Miryokefalon Savaşı hakkında ayrıntılı bilgiler

Değerli ziyaretçiler! Bu makalenin “yorum kısmındaki tarihi verileri” de okumanızı rica ederiz.

Savaş alanının coğrafi mevkii hakkında görüşler

Miryokefalon Savaşı ile ilgili olarak Türk ve İslam kaynaklarında pek bilgi bulunmuyor. Ancak devrin Bizans, Latin ve Süryani kaynakları savaş hakkında bilgi vermektedir. Bütün bu yapılan araştırmalar, olaya biraz ışık tutabilmişse de savaş alanı hakkında tartışmalar yapılmıştır.

Bu konu hakkında araştırma yapan Feridun Dirimtekin savaş alanı olarak Düzbel Geçid’ini gösterir. Böylece Hoyran Gölü’nün kuzeydoğu köşesini, yani Gökçeli’den geçerek göle dökülen suyun vadisini savaş alanı olarak gösterir. Ramsay, burada Hoyran Gölü’nün kuzeyinden Yalvaç’a giden yolun üzerindeki, Tribritze Boğazı’nın Bizans ordusunun mağlubiyetinin vuku bulduğu yer olduğu düşüncesindedir. Bu boğaz takriben 400 m. genişliğindedir ve ortasından ufak bir su akar. Osman Turan da, Ramsay ile aynı görüştedir, savaş alanını Kumdanlı olarak belirtmektedir.

Süryani Mihael’de de, savaş yerini aydınlatacak bilgi bulmaktayız. Ona göre “Savaş yapılan yer, Konya’dan bir günlük mesafedeki bir geçittir.” Ayrıca kaynaklarda Türk kuvvetlerinin yaptığı yıpratma savaşı genişçe anlatılmakta ve bu savaşların sonun da Bizans ordusunun yorgun düştüğü belirtilmektedir. Homa ile Düzbel arasındaki çok kısa bir mesafede Bizans ordusunu yorgun düşürecek herhangi bir yıpratma savaşından bahsedilemez bu bakımdan Bizans ordusunun Homa’dan sonra Konya’ya bir günlük mesafedeki Sultan Dağları bölgesine ulaştıklarını rahatça söyleyebiliriz. Bizans ordusunun ilk önce Homa’ya gelmesi herhalde burasının bir harekat özelliği taşımasından idi.
Hüseyin Şekercioğlu ise Bizans ordusunun 500.000 civarında olduğunu iddia etmekte ve güzergahını da İznik, Eskişehir ve Kütahya üzerinden Afyon istikametine doğru göstermektedir. Üstelik savaşın 10 gün devam ettiğini, çeşitli mevkilerde çarpışmaların olduğunu iddia ederek, bu mevkilerin Kütahya’nın Altıntaş mevki, Akşehir civarı, Yalvaç, Kumdanlı ve Delendosta Madenli Köyü olduğunu iddia etmektedir. Ayrıca onun savaşın cereyan ettiği yer ile ilgili verdiği bilgiler kaynaklara uygun değildir. Bazı tarihçiler ise savaş yeri olarak Çivril’i kabul etmişleridir.

Savaşın Yapıldığı Yer

Savaşın Yalvaç ovasında yapıldığı muhakkaktır. Çünkü kaynakların belirttiği savaş alanı konusunda, Sultan Dağları’nın eteği, yani Yalvaç ve Kumdanlı Ovalarının bulunduğu saha işaret edilmektedir.

Bizans İmparatorunun Homa müstahkem mevkiinden Miryokefalon denilen yere ulaşıncaya kadar takip ettiği güzergah hakkında bilgi yoktur. İşaret olunan yerin Türk topraklarından başlamış olduğudur. Bu da buranın bir sınır karakolu kalıntısı olabileceğini gösterir.

Niketas, İmparatorun harekatını anlatırken onun Kongi adlı bir noktaya ulaştığını belirtmektedir. Kongi Sultan Dağları’nın geçit verdiği Karamıkbeli’nin ilerisinde olup Karamık Köyü adını taşır. Sultan dağlarının geçişe elverişli dört önemli yeri vardır:

  1. Kuzeydoğuda bugünkü Yalvaç-Akşehir asfalt yolunun bulunduğu geçit, bu geçit 3,5-4 km uzunluğundadır.
  2. Yarıkkaya üzerinde Sultan Dağları’nın Gelincik Ana dağı doruğu 2581 metreye varır. Gelincik Ana dağı kuzeybatıya doğru adeta bir yay çizerek gittikçe alçalır ve Sağır köyü kuzeyinden geçişe imkan verir.
  3. Daha batı da sultan dağlarını aşan kapı kaya yolu bulunmaktadır.
  4. Miryokefalon Savaşı’nın cereyan ettiği geçit: Karamık-Beli Kırtaş-Gökoluk-Süpürgelik Vadisin’den sonra 3-4 km daha batıda Karamıkbeli Geçidi yer alır , burası verilen bütün bilgilere uymaktadır. Karamıkbeli kuzeybatı-kuzeydoğu istikametinden sultan dağlarını boydan boya yarmaktadır.(16)

Bizans Ordusunun Durumu ve Harekatı

Türk tehlikesine son vermek ve Anadolu’yu Türklerden geri almak amacıyla İmparator Manuel Komnenos 1176 baharında İstanbul’dan hareket etti. Manuel bu sefere büyük önem vermişti. Doryleon ve Homa’nın tahkim edilmesinden sonra Papa 3. Alexandre’a mektup göndererek Türklere karşı yapacağı savaşta yardım istedi. Ancak Papa yardımı sene sonuna gönderebileceğini bildirmekteydi. İmparator sefere haçlı yardımı almadan çıkmak durumunda kaldı. Anadolu’da biri kuzeyden Niksar’a, diğeri de Denizli tarafından Konya’ya olmak üzere çift yönlü taarruz düşünen İmparator; Selçuklulara yardımını muhtemel gördüğü Mısır’a 150 parçalık bir Bizans donanması göndermiştir.(17)

Ayasofya’da yapılan parlak dini törenden sonra İstanbul’dan ayrıldı. Bizans ordusunun mühimmat ve ağırlığı 5000 araba ve pek çok hayvan tarafından taşınmakta, yardımcı olarak, İngilizler, Franklar, Macarlar, Sırplar ve Türk asıllı Hıristiyanlar bulunmaktaydı. Ordu Atranos Çayı kıyılarındaki Ulubat’da toplanmaya başladı. Konya üzerine maksadıyla yola çıkan İmparator normal Eskişehir üzerinden geçmesi halinde Türklerin mukavemetiyle karşılaşacağından güney yolunu seçmiş , Türkleri ani baskınla mağlup etmeyi planlamıştı. Bizans ordusu Honoz’da bir süre konakladı. Oradan Homa’ya varan Bizans ordusu Türk topraklarına giriyordu. 2. Kılıç Arslan Bizans ordusunun yiyecek ve su bakımından sıkıntıya düşmesi için elinden gelen her şeyi yapmaktaydı. Ekinler ve otlar tahrip edilmiş çevredeki sular hayvan ve insan cesetleri atılarak kirletilmiş , bunun sonucunda da Bizans ordusunda dizanteri salgını başlamış çok sayıda asker ölmüştür.

İmparator sultanı yeneceğinden o kadar emindi ki , Konya’yı kuşatmak için mancınık vs. silahları da beraberinde getirmişti. Bizans ordusu Karamık’a ulaştığı zaman Türk ordusu Sultan Dağları’nın eteklerine yerleşmişlerdi.

Selçuklu Ordusunun Durumu ve Harekatı

Sultan Kılıç Arslan , İmparator’un savaş hakkındaki kararlılığını anlayınca hazırlıklarını hızlandırdı. Bizans ordusunu, Homa’dan ayrıldığından itibaren, oralarda yurt tutmaya çalışan Türkmenlerden kurdurduğu 5 ve 10 binlik Türk birlikleriyle yıpratmaya çalışan Sultan, bu şekilde hareketini kontrolü altına aldığı düşman ordusuna karşı bir meydan savaşı vermeden şartları kendi lehine çevirmeye çalışmaktaydı.

2. Kılıç Arslan’ın bu savunma ve yıpratma savaşı Türkler’e iki bakımdan fayda sağlamıştır. İlk olarak düşman yıpratılmış , ikinci olarak savaşın Türk topraklarında verilmesi sağlanmıştı. Bizans ordusu savaş meydanına yaklaştığı sırada Türk ordusu Yalvaç Ovasın da bulunuyor , Karamıkbeli’ne kuvvetler sevk eden Sultan bir kısım kuvvetlerini Yalvaç ovasında toplamış bunuyordu.

Miryokefalon Savaşı

Bizans ordusu 17 eylül 1176 günü yıkık Miryokefalon Kalesi’ni aşıp Karamıkbeli’ne doğru ilerlemeye başladı ve Bizanslıların Tzipritze dedikleri sarp ve dar geçide girdi. Bizans ordusu bu geçide girmesine rağmen hiçbir tedbir almamış , ovada yürür gibi geçidi geçmek istemiştir.

Bizans ordusunun öncü kolu İoannes ve Antronikos kumandasındaydı. Bunların arkasından gelen ordunun sağ kanadına imparatorun kayınbiraderi, sol kanadına ise Theodor Havrozomes kumanda ediyordu.

Buradaki yüksek tepelere vadiye hakim olacak şekilde yerleşmiş olan Türk kuvvetleri, Bizans öncü birliklerini geçidi aşıp ovaya inmesine imkan verdiler. Böylece Bizans kuvvetlerini ikiye ayırmayı başardılar. Türkler arkadan gelen Bizans ordusunun tamamı geçitten içeri girince taarruza başladılar. Karamıkbeli’nin çıkışındaki tepe noktasında geçidi kapattıran sultan, önce vadiye sevk ettiği kuvvetleri ile Bizans ordusunun sol kanadına hücum etti. Sol kanadın büyük bir kısmı yok edildi. Sağ kanat komutanı Baudouin de savaşta öldü. Türkler bütün yol ve patikaları tutarak geçidi tamamen kapamış oldukları için dar geçide sıkışıp kalan Bizanslılar birbirlerinin hareketini engelliyordu. Geri çekilme imkanları da kalmamıştı. Karanlık basıncaya kadar Bizans ordusu imha edilmişti.

Türkler Bizans ordusunun en büyük ve güçlü kısmını, yani imparatorun hassa kuvvetlerini de mağlup ederek Bizanslılara son darbeyi indirmek düşüncesiyle büyük çaba sarf ediyorlardı. Bu sırada çıkan bir fırtına yüzünden göz gözü görmez hale geldi. Herkes birbirini öldürüyordu, fırtına dinince korkunç tablo bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı. Türklerin elinden kurtulan İmparator esir düşmekten kurtulmuştu. Sabahleyin Türkler Bizans ordugahına yeniden taarruza geçtiler. Bizans Türk ordusunun taarruzunu püskürtmek amacıyla da çaba sarf etmişlerse de başarı elde edememişlerdir. Böylelikle İmparator 2. Kılıç Arslan’ın barış teklifini kabul ederek İstanbul’a dönmüştür.

Miryokefalon Savaşı’nın Sonuçları

Böylece 17 eylül 1176 tarihinde Türkler Bizans’ı yenilgiye uğratarak Bizans’ı barışa zorlamışlardır. İmparator bu yenilgiyi 105 yıl önceki Malazgirt Savaşı’na benzetmiştir. Kılıç Arslan’ın bu başarısı 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Bizans’a karşı kazanılan ikinci büyük zafer olup Anadolu Türk tarihi açısından dönüm noktası olmuştur. Böylece Türkler Anadolu’nun Türk yurdu olduğu gerçeğini ispatlamışlar ve Ege sahil şeridi dışında Anadolu’ya hakim olmuşlardır. 1. Haçlı seferinden bu yana kadar hücumda olan Bizans artık elindeki toprakları koruma kaygısıyla savunma durumuna geçmiş ve Anadolu da üstünlük tekrar Selçuklu’ya geçmiştir. Bizans bu tarihten itibaren gerileme ve çöküş devrine girerken, Türkler ise buhranlı dönemi atarak ilerleme devrine girmiştir.

Miryokefalon Zaferi’nin Önemi

Miryokefalon Savaşı Anadolu’nun Türkleşmesi açısından da önemli bir yer teşkil eder , zamanla Türk nüfusu yerli Hıristiyanların sayısına ulaşmıştır. Bu zaferden sonra Anadolu’nun yerli Hıristiyan halkı da politikalarını değiştirerek Bizans’tan yardım ummak yerine Anadolu’ya kesin olarak hakim olan Türklere tabi olmak zorunda kalmıştır. Bu zafer ile 1071 yılında Anadolu’ya yerleşmeye başlayan Türkler Miryokefalon Zaferi’nden sonra Anadolu’nun kesin olarak bir Türk yurdu olmasını sağlamışlar ve bölgeden atılamayacaklarını bütün dünyaya ispatlamışlardır. Çöküntüye giren Bizans’a son darbe Fatih Sultan Mehmet Han tarafından vurulacaktır.

Kaynaklar

  • ALTAN, Ebru, Türkler Ansiklopedisi (Myriokephalon Savaşı’nın Anadolu Türk Tarihindeki Yeri) c.6, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara-2002
  • BEDİRHAN, Yaşar – ATÇEKEN, Zeki, Malazgirt’ten Vatana Anadolu Selçuklu Devleti, Eğitim Kitabevi, Konya-2004
  • GÜRÜN, Kamuran, Türkler ve Türk Devletleri Tarihi ,Ankara-1981
  • TURAN, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Turan Neşriyat Yurdu, İstanbul-1971
  • Ders Notları
Bu gönderi Tarih kategorisinde , , , olarak etiketlendi. Gönderi için kalıcı bağlantı.

10 Yorum Miryokefalon Savaşı hakkında ayrıntılı bilgiler konusu için

  1. Ramazan Topraklı yorumladı:

    Sayın Yetkili,
    Yazınızı okudum. bazı hususlara dikkatinizi çekmek istiyorum. Karamıkbeli denilen belin doğru adı Sağırbeli’dir. Beller adını bele en yakın yerleşimden alırlar. 1530 tarihinde bu belin adı Kermeşki Beli olarak kayıtlara geçmiştir. Ker- Sağır, meşki- kara demektir. Yani Karasağır Beli’dir. 100 bin ölçekli topoğrafik haritada Sağır köyü, Sağırköy olarak yazılıdır, 1480 rakımlıdır ve Yalvaç’a tabidir. Karamık kasabası 1026 rakımındadır ve Afyon-Çay’a tabidir. Osmanlı kayıtlarında bu korkunç belin harami durağı olduğu yazılıdır. Biz bu belden 1969 yılında ve 17 Kasım 2012 olmak üzere iki defa geçtik.
    Hiç bir komutan, ister Rum ister Türk olsun kuvvetlerini bu bele sokmaz. Zaten sokamaz, bırakın bir yolu geçecek bir iz dahi yoktur. Baş komutan emretse bile askerler o derelere, o vadilere giremezler.
    Sayın yetkili,
    Rum ordusunun Dinar üzerinden Karamık kasabasına kadar geldiğini bir an için kabul edelim. Bu Rum ordusunun önünde Çay-Akşehir-Ilgın-Konya yolu gibi bir yol varken niçin Sağırbeli’ne vursun!
    Abdülhaluk Çay Bey, eserinde bu durumu şöyle izah eder: Kılıçarslan’ın Yalvaç Ovasında olduğunu haber alan Manuel, Kılıçarslan’a haddini bildirmek için üzerine yürüdüğünü söyler. Halbuki Manuel, haberi yokken ansızın Türklerin hücumuna uğradığını İngiltere kıralı Henri Plantagenet’e yazdığı mektupta belirtir. Bu çelişkiyi izah etmeden savaşın Sağırköy civarında olduğunu iddia etmek boş bir gayrettir. Diğer bir husus 17 Eylül gibi derelerde suların en az seviyede olduğu hatta çoğu derelerin kuruduğu bir mevsimde o civarda SULARI COŞKUN ÇAY diye bir çay yoktur.
    Diğer bir husus, 1500 rakımlı Sağırköy gibi Sultan Dağlarının zirvelerinde göz gözü görmeyecek derecede kum ve toz fırtınaları olamaz. Kum ve toz fırtınaları alçak basınç alanlarının oluşabileceği deniz ve göl kıyılarında oluşur. Ayrıca dağ başlarında kum ve toza pek rastlanmaz.
    Diğer bir huhus: Bu savaş, Türk topraklarında vuku bulmuştur ve Tzivritzi, Tzybritze, Sybrize (O. Turan ve Fransızca kaynaklar) Tzibrelitzemani, Cybrilcymani gibi muhtelif şekillerde yazılan kelime Türkçedir. (Kaniates Barbar (!) dilinde der).
    Biz bu kelimeyi çözdük: Sivrisi ve Sivrilsimani (Sivrisi engeli veya Yağcı Sivrisi). Bugün bu yerin adı Yenice Sivrisi olarak hâlâ yaşamaktadır.
    Miryokefalon kelimesini de çözdük: Akarsu kaynağı demektir. Binlerce, onbinlerce baş Yunanca akarsu kaynağı demektir. Miryofilum -bin yaprak adında bir bitki vardır. Miryokefalon’un insan başıyla alakası yoktur. Miryokefalon’un artikeli yoktur. Yunanca Coğrafyaya ait isimler artikel almaz.
    Sayın yetkili, Miryokefalon denilen yer Muazzam su kaynaklarının olduğu, kayalardan ve yeraltından adeta fışkırdığı (büngüldediği) yer olan Kemer Boğazı’dır. Eğirdir Gölü’nün darlaştığı boğazdır.
    Biz bu konuda tam 7 senedir çalışıyoruz.
    Değişen Coğrafya ve Miryokefalon Savaşı
    İkinci Haçlı Seferi; Yalvaç meydan Muharebesi ve Kaşıkçıbeli Zaferi,
    Yol ve Tarih adlarında 3 kitap neşrettik.
    Selamlar. Ramazan Topraklı

    • sadettin yorumladı:

      Sayın Topraklı,
      Yapmış olduğunuz araştırmalar ve verdiğiniz değerli bilgiler için teşekkür ederim. Kitaplarınızı temin edebildiğim en kısa zamanda okumaya gayret göstereceğim. Zaman ayırıp emek ve değer verip bilgilerinizi paylaştığınız için tekrar teşekkür ederim.
      Selam ve Saygılarımla!

  2. Ramazan Topraklı yorumladı:

    Sadettin Bey, nasip olursa 16 Şubat 2013 Cumartesi akşamı Saat 19.30’da Konya Ispartalılar Derneği’nde; EĞİRDİR GÖLÜ’NDEKİ COĞRAFİ DEĞİŞİM VE TARİH ANLAYIŞINA ETKİSİ konulu bir sunumum olacak. Yerinizi bilmiyorum. Şayet sizin için mümkünse toplantıya beklerim.
    Selamlar. Ramazan Topraklı

    • sadettin yorumladı:

      Ramazan Bey,
      Davetiniz için çok teşekkür ederim, ancak vatani görevim nedeniyle katılmam mümkün değil. Siz ve ülkemiz için inşallah hayırlı-başarılı bir sunum olur.
      Selam ve Saygılarımı sunarım.

  3. turgut yürük yorumladı:

    Selam sayin ramazan toprakli.
    yalvac kozlucay hakkinda bana bilgi verebilirmisiniz tarihi hakkinda cok memmun olurum .
    simdiden tesekurler.
    saygilarimla.

  4. Ramazan Topraklı yorumladı:

    Sevgili Hemşerim Turgut Yürük,
    Gelegermi (Kozluçay) üzerinde fazla bir çalışmam yok. Lâkin Örkenez (Orgas/Organas), Gele-germi (Kale-germ), Manarga (Banarga) köylerimizin tarihleri çok eskilere dayanıyor. Orgas adı Strabon (MÖ 63-MS 25), Gelegermi II. Bayezid (1490’lar), Manarga (847) yıllarına kadar iniyor. Gele-germi adı bana göre Farça sıcak ile Arapça kale kelimelerinden oluşmaktadır. Orgas Yunan, Firik veya Hitit dönemiyle ilgili olabilir. Yalnız Manarga, Türkçe banılan yer veya durak demektir. Herodotos’un bahsettiği ünlü Kıral Yolu, Uluborlu-Kemer Boğazı-Kötürnek-Manarga-Fele üzerinden geçmektedir. Kervanların ve orduların mola verdiği yerler eski belgelerde gösterilmiştir. Kıral yolu, Gelegermi’den sağa bir dirsek vermiş olmalıdır. İbn Hordazbih (820-912) ve El-İdrisî (1100-1166)’de geçen isimler şöyledir: Ammûriye (Uluborlu) 36 bm İbr-i Mismane veya Endos-babe (Kemer Boğazı) 30 bm El-Alemeyn veya Hınu’l-Meclis (Kötürnek) 22,5 bm Rabaz-ı Konya (Manarga) 27 bm Nehrü’l-Ahsa (Fele Pınarı) şeklinde geçmektedir. Ayrıca Hordazbih’te oralarla ilgili şöyle bir malûmat daha vardır: Burgos (Eflâtun Pınarı), el-Ahsa (Fele Pınarı), Konya (Manarga) ve Zemari Vadisine (Gelegermi’den Çetince-Bahtiyar-Kötürnek-Bağlı üzerinden Gelendost’a giden vadi) ve o vadiden Dakilyas veya Dakleya köyü, karye el-Burç, Melis Kumis, el-Alemeyn (Kötürnek). Konya denilen yer Rabaz-ı Konya olmalıdır. Bence Konya Durağı anlamı olabilir. Bu yer, büyük ihtimal yer adının anlamına göre Manarga/Banarga olmalıdır. Türkçede b-m geçişmesi çok vardır. Dakilyas/Dakleya köyü Gelegermi olabilir. karye el-Burc Çetince, Melis Kumis Bahtiyar olabilir. El-Alemeyn kesin olarak Kötürnek olduğuna göre diğer isimler Zemari Vadisine ancak böyle yerleşebilir. Hicrî 541/1146 Roma-Selçuklu Savaşları: SÜTKUYUSU BASKINI ve AMMÛRİYE -RAMAZAN TOPRAKLI -Mayıs 2013-Ankara adlı son kitabıma bakabilirsiniz. Selamlar. RT

  5. Ramazan Topraklı yorumladı:

    [b] Yenice Sivrisi (MİRYOKEFALON) Zaferi Hakkında: [/b]
    Yapmış olduğumuz çalışmalarla yaklaşık bundan 500 yıl öce EğirdirGölü’nün Eğirdir ve Hoyran, Beyşehir Gölü’nün ise Kıreli ve Beyşehir Gölleri şeklinde ikişer ayrı göl oldukları ispat edilmiş bulunmaktadır.
    Bu coğrafî değişikliğe bağlı olarak;
    1- Türk tarihinde yeri bilinmeyen büyük savaş: Miryokefalon Savaşı’nın yerinin keşfi,
    2- Bugüne kadar yeri bilinmeyen veya yanlış bilinen savaşlar;
    A- 1142 yılında Eğirdir Gölü’ndeki adalarının Roma tarafından işgali,
    B- 1143 yılında İbradı kalesinin elden çıkışı, Sultan Mes’ûd tarafından 1146’da tekrar alınışı,
    C- 1146 yılında Konya kuşatmasının ardından Sütkuyusu-Yenice Sivrisi arasında Manuel’in piyade kıtalarına indirilen büyük darbe,
    D- 1148 yılı Haçlıların Göller Bölgesindeki geçiş yolları ve Haçlılarla yapılan Yalvaç Meydan Muharebesi ve Kaşıkçıbeli Zaferi,
    F- Sultan Mes’ûd’un hastalığı veya ölümünü fırsat bilen imparator Manuel’in 1155 yılında Gelendost, Yalvaç, Karaağaç ve Beyşehir civarında büyük tahribat yapması, Türkleri katletmesi,
    1155 yılında yaşanan bu facianın intikamının 21 yıl sonra Miryokefalon Savaşı’nda alınması,

    3- Bugüne kadar yeri bilinemeyen Kıral Yolu ve Göller Bölgesi’ndeki geçiş yerleri,

    4- Göller Bölgesinde yerleri yeni keşfedilen yerleşim birimleri;
    Kelainai, Apameia ve Limenopolis’in yerlerinin keşfi,
    Ammûriye/Amorion’unyerinin keşfi,
    Hicrî 47/668 yılında Müslümanların İstanbul’a gidiş yolu; FETİH YOLU,
    İbn Hordazbih (820- 912)’in 233/847 yılında yazdığı kitabında bahsettiği Anadolu’daki yollar ile El-İdrisî (1100-1166)’nin vermiş olduğu yollar ve kentler, ilk defa tarafımızdan coğrafyamıza yerleştirilmiş bulunmaktadır: Kelana Kemer Boğazı, Apameya ve Limenopolis Eğirdir Gölü’nün içinde, Metropolis ve Ammûriye Uluborlu, Hısnu’l-Yahudi Şuhut, Sindaburi ve Hierapolis Afyon, Khelidoni Uluborlu-İleyidağı, Nasre’l-Ikritşi Yalvaç, Holmi Homa, Eumeneia Şuhut-Oynan, Satalie’nin Side veya Eski Antalya ve bunun gibi daha onlarca şehir ve kalenin yerleri ilk defa tarafımızdan tespit edilmiş bulunmaktadır.

    Yukarıdaki gerçekleri ortaya koyabilmek için neşrettiğimiz kitaplarımız şunlardır:
    1- Değişen Coğrafya ve Miryokefalon Savaşı 2010-Ankara
    2- İkinci Haçlı Seferi; Yalvaç Meydan Muharebesi ve Kaşıkçıbeli Zaferi 2011-Ankara
    3- Yol ve Tarih 2012-Ankara
    4- Hicrî 541/1146 Roma-Selçuklu Savaşları; Sütkuyusu Baskını ve Ammûriye 2013-Ankara
    Bu hususlar bilinmeden SELÇUKLU TARİHİ GERÇEK OLARAK ANLAŞILAMAZ.

    Kültür ve Turizm Bakanlığımızın desteğiyle 1988 yılından beri Emirdağ Hisarlıköy’de Amorion, Dinar’daApameia kazıları yapılmaktadır. Miryokefalon, Yunanca Kemer Boğazı’ndaki muazzam su kaynaklarını; Miryokefalon müstahkemleri ise Kemer Boğazı’nda bulunan Oğul Kuruş (MÖ 401)’un saray kalıntıları ile eski hisarları ifade etmektedirler. 14 Ağustos 2013
    Ramazan Topraklı (Y. Mühendis)
    E-Posta: ramazantoprakli@yahoo.com

    EK: Miryokefalon Savaşı hakkında özet bilgiler
    MİRYOKEFALON SAVAŞI’NIN ANA KAYNAKLARI:
    1- İmparator Manuel’in İngiltere kıralına yazdığı mektup (Çay, 1984: 107-110)
    2- Niketas Koniates’in Tarihi
    3- Süryani Mihael’in Tarihi
    Miryokefalon Savaşı’nın Tâli Kaynakları:
    1- Yuannis Kinnamos’un Tarihi
    2- Osman Turan’ın Türkiye Selçukluları Tarihi
    3- V. M. Rémzi (W. M. Ramsay)’nin Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası
    4- V. M. Rémzi (W. M. Ramsay)’nin Firikya (Phrygia)’sı
    5- Hendi (Hendy, Michael F.), (1985): Studies in the Byzantine Monetary Economy C.300-1450
    6- Herodot Tarihi,
    7- Ksenefon’un On Binlerin Dönüşü,
    8- Strabon’un Coğrafyası
    9- El-İdrisî(1984): Ünsü’l-Mühec ve’r Ravzu’l-Fürec, (Tıpkı Basım)-Frankfurt,
    10- İbn Hordazbih (1889): El-Mesalik ve’l-Memalik, Beril Matbaası-Leiden

    MİRYOKEFALON SAVAŞI

    Tarihi Coğrafya
    Bundan yaklaşık 500 sene önce Eğirdir ve Hoyran Gölleri iki ayrı göldür. İki göl arasında 15-16 bm uzunluğunda suları Hoyran’dan Eğirdir’e doğru akan Menderes adında bir ırmak, Kemer Boğazı’nda ırmağın üzerinde çok eski tarihi bir kemer köprü vardır. Boğazın yaklaşık 8 bm güneyinde Menderes’e karışan Kataraktes, Marsyas veya Bigadiç adında suları coşkun bir çay vardır. Bu çay, Çirişli dağının güney eteklerinden doğmaktadır. Menderes’e biraz altda Orgas ve Obrimas adında bir çay daha katılır. Orgas ve Obrimas, bugün için Yalvaç veya Örkenez çayıdır. Ünlü Kelainai Kemer Boğazı’ndadır.
    Dinar’dan gelen ünlü Kıral Yolu, Uluborlu-Kemer Boğazı-Dedelik vadisi-Köke-Kötürnek-Gelegermi-Manarga-Karaağaç-Fele-Kıreli-Hüyük üzerinden Konya’ya gider. Kemer Boğazı, İbn Hordazbih’de İbr-i Mismane (Sivri kemeri), el-İdrisî’de Medineti Endos-babe (Endos/Gelendos kapısı) olarak geçer. Kötürnek kalesi, Hordazbih’de El-Alemeyn, İdrisî’de Hısnu’l-Meclis/Melcis, Gelegermi ile Manarga her iki kaynakta Rabaz-ı veya Rabad-ı Konya (Konya Durağı ?), Fele Rehrü’l-Ahsa olarak geçmektedir. Her iki kaynakta da Uluborlu-Kemer Boğazı 24 mil/36 bm, Kemer Boğazı-Kötürnek 20 mil/30 bm, Kötürnek-Manarga 15 mil/22,5 bm, Manarga-Fele 18 mil/27 bm’dir. 1200 sene önce verilen bu ölçüler bugün için de böyledir. Ammûriye denen ünlü kent Uluborlu, Nasre’l-Ikritî (Kritî-Kurtarıcı-Mesih) Yalavaç,Antalya olarak geçen yer Side’dir. Çünkü Side’de bir liman vardır. Henüz 1900’lerin başında bile bugünkü Antalya’da sadece bir iskele olup liman yoktur. Roma’nın Antalya olarak bahsettiği yer, Eski Antalya yani Side’dir.
    Tarihçilerimiz bu gerçeği gözden hep ve daima kaçırmışlar ve yanılmışlardır.

    Savaş Öncesi
    Honaz’dan impartor Lampis üzerinden Kelainai’ye yürüdü. Marsyas suyunun katıldığı Menderes’in kaynakları buradadır. Bundan sonra imparator Homa ve Miryokefalon’a geldi (Koniates, 1995 : 123). İmparator, beş gündüzlük yürüyüş mesafesinde bulunan Türk yurtlarının ortalarına kadar büyük bir coşkuyla ilerledi (Süryani Mihael, 1905 : 371). Beş gündüzlük yürüyüş mesafesinin başladığı yer, Homa’dır. Sultanın Homa’ya gönderdiği barış elçisini Manuel geri çevirince Sultan, Kemer Boğazı ; Sivrisi/Tzibritzi geçidinde pusu kurdu (Koniates, 1685 : 121).
    Homa-Dinar bir gün, Çapalı iki gün, Uluborlu üç gün, Kemer Boğazı (Miryokefalon) dört gün, beşinci gün köprüden itibaren Türk topraklarına girilmiş ve Roma ordusunun önü Köke köyüne geldiğinde cenk başlamıştır. Türklerin ülkesine girer girmez savaş çığlıkları duyuldu. Türk askerleri bizim ordumuza karşı her yönden saldırıya geçtiler (Çay, 1984 : 108, Manuel’in mektubu).
    Savaş alanı, Kötürnek köyüne üç saatlik mesafede (Süryani Mihael, 1905 : 371) olduğuna göre Sultan, karargâhını Kötürnek köyünde kurmuştur. Köke köyü, Manarga köyüne tam 34 bm yani bir günlük yürüyüş mesafesinde olduğuna göre Konya olarak bahsedilen yer, Konya kenti olmayıp Hordazbih ve İdrisî’nin vermiş olduğu Rabaz-ı/Rabad-ıKonya’dır. 1146 sonu veya 1147 başında yapılan antlaşmaya göre Senirkent-Kemer Boğazı arası Roma’ya verilmiş, Roma-Türk sınırı, Senirkent’ten Kemer Boğazı doğusundaki Bigadiç çayına alınmıştır.

    Savaşın Özellikleri
    Roma ordusu tarihî yol/Kıral Yolu üzerinden10 mil/14800 m’lik yürüyüş kolunda Konya üzerine giderken Türk topraklarına girdiği bir esnada ; Türklerin her koldan saldırmasıyla başlamıştır. Bu yer, Kemer Boğazı ile Gelendost-Köke köyü arasıdır. Kemer Boğazı’na sanki onbirlerce ağızdan fışkırıyormuş gibi akan sular (Kinnamos, 2001 : 52)’dan ötürü Miryokefalon denmiştir. 16 000 m gelen Senirkent-Kayaağzı ile Gelendost-Yenice Sivrisi arası bir geçit olup, bu geçit, Yenice Sivrisi adıyla anılmaktadır. Türkçe Sivrisi kelimesi Doğu Roma kaynaklarında Tzybritzi, Fransız Kuzin (1685) ve Osman Turan’da Sybrize olarak geçmektedir. Menderes üzerinde bulunan kemer köprünün tarihte hep Yenice Sivrisi ile anıldığı görülmüştür. Bize yol gösteren Osmanlı vesîkasında da Yenice Köyü Köprüsü olarak geçmektedir.
    17 Eylül gibi çaylarda suların kuruduğu bir mevsimde savaş alanında suları coşkun bir çay (Bigadiç çayı/Marsyas suyu) vardır. Yenice Sivrisi, geçidin sonu olup, geçidin sonu ile göl (Eğirdir Gölü) arasında (Altınova-Aşağıova adında) düzlükler vardır (Hendi, 1985 : 146).
    Eğirdir ve Hoyran Gölleri dolayısıyla Yenice Sivrisi civarı ; kum ve toz fırtılarına müsait bir coğrafya olup burada yarık veya çukurluklar bulunmaktadır (Koniates, 1995 : 127). Sivrisi Geçidi tıkanmış olduğu için Manuel’in önden giden birliklerine kavuşabilmesi için Yenice Sivrisi’nin güneyi çok uygun olup Manuel, antlaşma sonunda da bu yoldan dönmüş ve tıkanan geçide girmemiştir.
    Köke köyü önlerinde, geçitten geçmiş gitmiş olan birliklerin ordugâh kurabileceği tepeler bulunmaktadır. Selçukluların kös vurduğu yer, Kösçukuru adıyla bugün hâlâ yaşamaktadır. Sultan Kılıçarslan’ın karargâhı, savaş alanına Kıral Yolu üzerinden 15 bm uzaklıkta bulunan Kötürnek köyüdür. Savaş alanında yaralanıp ta karargâhta şehit düşenler, Türbeönü’nde gömülmüş olmalıdır.
    Bu savaşın en mühim özelliklerinden birisi, 30 bin civarındakiTürkmen’in savaşa iştirakidir.

    Savaş
    Yaklaşık 80 bin mevcutlu, 2000 arabalı Roma ordusu 10 millik yürüyüş kolunda artçılar 10 bin, çekirdek kuvvetlerin başında Manuel 20, Boduin ve Marozomes 25, Yuannis, Andronikos, Makrodukas ve Lapardas 25 bin kişilik birlikleriyle ilerlerken ordunun önü Köke köyünü biraz geçince her yerde ; birden savaş çığlıkları duyulmaya başlamıştır. Selçuklu’nun kös vurduğu yer, Sütkuyusu’nun doğusunda bulunan Kösçukuru tepesindedir.
    Çirişli dağı eteklerinde mevzilenmiş bulunan Türkler/Türkmenler bütün güçleriye savaşa girdiler ve kısa zamanda Roma’yı şaşkına çevirdiler. Dedelik vadisinin en dar yerinin tamamen tıkanmasıyla Manuel ile Boduin ve Mavrozomes arasındaki irtibat tamamen kesilmiştir. Boduin ve Mavrozomes bütün birlikleriyle beraber imha edildiler. Dedelik vadisine sıkışmış kalmış olan Manuel ise ağırlıkları ve ordusuyla büyük oranda erimiştir. Artçıların bir kısmının savaşın başında kaçtıkları rivayet edilir. 25 bin civarındaki önden giden Roma ordusu Köke köyü önündeki tepeciklerde bir ordugâh kurmayı başardıkları için çember içerisine alınmış olmalarına rağmen kendilerine fazla bir zayiat verdirilememiştir. 50 bin mevcutlu Selçuklu ordusunun büyük bir kısmı, bu çember içindeki Roma ordusunu kuşatma altında tutmaktan gayri mühim bir iş yapmamıştır.
    İmparator, beş gündüzlük yürüyüş mesafesinde bulunan Türk yurtlarının ortalarına kadar büyük bir coşkuyla ilerledi. Bu yurtlarda tıpkı bir çekirge sürüsü gibi çok kalabalık bir şekilde yaşayan Türkler, imparatorun kendilerini kendi yurtlarından atmak için geldiğini görünce, 5 binlik, 10 binlik kümeler halinde toplanarak Greklere ait neyi ve kim buldularsa yaktılar, yıktılar ve öldürdüler.
    Grekler Konya’nın bir gündüzlük yürüyüş kadar yakınına vardılar. Vardıkları yer Sultanın bulunduğu yere üç saatlik bir mesafedeydi. Türkler, yaklaşık 50 bin kişilik bir güç oluşturarak kampı ele geçirdiler ve yağmaladılar (Süryani Mihael, 1905 : 371, Çev.: Eriman Topbaş).

    Sonuç
    Saat 14 sularında başlayan savaş, kum ve toz fırtınasının etkisiyle yavaşlamış ve akşamın olmasıyla da tamamen durmuştur. Bu arada Akdağ ve Yenice köyleri arası ketirliklerde bulunan Mavrozomes ve Boduin’e bağlı birlikler tamamen imha edilmiş, Dedelik vadisinde çekirdek kuvvetlerin başında bulunan imparator Manuel, perişan bir vaziyette az sayıdaki adamıyla suları coşkun Bigadiç çayını geçerek bugün göl altındaki açık alana çekilmiştir. Oradan köprüye doğru bir ricatla artçıların komutanı Kontostefanos’a kavuşmuştur. Kalan artçılar ve yanındaki az bir kuvvetle akşam karanlığı çökerken Yenice Sivrisinin güneyi, bugünkü Yenice köyünün olduğu yerden Köke köyünün önündeki tepelerde bir ordugâh kuran, Selçuklu kuşatması altındaki önden giden askerlerine kavuşmuştur.
    Manuel, karanlıktan istifadeyle kaçmak istemiş fakat Kontostefanos ve bazı askerlerinin ayıplaması ile fikrinden vazgeçmiş, Kılıçarslan’a hemen bir elçi göndermiş ve Kılıçarslan’ın barış şartlarını itirazsız kabul etmiştir. Önden giden Roma kuvvetlerinin 20-25 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Kılıçarslan, onları imha etme yerine İslâm hukukuna göre barış yapmayı yeğlemiştir. Türklerin Roma ordusundaki soydaşlarına kendi saflarına geçmeleri için çağrı yapmalarını (Koniates, 1995: 129) bir gözdağı olarak anlamalıdır. Hâlâ hatırı sayılır bir Roma gücü vardır. Savaşın kaderinin basit bir olayla her an değişebileceğini bilen Kılıçarslan, barış yaparak bilgeliğini ispat etmiştir.
    Türk Yurdu Dergisi’nin 1959 Ağustos sayısında Atsız, Malazgirt Meydan Savaşı’nın Türk kahramanlığı, Türk askerliği ve Türk Millî şuurunun en yüksek örneklerinden birisi olmakla beraber; “Malazgirt zaferi Anadolu’yu bize tamamiyle açtı ve Anadolu’da yeni bir Türk devleti başladı” şeklinde aydınlarımız ve tarihçilerimiz arasındaki görüşlerin doğru olmadığını söyler.
    “Malazgirt savaşı Türkler tarafından kaybedilseydi bundan da aleyhimize kesin bir sonuç doğmazdı. Malazgirt’i kaybetmekle Anadolu’yu fethetmek emelinden asla vazgeçmez, Türkler büyük ülkülerinden asla caymazlardı. Anadolu Selçuk devletinin ancak 1157 de büyük devlet dağıldıktan sonra müstakil olduğunu” söyler. “Malazgirt savaşı, iddia olunduğu gibi siyasi bakımdan da kesin sonuçlu bir savaş olsaydı Bizans 1072’de Kayseri, 1073’te Paflagonya, 1074’de Antakya meydan savaşlarını veremez, 1161’de Kılıçarslan’dan toprak alamaz, 1176’da Türklüğü silip süpürmek üzere, Miryokefalon’da boş çıkan büyük askeri hamleyi yapamazdı. İmparator Manuel Komnenos 1176’da da Selçuklu devletini tamamen ortadan kaldırmak amacı ile meşhur Miryokefalon savaşını vermiştir. Yardımcı Macar, Sırp ve İngiliz askerlerinin de katıldığı Miryokefalon savaşı, Bizans’ın, artık Anadolu’yu Türklerden geri alması için bütün ümitlerini kıran son teşebbüs olmuş, tabir caizse Bizans bu savaşla manen de yenilmiştir. 1071 Malazgirt savaşıyla 1176 Miryokefalon savaşı arasında 105 yıl vardır ve ancak bu savaştan sonradır ki, batısı müstesna olarak kesin surette Türklerin olmuştur” der.
    Yılmaz Öztuna da, “Miryokefalon Savaşı’nı kaybetmiş olsaydık çok vahim neticeleri olacak, Bizans taht şehrimizi elimizden alacak, bizi sürebildiği kadar doğuya sürecekti” der.
    Atsız ve Öztuna’nın görüşleri doğrultusunda baktığımızda Miryokefalon Savaşı’nın neticeleri itibariyle Türkler için ne kadar da çok mühim bir savaş olduğu anlaşılır.
    Miryokefalon Savaşı’nın diğer savaşlara göre en mühim farkı; otuz bin civarında Türk/ Türkmen’in savaşa iştiraki ve bu savaşta gösterdikleri büyük kahramanlıktır. Süryani Mihael’e göre çekirge sürüsü gibi beş binlik on binlik kümeler halinde düşmana saldırdılarve onları yok ettiler. Savaşta Türkmen kadınlarının dahi savaştıkları rivayet edilmektedir. Türkmenleri bu savaşa teşvik eden en mühim sebep Sultan Mes’ûd’un hastalığını fırsat bilen Manuel’in 21 yıl evvel 1155’de aynı yerlerdeki Türkmen yurtlarına saldırması ve onları katletmiş olmasıdır. Manuel’in yine aynı şekilde hareket edeceğini sanan Türkmenlerin kadını kızı, ihtiyarı genci Dedelik vadisinde yürüyüş kolunda hareket eden Roma ordusuna bütün güçleriyle saldırmışlar ve Roma’yı imha etmişlerdir.
    Yurtları dışına çıkmadıkları için “bütün meraları yakmışlar, kaynak ve kuyuları pislemişlerdi” (Koniates, 1195:123) ile “bütün maktullerin kafa derileri yüzülmüş ve birçoklarının erkeklik uzuvları koparılmıştı” (Koniates, 1195: 131) gibi Koniates’in hayâsız ifadeleri, Türklere atılmış bir iftiradan öteye geçemez. Herkesin can derdine düştüğü, sayısız şehit vermiş olduğu bir ortamda bu hareketlerin olması mümkün değildir ve Türklerin sicillerinde böyle şeyler yoktur. Koniates, gelecekte işleyecek oldukları bu kabil işkence ve zulümlere daha şimdiden zemin hazırlamaktadır.

  6. Ramazan Topraklı yorumladı:

    MİRYOKEFALON SAVAŞI HAKKINDA bugüne kadar kimsenin dikkat etmediği BİRKAÇ HUSUS:
    1- Honaz’dan imparator, Lampis üzerinden Kelainai’ya yürüdü. Marsyas’ın karıştığı Menderesin kaynakları oradadır. Daha sonra imparator, Homa ve Miryokefalona geldi (Koniates, 1995: 123).
    Yürüdü ve geldi arasındaki farka kimse dikkat etmemiştir. Yürüdü ifadesinde eylem devam ettiği halde geldi ifadesinde eylem bitmiştir. Kelainai, imparatorun geleceği son noktadır. Benzer ifade Kserkes’in Kıritella’dan Sardes üzerine yürüdüğü zaman Herodotos tarafından kullanılmıştır. Sanki N. Koniates, Herodotus’tan kopye çekmiştir. Koniates’in, ikisi aynı su olan Suları Coşkun Çay ile Marsyas’ı ayrı ayrı sular gibi vermesinden dolayı savaşta bulunmadığı anlaşılıyor.
    Bugüne kadar Kelainai kenti Dinar’da kabul edilmiştir. Bu kabule göre savaş, Dinar’da veya Dinar’dan daha önce olmuş demektir.
    2- Halbuki Manuel’in mektubuna göre savaş, Türk topraklarında olmuştur.
    3- Türk-Roma sınırı Uluborlu’nun doğusundan geçmektedir. 1146 yılı Manuel-Mes’ûd savaşında sınırlar Roma’nın lehine değişmiştir (Bkz. Osman Turan). Bu değişikliğe göre sınır, İbradı-Beyşehir Gölü batısı Anamas Dağları- Eğirdir Gölü’nün doğu sahilleri-Kemer Boğazı- Bozdurmuş Dağları hatt-ı üstüvası- Çay ve Karahisar-ı Sahip (Çay ve Karahisar Roma’da kalacak şekilde)’ten geçmektedir.
    4- Savaş, Roma yürüyüş kolunda ilerlerken Türklerin saldırısı üzerine başlamıştır. Yani bu savaş kadim bir yol üzerinde vuku bulmuş demektir.
    Maalesef, A. Çay’ın dışındaki bilim adamları bugüne kadar bu konulara kafa yormamışlardır. Sayın Çay, savaşın Türk toprağında olduğunu çok iyi bildiği için Çay kasabasına yaklaşmış bulunan Roma ordusunu Yalvaç civarındaki Türk topraklarına atlatmak mecburiyetinde kalmıştır. Konya hedefine giden Roma ordusunu niçin Yalvaç tarafına atlattığını kendisine sorduğumuzda; Kılıçarlan’ın Yalvaç’ta olduğunu haber aldı şeklinde cevaplamıştır. Bu ifade Manuel’in mektubunda geçen haberimiz olmadan Türkler saldırdılar ifadesiyle çelişmektedir. Karamık beli hakkındaki görüşlerimizi zaten yukarıda ifade ettik.
    5- Kelainai, Apameia, Miryokefalon Müstahkemleri, Menderes ve Marsyas suyu ve yol hakkında YOL ve TARİH adlı kitabımızda teferruatlı malûmat verilmiştir. 15. 08. 2013 Y. Müh. Ramazan Topraklı

  7. turgut yuruk yorumladı:

    Sayin hemserim ramazan toprakli.
    Vermis oldugunuz bilgiden dolayi tesekur ederim.
    Saygilarimla.
    turgut yuruk

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>