Harre Muharebesi (Harre Vak’ası) 683, 27 Ağustos

Harre Muharebesi, Müslümanlar arasındaki nifak’ı arttıran olaylardan biridir. İdeolojik yönetim tercihleri sebebiyle sürekli kendi zamanında ve sonrasında hoşnutsuzluk uyandıran Emevi Hanedanlığı ve bunların iktidarına siyaseten karşı çıkmış Müslüman gruplar arasındaki kanlı zulümler olmuştur. Harre Olayı da bu İslam toplumunun birliğine zarar veren olaylardan biridir.

Emevi hükümdarı Yezid, başa geçtikten sonra peşpeşe gelen İslam dünyasındaki kanlı olaylar, Hz. Hüseyin’in şehit edilmesiyle başlar. Zaten Emevi iktidarına tepkili olan Müslüman gruplar, Hz. Hüseyin’in şehit edilmesiyle beraber daha şiddetli bir muhalefet tarafına çekildiler. Hicaz’da bulunan Abdullah bin Zübeyr, Yezid’e biat etmedi ve Mekke-Medine bölgesinde hakimiyetini ilan etti, Kufe’ye vali gönderdi. Bu durumu kendi iktidarına galebe olarak gören Yezid, Abdullah bin Zübeyr üzerine ordu gönderdi. Emevi başkenti Şam’dan çıkan ordu, Medine yakınlarına geldi.

Yezid’in ordusu, Medine’ye yakın olan Harre denilen yerde, isyan edenlerle karşılaştı. Muharebe, kısa zaman biriminde çok kan dökülerek, Yezid’in zaferiyle sonuçlandı. Müslümanlar, birbirlerini, en başta gelen sebebi siyaset olan bir vak’a sonucu öldürdüler. Harre Olayı, Kerbela Olayı’nın artçılarından biri olarak, ayrılıkları artırdı.

Emevi ordusu, hemen ardından Medine’yi yağmalayıp Mekke’ye saldırdı. Yezid dönemi Emevi iktidarının bu seferindeki hatırlanan olay, Harre Muharebesi olarak kaldı. Bugün, hala bir ikilik-çekişme-ayrışma sembolü olarak ifade edilir.

Tarihçi metodolojisine sahip olmayanlar, genel olarak bu ve benzer olayları, din ekseninde ele alırlar. Bu olaylarda dini argümanlar kullanıldığı doğrudur, olayların üzerinden dini çıkarımlar yapıldığı da doğrudur. Çünkü dini öğeler, taraflar açısından meşruluk artırımı ve kitlesel destek sağlamıştır. Ancak tüm siyasi olaylarda olduğu gibi, temel imge “iktidar” tutunuşudur. Her tarihi olayda maddeler halinde siyasi-dini-ekonomik-sosyolojik sebepler sayılır. Ancak bu sebeplerin içinde temel teşkil eden, siyasi-ekonomik gerekçelerdir, çünkü “muktedir” olmak için sebepler üretilir. Her olayın altında, ekonomi ve iktidar kavramları yeralır, diğer argümanlarla bu kavramlar meşrulaştırılır. Aynı dine inanmak ayrışma çıkarmaz, farklı iktidar özlemleri ayrıştırır. Ancak, dini sebepler, asırlar önce yaşanan bu olayların, bugünlere dek önemini korumasını sağlayacak kadar da ehemmiyetlidir ki, tarihçi gözüyle bakamayanların “öznel” tutumları bu yüzdendir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir