Asır sonra Türkiye’nin rotası

Birinci Dünya Savaşı’nın (terminolojiye uygun ifadeyle; Birinci Paylaşım Savaşı) temel sebebi, Gelişmiş ülkeler’in sömürgeleştirdigi dünyada, Siyasal birliğini geç kurmuş İtalya ve Almanya’nın da paylaşımdan pay almak istemesiydi.

Hammadde ve pazar pastası’ndaki paylarını paylaşmak istemeyen gelişmişler ile, pay almakta ısrarcı olan Gelişmekteler arasında bir sürtüşme çıktı. Osmanlı Devleti ise her ikisine uymayan kendisini gizli anlaşmalarla paylaşılmak üzere bulan bir ülkeydi. Gücünü yitirmiş osmanlı, can derdine düşmüş, nereye yaslanacağını bilemez durumdaydı. Sömürge yarışına girecek bir atılımı yoktu hatta kendisi bizzat sömürülmesine başlanan ve sömürülmesi planlanan topraklar üzerindeydi. Sonuç; bugünkü hukuksuz çizilmiş haritalar ve demokrasi havarisi batılıların, demokrasiye zıt şekilde teşkil ettikleri, azınlıkların hükmettiği ortadoğu ve afrika ülkeleri…

Bugün dünyada yine bir paylaşım savaşı veriliyor. Yine uzun aradan sonra -aslında 100 yıl tarih’te uzun değildir- yine bir paylaşım eşiğindeyiz. Yine gelişmişler ve gelişmekte olan ülkeler ikilemi var. Bu kez denklem daha muallak. Türkiye, kendine benzeyenlerle beraber mücadele veriyor ancak çok daha zorlu ve bazı ayrışan tarafları var.

Türkiye, bir önceki paylasimda pay edilmiş bir devlet. Bir önceki süper güç olan bir devletin halefi. Dünyanın karşısına aldığı bir Medeniyet’in lideri. Kendi içindeki düşmanları, dış düşmanlarından daha etkin. Tüm bunlara rağmen, çok daha derin dinamiklere sahip. En büyük kozu da jeostratejik konumu, jeopolitik algısı.

İster gelişmişler olsun ister gelişmekte olanlar, ne Türkiye’siz olabiliyorlar ne de Türkiye ile olabiliyorlar. Tüm çıkar çatışmalarının merkezinde, kriz merkezlerinin tapusu elinde bulunan bir Türkiye olgusu var.

Türkiye’nin şu an ki çırpınışı, tıpkı İtalya ve Almanya’nın birinci dünya savaşına gelirken ki durumunu yansıtıyor. “Siyasal birliğini geç kurmuş Almanya ve İtalya…” diye başlanan paragraflarda, tam 100 yıl sonra şu an için Türkiye’nin de ismi geçiyor. @asır önce hiç soru sorulmadan paylaşılan Osmanlı, sadık evladı olan Türkiye ile asır sonra, tapu belgelerini göğüs cebinden çıkarmaya çabalıyor. Türkiye’nin “1. dünya savaşı Almanya’sından ayrılan tarafı ise, kendine yabancı coğrafyalara saldırı değil, bizzat kendinden zorla ayrılmış uzuvlarına sahip çıkma, kendine “medeniyet tezahürü olarak” görev saydığı “vatan”ları, sömürgelikten bertaraf edebilmek.

Bu durumu, tarihci metodolojisini bilenler ve terminolojiye hakim olanlar kavrayabilir. Bu sahip çıkış sadece inançla, siyasi geçmişle bağdaştırılarak da idrak edilemez. Bir medeniyet bağı olmasa bile, sade bir mantıkla, sadece kendi dünya konumlamasıyla bile, yani komşuluklardan doğan hakla bile, bu coğrafyanın geleceğinin planlanmasından Türkiye sorumludur.

Türkiye, yeni paylaşım sürecinde, pay kapmanın merkezinde yeralıyor. Dünyada bu boyutta bir asırdır sömürülen başka bir coğrafya yoktur. O koskoca batıyı bu kadar medeni(!) yapan kaynaklar, Türkiye’deki sığ kafalıların “atalarımız çöl fethetmiş” diye kendi geçmişiyle “tamamen gerçek dışı” dalga geçmelerine işaret buyurdukları topraklardır. Önündekini görememek, ancak “okumuş cahillerin” becerebileceği bir iş olsa gerek.

Bu coğrafyada kurulacak süper güçler gerçekten “süper” olur, ancak kurulması da bir o kadar güç olur. Bu da Türkiye’nin meselelerini dallandırıp budaklandırıyor ve diğer Gelişmekte Olan Ülkeler’den ayrışıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir