IV. Mehmed Olayları

1656-Çanakkale Boğazı’nın Venedik Ablukası Altına Alınması

Venediklilerin, Çanakkale Boğazını abluka altına almaları, halen Girit Seferi’nde olan Osmanlı askerlerine yardım yapılmasını zorlaştırıyordu. 1654’de Kara Murad Paşa Komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, boğaz dışındaki düşman donanmasına taarruz etmiş, Venedikliler 6 gemi ve 3000 maktul vererek çekilmişlerdi. 1651 yılında Girit’e gönderilen 74 gemilik yardım malzemesi taşıyan donanma, Venedik donanmasının baskınına uğramış, mağlup ve perişan olmuştu. Bu nedenden ötürü Girit Seferindekiler çok zor durumda kaldılar.

1656’da Kaptan-ı Derya Sarı Kenan Paşa komutasındaki bir yardım donanması İstanbul’dan ayrıldı. Osmanlı donanması boğazı çıkar çıkmaz, şiddetli bir top ateşi ile karşılaştı. Donanma hiç savaşamadan mahvoldu ve Girit’e de yardım ulaştırılamadı. Bu olay sonrasında cesaretlenen Venedikliler hemen Bozcaada, Semadirek ve Limni’yi işgal ettiler.

1656-Çınar Vakası (Vak’a-i Vakvakiye)

Kara Murad Paşa, Yeniçeriler’in miktarındaki sınırlamayı kaldırınca, Yeniçeri sayısındaki büyük artış hazineye büyük yük getirmişti. Sonunda tarihlere Çınar Vakası diye geçen olay meydana geldi. İsyanın yegane sebebi hazinedeki buhrandır. Askere verilen paralarda gümüşe, yüksek miktarda bakır karıştırılmıştır. Bu paralar ise İstanbul esnafı tarafından kabul görmemekteydi. Bu durum üzerine Sipahiler ve Yeniçeriler bir araya gelerek duruma sebep olan 30 kişinin listesini çıkardılar. Ertesi gün asiler Sultanahmet’te toplandılar ve hazırladıkları listedeki 30 kişinin kellelerini bir de ayak divanı istediler. Padişah ise mecbur kalması neticesinde ayak divanını kabul ederek şikâyetleri dinledi. Genç padişah işin ciddiyetini kavrayıp listedekilerin bir çoğunu öldürttü. Bazıları ise saraydan firar etmişti, fakat sonra her biri yakalanıp Sultanahmet’teki meşhur çınar ağacına asılmışlardır. İdamlar tamamlanıncaya kadar olaylar devam etmiş ve dükkânlar beş gün boyunca kapanmış umumi hayat da böylece durmuştur. Bu isyandaki en önemli kazanç ise saray ağalarının artık ortadan kalkmış olmalarıdır.

1656-Köprülüler Devri’nin Başlaması

Valide Sultan, Mimar Kasım Ağa’nın tavsiyesi üzerine Köprülü’ye sadaret teklifinde bulundu. Köprülü ise dört şart ile sadareti kabul edeceğini bildirdi.

Bunlar;

  • Kendisinin padişaha sunacağı tekliflerin tamamının kabul edilmesi.Memur tayin ve azillerinde ısrarcı olunmaması.
  • Sadaret görevine hiç kimsenin karışmaması.
  • Kendisi ile ilgili şikayetlerde inceleme yapılmadan ceza verme yönüne gidilmemesi.
  • Köprülü Mehmet Paşa’nın öne sürdüğü bu teklifler IV.Mehmet ve Turhan Sultan tarafından kabul edilmiştir.

Köprülü Mehmet Paşa, Venedik ile olan uzun ve yıpratıcı savaşı sona erdirmeye, Çanakkale ablukasını kaldırmaya, Girit’in fethini tamamlamaya karar vererek hazırlıklara girişti ve donanma hazırlattı. Kum Kale metrisinden atılan bir gülle Venedik amiral gemisinin barut mahzenine isabet etti. Bu durum Osmanlı donanmasının galibiyetini sağladı. Bozcaada ve Limni adası geri alınarak boğazın ablukası kaldırıldı (Kasım 1656).

Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu karışıklıktan ve Venedik ile meşgul olunmasından faydalanmak isteyen Erdel Prensi Rakoczy, kendisini Katoliklere karşı Protestanların lideri ilan ederek Macaristan ve Lehistan’ı almaya niyetlendi. Köprülü, Kırım Tatarlarının bölgeye gönderilmesi için hatt-ı hümayun aldı. Erdel itaat altına alındı ancak Rakoczy sultana bağlılığını bildirmedi. Bunun üzerine Köprülü büyük bir ordu ile Haziran’da sefere çıktı ve Eylül 1658’de Erdel’i ele geçirdi.

Köprülü Mehmet Paşa’nın ve ordunun Avrupa’da olmasından yararlanan Abaza Hasan Paşa büyük bir isyan çıkarmış ve İstanbul’a yürümüştür. Hızla İstanbul’a dönen Köprülü isyanın elebaşlarına gizlice adamlar gönderip aralarını açmaya çalıştı. Abaza Hasan Paşa, bu baskıyı hissedince Eskişehir’e çekildi. Sadrazamı öldürmek için de Osmanlı ordusuna adamlar gönderdi. Köprülü; bu adamların hepsini bularak öldürttü ve Abaza Hasan Paşa’nın üzerine doğru harekete geçti. Her geçen gün kuvvet kaybeden Abaza barış istedi. Köprülü bu barış isteğine uymuş gibi gözüktü fakat daha sonra da bir ziyafette Abaza ve diğer isyancıları cezalandırdı (1658).

Köprülü daha sonraları Fransızların Girit’te Venedikliler’e yardım ettiklerini görünce İstanbul’daki Fransız uyrukluları hapsedip Fransa ile münasebeti kesti. Köprülü 1661’de (93 yaşında) vefat etti.

1657-Kâtip Çelebi’nin Ölümü

Kendisine miras yoluyla intikal eden paranın tamamıyla kitap alması, kitaba verdiği önemin bir göstergesidir. Onun asıl kıymeti eserlerinde hakikati arayıp bulmak arzusu ile fikirlerini cesaretle müdafaa edebilmesidir. Kâtip Çelebi 1609’da İstanbul’da doğmuş ve 1657’de ise yine doğduğu yer olan İstanbul’da vefat etmiştir.

1661-Varat Kalesi’nin Alınışı:

Erdel Prensi Rakoczy Avusturyalılarla işbirliği içine girmişti. Budin Beylerbeyi Seydi Ahmet Paşa komutasında bir ordu sevk edilmiştir. Rakoczy ölmüştür. Fakat bu sefer de Avusturyalılar Jitvatorok muahedesini ihlale devam etmişlerdir. Bunun üzerine Köse Ali Paşa Varat üzerine gönderilmiştir. 44gün süren muhasaradan sonra kale teslim olmuştur. Varat bundan sonra eyalet merkezi haline getirilmiştir. Köse Ali Paşa Barcsay Akos’u tahtına oturtmuşsa da halkın isteği üzerine Apafi Mihail krallığa tayin olunmuştur (1661).

1663-Uyvar Kalesi’nin Fethi:

Uyvar Kalesi 38 günde vire ile teslim alındı. Uyvar müdafileri mal ve canlarına en ufak bir zarar gelmeden bando çalarak kaleyi teslim etmişlerdi. Uyvar gibi Orta Avrupa’ya çok yakın bir kalenin Türklerin eline geçmesi üzerine Avrupalılar büyük bir heyecana kapılmışlar ve çeşitli haberler uydurmuşlardır. Uyvar’ın fethi, sadrazamın padişah nazarında itibarının artmasına vesile olmuştur.

1664-St. Gotthard Savaşı ve Vasvar Antlaşması:

Uyvar’ın fethinden sonra peş peşe gelen başarılar, Avrupa’da heyecanın artmasına sebep olmuştur. Zira Avusturya’ya doğru önemli bir engel kalmamıştı. İspanyollar, Saksonya, Brandenburg ve Fransa’dan gelenlerle birleşen Avusturya ordusu, Montecuculi’nin emrine verilmişti.

Türk ordusunun başında ise Fazıl Ahmet Paşa vardı. Ordu Raab nehri kenarına kadar gelmişti. İki ordu, St.Gotthard köyü civarında, aralarında nehir olmak üzere karşılaştılar. Hemen kurulan bir köprüden Bosna Beylerbeyi İsmail Paşa ve Kaplan Mustafa Paşa kuvvetleri karşıya geçtiler. Geçenler takriben 10.000 kişi civarındaydılar. Tam bu sıra başlayan yağmur, nehrin kabarıp köprüyü yıkmasına sebep oldu. Bu nedenle serdar yardım gönderemedi. Asker düşman karşısında fazla tutunamayıp mağlup oldu. Fazıl Ahmet Paşa savaştan sonra St.Gotthard’dan ayrılıp Vasvar mevkiine geldiği zaman Avusturya ile barış imzalandı.

Buna göre;

  • Avusturyalılar Erdel’de işgal ettikleri toprakları terk edecekler.
  • Erdel Prensi Apafi yerinde kalacak ve Prenslik Osmanlı himayesinde bulunacaktır.
  • Uyvar ve Novigrad Kaleleri Osmanlı Devleti’nde kalacaktır.Yıkılan kaleler tekrar yapılmayacak, karşılıklı elçi ve hediyeler teati edilecek.
  • Her iki devlet arasında bundan önce imzalanan muahedeler yürürlükte kalacaktır.

1669-Kandiye’nin Alınışı, Girit’in Tamamıyla Osmanlı Hâkimiyetine Girişi

1645 yılında başlayan Girit Seferi adanın uzak olması ve Çanakkale Boğazı’nda bulunan Venedik donanmasının olumsuz etkileri sebebi gibi sebeplerden ötürü uzamıştı. Daha sonraları ise uzayan Girit Seferi’nin neticeye ulaşması isteğiyle hazırlıklara girişildi. Hazırlıkların tamamlanmasıyla beraber Fazıl Ahmet Paşa komutasındaki ordular ile Kaptan-ı Derya Kaplan Mustafa Paşa’nın emrindeki donanma birleşti ve gemilerle Girit’e dört defa asker ve mühimmat nakliyesi gerçekleştirdi. Asker miktarı 70.000’e ulaşmıştı. Fazıl Ahmet Paşa 25 Mayıs 1667’de Kandiye Muhasarasını başlattı. Muhasara bütün yaz zaman zaman şiddetlenerek devam etti. Yedi aya yakın bir zamanda 8.000 asker şehit düştü. Kışın araya girmesiyle hücumlar sona erdi fakat muhasara devam etmekteydi. Haziran 1668’de tekrar hücumlar başladı. Osmanlı’ya asker ve mühimmat takviyesinin gelmesi Venediklileri zor duruma soktu. Venedikliler yıllık 20.000 altın haraç vermeyi fakat Kandiye’nin kendilerinde kalmasını teklif ettilerse de bu teklif reddedildi. Çatışma esnasında kale cephaneliğinin infilakı düşmanda büyük bir zarara sebep oldu. Fakat düşmanın takviye alabilmesi sebebinden ötürü mücadele bütün yaz boyu devam etti. Artık askerler adaya o denli yerleşmişlerdi ki harp sırasında muhasara topları da dökülmeye başlamıştı.

Ağustos 1669’da Venedikli kale kumandanıyla Fransız kumandanın arasında ikiliğin çıkması ve bu olay sebebiyle Fransızların geri gitmesi Venediklileri güç durumda bıraktı. Nihayetinde kaleyi teslim edeceklerini bildirmek zorunda kaldılar. Altı gün devam eden görüşmelerin neticesinde 18 maddelik barış ve teslim şartları kararlaştırıldı (5 Eylül 1669).

Venedikliler kaleyi üç haftada tahliye edip kalenin 80 anahtarını teslim ettiler. Girit Seferi 24 yıldan fazla ve Kandiye Kuşatması da iki yıl üç ay sürmüştür. Adanın fethinde 30.000 Osmanlı askeri şehit düşmüştür. Kandiye’nin alınmasıyla beraber Su kalesinde ilk ezan okunmuş ve iki tanesi hariç bütün kiliseler camiye çevrilmiştir. Girit’in fethi Doğu Akdeniz, Anadolu Sahilleri ve Adalardaki otoriteyi bir kat daha artırdı.

1672-Lehistan Seferi, Kameniçe’nin Alınışı, Bucaş Antlaşması

Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, hem Macarları Avusturyalılara karşı hem de Ukrayna Kazaklarını Lehistan’a karşı himaye etmek için bu seferi açtı. Sadrazam, Padişahın da katıldığı Kameniçe Seferi’ne çıktı. Türk ordusu Kameniçe’ye yürüdü. Kameniçe Lehistan’ın en müstahkem kalelerinden biri olup çok iyi korunuyordu. 18-19 Ağustos 1672 tarihinde muhasara başladı. Kısa sürede kalenin dış duvarları yok edildi. Sıra iç kaleye gelince de teslim olundu. Muhasara 9 gün sürdü. Bir süre sonra Bucaş Palangası’nın da fethedilmesi üzerine Lehistan hükümeti barış talep etti. Yapılan antlaşma dört maddeden meydana geliyordu.

Bucaş Antlaşması ile;

  • Podolya Osmanlı Devleti’ne bırakılacak.
  • Ukrayna, Osmanlı’ya tabi olan Kazak Hatmanı Droşenko ya teslim edilecek.
  • Lehistan, Droşenko ile iyi münasebetler içerisinde bulunacaktır.
  • Lehistan, yılda 220.000 duka altın haraç ödeyecek.

Antlaşmaya uyulmaması üzerine 1673’te tekrar sefer açıldı. Lehistan ise savaş hazırlıkları yapıyor ve Avrupa’dan yardım alıyordu. Diğer bir taraftan Eflak ve Boğdan Voyvodaları Osmanlı’ya ihanet edip Lehistan tarafına geçtiler.

Türk ordusu, Sarı Hüseyin Paşa komutasına 30.000, Kaplan Mustafa Paşa komutasına da 12.000 kişi olmak üzere bölünmüştü. Hüseyin Paşa ani taarruza uğradı. 80.000 kişilik düşman ordusu karşısında tutunamamıştı. Ve Hüseyin Paşa komutasındaki ordu hezimete uğradı. Bu facia üzerine Hotin Kalesi vire ile teslim olunmuştur (1673).

1678-Çehrin Seferi

Kazak Hatmanı Droşenko’nun Rusların yanına geçmesi ve Ukrayna’nın Rus istilasına uğraması yeni bir sefere sebep oldu. Bu seferin ismi Çehrin Seferi idi. Şeytan İbrahim Paşa üstün Rus kuvvetlerine karşı bir şey yapamamış ve geri çekilmek zorunda kalmıştır. Fakat Rus ordusu, Osmanlı ordusunu takibe başlayınca, Osmanlı ordusu bütün ağırlıklarını bırakarak Bender’e kaçmıştır. Bu olayın üzerine Şeytan İbrahim Paşa görevinden azledilmiştir.

IV.Mehmet’in Tuna Nehri kenarına kadar gelip daha sonra kumandayı Kara Mustafa Paşa’ya devrettiği Çehrin Seferi büyük mücadelelerle geçmiştir. Çehrin Kalesi’nin etrafı bataklık çerisindeydi. Kale yakınlarına kadar gelen Ruslara karşı sadrazam, Kırım Han’ı Murad Giray ile beraber bir miktar Osmanlı kuvveti sevk etmiş ve böylece Rusları meşgul etmiştir. Kaleye karşı yapılan hücumlar başarılı olmuş ve Ağustos 1678’de kaleye girilmiştir. Rus ordusu ise dokuz gün süren taarruzlarla iyice yıpratılmıştır. Fakat Rus ordusu ile bir meydan savaşı yapılmamıştır.

1682-Osmanlı-Rus Barışı

Çehrin Seferi’nden bir süre sonra Rusların savaş arzularının devam ettiği anlaşıldı. 1680 yılının ilkbaharında IV.Mehmet sefer kararı aldı. Rus Çar’ı Osmanlı Devleti’nin sefer hazırlığında olduğu haberini alır almaz Kırım Han’ı Murad Giray’ elçiler göndererek barış talep etti. Kırım Han’ının durumu bildirmesi üzerine Şubat 1681’de 20 yıl sürecek olan 12 madde üzerinde bir antlaşma gerçekleşti.

Yapılan antlaşmaya göre;

  • Özi Suyu Osmanlı ile Rusya arasında sınır kabul edilmiştir.
  • İki taraf da sınır boylarına tahkimat yapmayacaktır.
  • Kırım kuvvetlerinin Rus topraklarına akını önlenecektir.

Her ne kadar Osmanlı ordularının yıllarca süren seferleri bu barışla boşa gitmiş olsa da şartlar ve dönemin koşulları öyle gerektiriyordu.

1683-İkinci Viyana Muhasarası

Avusturya’nın tecavüzkâr hareketlerinden dolayı bir seferin eşiğine gelindi. Sefer hazırlıkları başlayınca Avusturya barış talebinde bulundu fakat bu istek kabul edilmedi. Osmanlı yapılan hazırlıklardan ötürü tazminat, mezhep hürriyeti ve Yanıkkale’nin iadesini istiyordu. Avusturya elçisinin “kale kılıçla alınır, söz ile değil” gibi sözleri üzerine sefer kararı alındı.

Bu sefer için hazırlanan ordu şimdiye kadarki sefer ordularının en kalabalık olanı idi. Ordunun 350.000 kişilik asıl muharip kısmı ve 50.000 kişilik geri hizmet görevlileri ile beraber mevcut oldukça üst rakamlara ulaşıyordu.

Ordu 3 Mayıs 1683’de Edirne’den hareket etmiş, çeşitli yerlere uğramış, serdarın direk Viyana’ya akın yapılması teklifi kabul edilerek yola çıkılmıştır. Bu sırada papalık makamı boş durmamış, Avusturya’ya yardım için bir Hristiyanlık ittifakı hazırlıklarına girişmişti. Serdar Kara Mustafa Paşa bu durumdan haberdar idi. Bu sebepten ötürü Avrupa’nın toparlanmasına fırsat vermek istemiyordu. Türk ordusunun öncüleri 16 Temmuz 1683’te Viyana önlerine ulaştı. Derhal muhasara hazırlıkları başladı fakat karşı taraf da çok şiddetli bir müdafaa ile cevap verdi. Hristiyan alemi Avusturya’ya yardım için hazırlıklara girişti. Serdar Kara Mustafa Paşa’da hemen tedbirlerini aldı.

Bunlar;

  • Kırım Han’ı Murad Giray geride kalarak gelen yardımları engelleyecek.Muhasara bütün şiddetiyle devam edecek.
  • Gelen yardımlar Murad Giray’ı geçtiği takdirde başka bir ordu onları tekrar karşılayacak.
  • Tatar kuvvetleri gerekirse düşmanı arkadan kuşatacak.

Murad Giray’ın ihmali üzerine yardım kuvvetleri kolayca Viyana’ya doğru yol almışlardı. Bu olaydan bir gün sonra gelen yardım ordusu, Osmanlı ordusunun sağ cenahına vurmuştur. Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa bu olay üzerine çekilmeyi uygun görmüştür. Bu olaydan sonra düşman ordusu, Osmanlı ordusunun merkezine doğru yol aldı. İkinci Viyana Muhasarası’nın başarısız olmasındaki en büyük iki neden bunlardır.

Ordu geriye çekilmek zorunda kalmıştır. Saray Ağalarının kışkırtması üzerine Kara Mustafa Paşa Belgrat’ta idam edilmiştir. Bu hezimet bundan sonra Osmanlı Devleti için peş peşe gelen mağlubiyetlerin de başlangıcı olmuştur.

1685-Saraydaki Altın ve Gümüşten Sikke Basımı

Viyana Seferi büyük masraflara sebep olmuş, hazineyi tüketmiştir. Bundan dolayı Kapıkulu Ocaklarının Maaşları verilmediğinden bir yıllık ulufeler birikmişti. 1687’de “imdad-ı seferiye” adıyla, şehir ve kasabalardaki zengin ve tüccarlardan yardım toplandı. Ayrıca padişah bir hatt-ı hümayun yayınlayarak şeyhülislamdan müderrislere kadar ulema sınıfından imdadiyye adıyla yardım talep etmiştir. Toplanan bu yardımlarla para bastırılmıştır. İmdadiyye öncesinde, iç hazine ve kilerde ne kadar altın-gümüş, kap-kacak, kılıç, v.s. varsa para bastırılmak üzere darphaneye gönderildi. Bunlar yeterli olmayınca imdadiyyeye başvurulmuştur.

Bu gönderi Tarih kategorisinde , olarak etiketlendi. Gönderi için kalıcı bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>