzeydoğuda bugünkü Yalvaç-Akşehir asfalt yolunun bulunduğu geçit, bu geçit 3,5-4 km uzunluğundadır.</li>
<li>Yarıkkaya üzerinde Sultan Dağları’nın Gelincik Ana dağı doruğu 2581 metreye varır. Gelincik Ana dağı kuzeybatıya doğru adeta bir yay çizerek gittikçe alçalır ve Sağır köyü kuzeyinden geçişe imkan verir.</li>
<li>Daha batı da sultan dağlarını aşan kapı kaya yolu bulunmaktadır.</li>
<li>Miryokefalon Savaşı’nın cereyan ettiği geçit: Karamık-Beli Kırtaş-Gökoluk-Süpürgelik Vadisin’den sonra 3-4 km daha batıda Karamıkbeli Geçidi yer alır , burası verilen bütün bilgilere uymaktadır. Karamıkbeli kuzeybatı-kuzeydoğu istikametinden sultan dağlarını boydan boya yarmaktadır.(16)</li>
</ol>
<p><span id="more-1934"></span></p>
<h4>Bizans Ordusunun Durumu ve Harekatı</h4>
<p>Türk tehlikesine son vermek ve Anadolu’yu Türklerden geri almak amacıyla İmparator Manuel Komnenos 1176 baharında İstanbul’dan hareket etti. Manuel bu sefere büyük önem vermişti. Doryleon ve Homa’nın tahkim edilmesinden sonra Papa 3. Alexandre’a mektup göndererek Türklere karşı yapacağı savaşta yardım istedi. Ancak Papa yardımı sene sonuna gönderebileceğini bildirmekteydi. İmparator sefere haçlı yardımı almadan çıkmak durumunda kaldı. Anadolu’da biri kuzeyden Niksar’a, diğeri de Denizli tarafından Konya’ya olmak üzere çift yönlü taarruz  düşünen İmparator; Selçuklulara yardımını muhtemel gördüğü Mısır’a 150 parçalık bir Bizans donanması göndermiştir.(17)</p>
<p>Ayasofya’da yapılan parlak dini törenden sonra İstanbul’dan ayrıldı. Bizans ordusunun mühimmat ve ağırlığı 5000 araba ve pek çok hayvan tarafından taşınmakta, yardımcı olarak, İngilizler, Franklar, Macarlar, Sırplar ve Türk asıllı Hıristiyanlar bulunmaktaydı. Ordu Atranos Çayı kıyılarındaki Ulubat’da toplanmaya başladı. Konya üzerine maksadıyla yola çıkan İmparator normal Eskişehir üzerinden geçmesi halinde Türklerin mukavemetiyle karşılaşacağından güney yolunu seçmiş , Türkleri ani baskınla mağlup etmeyi planlamıştı. Bizans ordusu Honoz’da bir süre konakladı. Oradan Homa’ya varan Bizans ordusu Türk topraklarına giriyordu. 2. Kılıç Arslan Bizans ordusunun yiyecek ve su bakımından sıkıntıya düşmesi için elinden gelen her şeyi yapmaktaydı. Ekinler ve otlar tahrip edilmiş çevredeki sular hayvan ve insan cesetleri atılarak kirletilmiş , bunun sonucunda da Bizans ordusunda dizanteri salgını başlamış çok sayıda asker ölmüştür.</p>
<p>İmparator sultanı yeneceğinden o kadar emindi ki , Konya’yı kuşatmak için mancınık vs. silahları da beraberinde getirmişti. Bizans ordusu Karamık’a ulaştığı zaman Türk ordusu Sultan Dağları’nın eteklerine yerleşmişlerdi.</p>
<h4>Selçuklu Ordusunun Durumu ve Harekatı</h4>
<p>Sultan Kılıç Arslan , İmparator’un savaş hakkındaki kararlılığını anlayınca hazırlıklarını hızlandırdı. Bizans ordusunu, Homa’dan ayrıldığından itibaren, oralarda yurt tutmaya çalışan Türkmenlerden kurdurduğu 5 ve 10 binlik Türk birlikleriyle yıpratmaya çalışan Sultan, bu şekilde hareketini kontrolü altına aldığı düşman ordusuna karşı bir meydan savaşı vermeden  şartları kendi lehine çevirmeye çalışmaktaydı.</p>
<p>2. Kılıç Arslan’ın bu savunma ve yıpratma savaşı Türkler’e iki bakımdan fayda sağlamıştır. İlk olarak düşman yıpratılmış , ikinci olarak savaşın Türk topraklarında verilmesi sağlanmıştı. Bizans ordusu savaş meydanına yaklaştığı sırada Türk ordusu Yalvaç Ovasın da bulunuyor , Karamıkbeli’ne kuvvetler sevk eden Sultan bir kısım kuvvetlerini Yalvaç ovasında toplamış bunuyordu.</p>
<h4>Miryokefalon Savaşı</h4>
<p>Bizans ordusu 17 eylül 1176 günü yıkık Miryokefalon Kalesi’ni aşıp Karamıkbeli’ne doğru ilerlemeye başladı ve Bizanslıların Tzipritze dedikleri sarp ve dar geçide girdi. Bizans ordusu bu geçide girmesine rağmen hiçbir tedbir almamış , ovada yürür gibi geçidi geçmek istemiştir.</p>
<p>Bizans ordusunun öncü kolu İoannes ve Antronikos kumandasındaydı. Bunların  arkasından gelen ordunun sağ kanadına imparatorun kayınbiraderi, sol kanadına ise Theodor Havrozomes kumanda ediyordu.</p>
<p>Buradaki yüksek tepelere vadiye hakim olacak şekilde yerleşmiş olan Türk kuvvetleri, Bizans öncü birliklerini geçidi aşıp ovaya inmesine imkan verdiler. Böylece Bizans kuvvetlerini ikiye ayırmayı başardılar. Türkler arkadan gelen Bizans ordusunun tamamı geçitten içeri girince taarruza başladılar. Karamıkbeli’nin çıkışındaki tepe noktasında geçidi kapattıran sultan, önce vadiye sevk ettiği kuvvetleri ile Bizans ordusunun sol kanadına hücum etti. Sol kanadın büyük bir kısmı yok edildi. Sağ kanat komutanı Baudouin de savaşta öldü. Türkler bütün yol ve patikaları tutarak geçidi tamamen kapamış oldukları için dar geçide sıkışıp kalan Bizanslılar  birbirlerinin hareketini engelliyordu. Geri çekilme imkanları da kalmamıştı. Karanlık basıncaya kadar Bizans ordusu imha edilmişti.</p>
<p>Türkler Bizans ordusunun en büyük ve güçlü kısmını, yani imparatorun hassa kuvvetlerini de mağlup ederek Bizanslılara son darbeyi indirmek düşüncesiyle büyük çaba sarf ediyorlardı. Bu sırada çıkan bir fırtına yüzünden göz gözü görmez hale geldi. Herkes birbirini öldürüyordu, fırtına dinince korkunç tablo bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı. Türklerin elinden kurtulan İmparator esir düşmekten kurtulmuştu. Sabahleyin Türkler Bizans ordugahına yeniden taarruza geçtiler. Bizans Türk ordusunun taarruzunu püskürtmek amacıyla da çaba sarf etmişlerse de başarı elde edememişlerdir. Böylelikle İmparator 2. Kılıç Arslan’ın barış teklifini kabul ederek İstanbul’a dönmüştür.</p>
<h4>Miryokefalon Savaşı&#8217;nın Sonuçları</h4>
<p>Böylece 17 eylül 1176 tarihinde Türkler Bizans’ı yenilgiye uğratarak Bizans’ı barışa zorlamışlardır. İmparator bu yenilgiyi 105 yıl önceki Malazgirt Savaşı’na benzetmiştir. Kılıç Arslan’ın bu başarısı 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Bizans’a karşı kazanılan ikinci büyük zafer olup Anadolu Türk tarihi açısından dönüm noktası olmuştur. Böylece Türkler Anadolu’nun Türk yurdu olduğu gerçeğini ispatlamışlar ve Ege sahil şeridi dışında Anadolu’ya hakim olmuşlardır. 1. Haçlı seferinden bu yana kadar hücumda olan Bizans artık elindeki toprakları koruma kaygısıyla savunma durumuna geçmiş ve Anadolu da üstünlük tekrar Selçuklu’ya geçmiştir. Bizans bu tarihten itibaren gerileme ve çöküş devrine girerken, Türkler ise buhranlı dönemi atarak ilerleme devrine girmiştir.</p>
<h4>Miryokefalon Zaferi&#8217;nin Önemi</h4>
<p>Miryokefalon Savaşı Anadolu’nun Türkleşmesi açısından da önemli bir yer teşkil eder , zamanla Türk nüfusu yerli Hıristiyanların sayısına ulaşmıştır. Bu zaferden sonra Anadolu’nun yerli Hıristiyan halkı da politikalarını değiştirerek Bizans’tan yardım ummak yerine Anadolu’ya kesin olarak hakim olan Türklere tabi olmak zorunda kalmıştır. Bu zafer ile 1071 yılında Anadolu’ya yerleşmeye başlayan Türkler Miryokefalon Zaferi’nden sonra Anadolu’nun kesin olarak bir Türk yurdu olmasını sağlamışlar ve bölgeden atılamayacaklarını bütün dünyaya ispatlamışlardır. Çöküntüye giren Bizans’a son darbe Fatih Sultan Mehmet Han tarafından vurulacaktır.</p>
<h6>Kaynaklar</h6>
<p>
<ul>
<li>ALTAN, Ebru, Türkler Ansiklopedisi (Myriokephalon Savaşı’nın  Anadolu Türk Tarihindeki Yeri) c.6, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara-2002 </li>
<li>BEDİRHAN, Yaşar &#8211; ATÇEKEN, Zeki, Malazgirt’ten Vatana Anadolu Selçuklu Devleti, Eğitim Kitabevi, Konya-2004</li>
<li>GÜRÜN, Kamuran, Türkler ve Türk Devletleri Tarihi ,Ankara-1981</li>
<li>TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Turan Neşriyat Yurdu, İstanbul-1971</li>
<li>Ders Notları</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2011/12/miryokefalon-savasi-hakkinda-ayrintili-bilgiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fetih 1453: Bir İstanbul Filmi</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2011/12/fetih-1453-bir-istanbul-filmi.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2011/12/fetih-1453-bir-istanbul-filmi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Dec 2011 16:12:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[fetih 1453 fragmanları]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul'un fethi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[tarih filmi fragmanları]]></category>
		<category><![CDATA[tarih filmleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=1849</guid>
		<description><![CDATA[fragman 1 fragman 2 İstanbul için şiirler yazıldı, şarkılar söylendi, diziler çekildi. İstanbul, iki büyük imparatorluğa başkentlik yapmış bir şehir. Tahtlar, kuşatmalar, iktidarlar, ihtiraslar&#8230; gördü. İstanbul&#8217;un şimdide bir filmi var. Sanatın propagandif olarak kullanıldığı günümüzde, kendi mmedeniyetimizin tanıtılması, olası karşı &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2011/12/fetih-1453-bir-istanbul-filmi.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>fragman 1</h5>
<p><object width="560" height="315"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/U8raYASyito?version=3&amp;hl=en_US&amp;rel=0"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/U8raYASyito?version=3&amp;hl=en_US&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="315" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<h5>fragman 2</h5>
<p><object width="560" height="315"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/5HoR9_VdAXc?version=3&amp;hl=en_US&amp;rel=0"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/5HoR9_VdAXc?version=3&amp;hl=en_US&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="315" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>İstanbul için şiirler yazıldı, şarkılar söylendi, diziler çekildi.</p>
<p>İstanbul, iki büyük imparatorluğa başkentlik yapmış bir şehir. Tahtlar, kuşatmalar, iktidarlar, ihtiraslar&#8230; gördü.</p>
<p>İstanbul&#8217;un şimdide bir filmi var. Sanatın propagandif olarak kullanıldığı günümüzde, kendi mmedeniyetimizin tanıtılması, olası karşı propagandaların bertarafı için; sosyal öğrenmelerin etkili olduğu günümüzde, en etkili araç olan sinemamızın bu çalışmalar içine girmesi oldukça işlevsel olacaktır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki, tarihi filmler, tarih araştırmacılığı değildir; Medeniyet propagandasıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2011/12/fetih-1453-bir-istanbul-filmi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bizim, &#8220;Ligimiz&#8221; Farklı!</title>
		<link>http://www.asaskan.net/2011/11/bizim-ligimiz-farkli.html</link>
		<comments>http://www.asaskan.net/2011/11/bizim-ligimiz-farkli.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 21:14:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sadettin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[futbol ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[futbol hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[futbol yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk ligi]]></category>
		<category><![CDATA[spor ahlakı]]></category>
		<category><![CDATA[spor hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[spor ligi]]></category>
		<category><![CDATA[spor yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[spor zihniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[türk futbolu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.asaskan.net/?p=1831</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye adaletin hukuk ile hiç buluşmadığı bir ülke. Türkiye’nin adalete ihtiyacı olan ve gitgide göz göre göre bozulan bir alanı da futbol. Dünyada futbolumuzun bulunduğu noktadan herkesin utanması gerekir. Başta futbol yöneticilerimizin, sonra da siyasetçilerimizin… Taraftarların da ne dolaplar döndüğünü &#8230; <a href="http://www.asaskan.net/2011/11/bizim-ligimiz-farkli.html">devamı burda <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://lh5.googleusercontent.com/-sxyLJa1akJY/TtAMkW1niZI/AAAAAAAAApE/zcAq-hdHGOo/s263/sike.png" alt="şike yasası" style="float:left;" />Türkiye adaletin hukuk ile hiç buluşmadığı bir ülke. Türkiye’nin adalete ihtiyacı olan ve gitgide göz göre göre bozulan bir alanı da futbol. Dünyada futbolumuzun bulunduğu noktadan herkesin utanması gerekir. Başta futbol yöneticilerimizin, sonra da siyasetçilerimizin… Taraftarların da ne dolaplar döndüğünü görüp ona göre futbola değer biçmeleri lazım. Türk futbol maçlarından aldığımız zevk her yıl biraz daha azalıyor. Maçlar, sadece küfür edilen toplantılara döndü, bunu kimse fark etmiyor mu?</p>
<p>Türkiye’nin en ciddi meselesi olan “terör sorunu”nda bile bir araya gelemeyenler, “şike yasasında” adeta “grup yaptılar”.  Türk futbolunun iğrençliğini gördükçe, acaba bu kez bir şey yapılır mı? Diye beklerken, sorumlular temizlenir mi? Diye beklerken, Türkiye BÜYÜK Millet Meclisi kişiye özel, üstünü örten bir yasayı “hukuuuk!” diye, ge-çir-di. Futbolun içine edip Türk futbolunu Avrupalarda süründürenler, futbol yorumcularını besleyerek taraftarlığı birbirine saldıran vahşiler haline getirenler, tek bir pozisyona bin küfür etme becerisine sahip piçler yetiştirenler, şimdi 1-3 yıl ceza ile yırtacaklar.</p>
<p><span id="more-1831"></span>
<p>Türk futbolunu, taraftarlığını bozup; futbolculara silah sıktırıp mafyalaştıranlar ve 5-12 yıl cezayı bizzat kendileri isteyenler, şimdi bundan yırtmanın hesabındalar.</p>
<p>Ne olacak biliyor musunuz? 1 ile 3 yıl arasındaki cezalar, yeni şikelerin yapılmasını engellemeyecek. Bu yeni cezalar, delil yetersizliği, iyi hal, sabit görülmeme, vasıflı kişi olma gibi bin türlü bahanelerle indirilecek, sonrada para cezasına çevrilip görmemişe verilecek.</p>
<p>Şikeler, futbol basınındaki paralı askerlerle taraftarı galeyana getirmeler, bir pozisyonun ne olduğunu bir hafta tartışmalar ve halinden memnun, sistemden umutlu taraftarı uyutup kaz gibi yolmalar, devam edecek…</p>
<p>Zaten, ister 12 yıl olmuş ister 1 yıl, ne fark eder; yasalar adam gibi uygulanmıyordu ki! Binlerce cani, it-kopuk hakim beylerin kararlarıyla yasalar delinerek ortalarda dolaşmıyorlar mı? Ne fark eder ikisi fazla oluvermiş… Biz de bu futboldan başarı bekler dururuz.</p>
<p>Hukukun adalet olmadığını biliyorduk da, hukukun da <b>uygulanmayacağını</b> beklemiyorduk.  Evet hakikaten futbol sadece futbol değilmiş. Batıda da böyle bu futbol, biliyoruz. Ama bizim futbol sektörü, 20 liralık geneleve döndü: kıpırdanma var; güzellik, zevk, başarı, saygınlık, v.b. yok. İşte batı futbol sektörüyle aramızdaki fark. Futbolda olduğu gibi, hukukta da ligimiz farklı…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.asaskan.net/2011/11/bizim-ligimiz-farkli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

