Selanik şehrinin kökeni, Tassalonika hikayesi ve Atatürk’le ilgisi…

selanik 1916

Makedonya Kralı Kasandros, Milat’tan önce IV.yy’ın başlarında Vardar Nehri’nin denize döküldüğü körfezin biraz doğusunda yeni bir kent kurdu. Kente eşi “Tassalina”‘nın adını verdi. Bu münasebetle görkemli törenler yapıldı. Halk Makedonya’nın başkenti Pella’dan buraya akın akın göçe başladı.

Mevsim ilkbahardı ve meyve ağaçları çiçek açmıştı. Gökyüzünde bulut yoktu. Kral Kasandros: “Analar, yeni kurduğumuz bu güzelim şehirde gürbüz ve güzel çocuklar doğuracaklardır,” diyordu.

Tassalina, kocasının bu temennisini eksik buluyor ve şöyle tamamlıyordu: “Hayır, yalnız güzellik ve gürbüzlük bir meziyet sayılmaz. Analar, yiğit askerler doğursunlar.”

Genç ve güzel kadın, bu sözleri söylerken gururlanıyordu. Çünkü Tassalonika, tarihin kaydettiği en büyük kumandan ve İmparatorlardan biri olan İskender’in (M.Ö. 356-323) kız kardeşiydi.

Aradan yy’lar geçti. Bölge uzun yıllar Bizans’ın egemenliğinde kaldı. Analar bu şehirde tarihe şan veren büyük ve yiğit asker doğurmadılar. 29mart1430’da son fetihle bir Türk kenti haline getirilen Tassalonika, Selanik adını aldı. Aradan 451yıl geçti. Tarihi bir olay daha oldu.

1881yılında Selanik’te güçlü bir beden yapısına sahip olduğu gibi güçlü bir iradeye de sahip olan Türk anası, güzel, gürbüz olduğu kadar yiğit de olan bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Adını Mustafa koydular.

Yalnız kendi ulusu için değil, diğer uluslara da örnek olacak, tarihe şan veren geleceğin Mustafa Kemal Atatürk’üydü bu.

Kaynak: Cemil Sönmez, Atatürk’ün Yetişmesi ve Öğretmenleri, Atatürk Araştırma Merkezi yay., Ankara-2004, s.1-2.

Osmanlı’nın isim sorunu; İmparatorluk mu, Devlet-i Ali mi?

Eğitim hayatımızın karmaşıklıklarından biri de, eğiticilerimizin kavramlar konusunda akıl birliğine ulaşamamış olmaları ve birleşmeye de niyetlerinin olmaması… Türkiye Cumhuriyeti’nin, eğitim ve öğretimi, birleştirici ve denetleyici olmasına rağmen, ülkemizde öğrencilere aynı hedefe giden bir eğitim yapılamamakta…

Tarih terimlerini önemli gördüğünü öne süren akademisyenlerimiz bile, terminoloji hakkında çok cahiller! Bu akademisyenlerin iddia ettikleri hal ise şöyle; Osmanlı Devleti kendisini “Devlet-i Ali Osmaniye” olarak isimlendirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu ismi, batılı tarihçilerce (oryantalistler) uydurulmuş bir kavramdır, Batılı emperyalist kafa yapısındaki kişiler her şeye maddi olarak baktıkları için, Osmanlı’nın gerçeğini anlayamazlar, demektedir bizim akademisyenlerimiz! Ancak bir kişinin tarihçi olmasını sağlayan olgunun; nasıl olması gerektiğini değil de, nasıl olduğunu anlamak olduğunu anlayamayanlar, kendilerini bu konuda yetkili görmektedirler!

Okumaya devam et “Osmanlı’nın isim sorunu; İmparatorluk mu, Devlet-i Ali mi?”

Hitler’in ölümü ve son tanık Rochus Misch’in anlattıkları

Adolf Hitler‘in ölümü hep bir rivayet olarak kalmış ve bu konuda neredeyse en yetkili ve bilgili kişi olan 5 yıl boyunca hizmetinde bulunan, hala patron olarak anmaya devam eden kişi olan SS subayı Rochus Misch, suskunluğunu bırakıp Hitler’in son anlarını anlattı. Anlattığına göre bilinen en son durum şöyle gelişti:

Okumaya devam et “Hitler’in ölümü ve son tanık Rochus Misch’in anlattıkları”

Adolf Hitler’e göre tarih bilimi ve tarih öğretimi

Adolf Hitler’in kendi ağzından:

Tarih ve coğrafya’da çok başarılıydım ve sevdiğim bu iki derste sınıf birincisiydim.
Aradan yıllar geçip bugün o devrin muhasebesini yapıyorken şu iki önemli sonucu çıkarıyorum:
Birincisi “Nasyonalist” olmuştum. İkincisi de “Tarihin gerçek manasını anlamayı ve ona nüfuz etmeyi öğrenmiştim.”

Sürekli bir ilerleme ve gelişme sonunda on beş yaşımda iken hanedan vatandaşlığı ile ırk milliyetçiliği arasındaki farkı kavramaya başladım ırk milliyetçiliğine taraf oldum.

Tarih, asla uyumayan bir kaynaktır, şartlara göre bazen unutulmuş görünse de o kısık sesle yeni bir gelecekten söz eder.

Bugün bile okullarda dünya tarihi öğretimi iyi değildir. Öğretmenler tarih dersinin maksadının yalnızca tarihleri ve hadiseleri öğretmekten ibaret olduğunu düşünmektedirler. Bir öğrenci için bir savaşın başlama ve bitiş tarihlerini bilmek ya da bir mareşalin doğumunu, bir taç giyme törenini bilmek önemli değildir. Tarih okumak, tarihi olayları doğuran ve gerektiren şeyleri öğrenmek ve araştırmaktır.
Gerçek hüner şuradadır: Esas olanı saklamak, ayrıntıyı ise unutmak.

Kaynak: Kavgam, Adolf Hitler, (çev. Hüseyin Cahit Yalçın), Manifesto yay., Ocak-2005.

Ayrıca okunmasını gerekli gördüğüm, Adolf Hitler’le ilgili bir makaleyi sizlere sunuyorum! Değinilmemiş tespitler yer alıyor!