Üretim çok değerlidir.

Kanıksanmış ve duyarsızlaşılmış bir ifade olsa bile; Üretimin değerli olduğu değişmez.

Kazanç az da olsa yeterli de olsa, üretilmediği gün, herşey çöker.

Üretim değerlidir; bu sebeple, üreten kesim de DEĞERLİDİR!

Her ne kadar, devir onların devri olsa da; boşverin siz RANTabıl sektör zihniyetini!


Türkiye, elbet bir gün Başkanlık Sistemi’ne geçecek!

Başkanlık Sistemi üzerinden gerçekleşen gündeme takılmadan, bir konuya net olarak tespitimizi koyalım: ‘Başkanlık sistemi, öyle ya da böyle Türkiye’ye gelecek!’

Bunun partilerle, stk’larla falan alakası yok, bu tarihin akışı…

Buna karşı direnmenin hiç bir anlamı yok. Çünkü gerçekler karşısında ihtiras-bağnazlık ve yanlışların bir şansı yok.

İnanıp inanmamak insanların kendi cehaletlerine kalmış. Bu Başkanlık Sistemi ge-le-cek!

Absürd olan bütün yasaklar ve sistem unsurları gibi, Cumhurbaskanlığı sistemi de kalkacak. Değişimin karşısında direnmek, ancak ve ancak bu ülkenin enerjisinin boşa harcanmasına yol açar. Yumuşak bir geçiş yerine birbirimizi kırıp dökerek geçişe sebebiyet verir. Başka hiç bir işe yaramaz.

Bu yıl olmazsa gelecek yıl, bu hükümet yapmazsa bir sonraki hükümet, on yıl sonra olmazsa yirmi yıl sonra olacak, ama ille de olacak. Çünkü başka bir varış noktası yok. Parlamenter Sistem çökmüş bir sistemdir, kabul edin ya da etmeyin, bu böyledir. Parlamenter Sistem, Yahudi Soykırımının, Almanya’ya külfetinden başka birşey değildir. İngiltere içinse, zaten Krallıktan söz ediyoruz, işler ters gitsinde görün neler oluyor.

Bu coğrafyaya uygun olan ve cihanşümul bir millet için, tarihin rotası belli. Türk tarihi açısından parlamenter sistem, 90 yıllığına verilmiş bir reklam arasından başka birşey değil.

Şark Meselesi’nin 200. Yıl Dönümü

Bugün, akşam saatlerinde Avrupa Parlamentosu, ‘soykırım yalanı’ tasarısını kabul etti.

Çünkü bu yıl, yani 2015, Ermeni Meselesi’nin 100. yılıdır. Büyük politikanın simge safhasıdır.

Bu yaşananların öncü kavramları, Roma İmparatorluğu-Haçlı Seferleri-Şark Meselesidir.

Şark Meselesi; Müslüman Türkler’i, Anadolu’ya sokmamak, Anadolu’da durdurmak, Balkanlardan ve Anadoludan atmak üzerine kuruludur.

Bundan 100 yıl önce, Türkler neredeyse buralardan atılıyordu ki, BECEREMEDİLER.

Nasıl bir cilvedir ki, bu milletin hafızasına kaydolmuş ‘millet-i sadıka’ mertebesindeki Ermeniler, Şark Meselesi’nin en büyük kozu oldular.

Bugün, Avrupa Parlamentosu’nun aldığı ve alacağı kararın ilk imzası, 1815 Viyana Kongresinde atıldı.

Bu yıl, sadece Ermeni Meselesi’nin değil, daha da ilerisinde, Şark Meselesi’nin yıldönümünü yaşıyoruz.

Pkk zulmü, Asala Terörü, Ermeni Meselesi… Hepsi de, 1815 Viyana Kongresinde açılan Şark Meselesi Dosyasına konulan evraklardır.

Yüzer yıllık atlama ile, 2015 yılı, Türkiye’nin başına örülecek çorapların yeni yüzyılına denk geliyor. 1071’in 1000. yılı 2071’e dair planların köşetaşlarını yaşıyoruz. Herşey ortada…

Paskalya, Papa ve Ermeni Sorunu

Hristiyan dünyası, paskalya bayramı kutlamasında. Papa, 1915 Olayları’na binaen yaptığı ayinde, ‘soykırım’ ifadesini kullandı.

Daha geçen hafta, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Vatikan’ın ‘1915 Olayları’na ilişkin duruşu üzerine bir açıklama yapmıştı. Vatikan’ın bunu ‘soykırım olarak nitelemediğine değinmişti.

Bugüne geldiğimizde artık Papa, ‘soykırım’ ifadesini etmiş bulunuyor. Bu açıklamayı örtüştürürsek;

1- Papalık, bir süredir, dünya Hristiyanlarına dair ‘birleştirici’ rol üstleniyor. Özellikle şuanki Papa, Ortodokslar’a yönelik açılımlarından sonra, Küba’ya yaptığı ziyaretle Latinler’i de kapsama alanına aldı ve şimdi de Ermeniler için büyük bir jest yapmış oldu.

2- Burada en önemli nokta, Türk Dışişleri Bakanı’nın, yakın zamanda yaptığı ‘açıklama’. Mevlüt Çavuşoğlu’nun, ‘Vatikan’ın, 1915 Olayları’nı soykırım olarak nitelemediğine’ ilişkin açıklamalarını, niçin dillendirme gereği duyduğunu iyi analiz edebilmek gerekiyor.

Sn. Çavuşoğlu; Papa’nın böyle bir açıklama yapacağını biliyordu ve bir ön almak mı istedi yoksa Papa’nın Hristiyan dünyasıyla ilgili politikasını kullanarak Papa’yı buna mecbur mu bırakmak istedi? İlk ihtimal daha yüksek görünse de, bu ikisinin dışında da sebepler mi var?

1915 Olayları, evriliyor ve hiçbir uluslararası aktör, asla meselenin gerçeğine sadık kalmak niyetinde değil.

İran-ABD Nükleer Anlaşmasının geleceği

Her ne kadar masada P5+1 oturmuş olsa da, bu anlaşma Amerika’nın siyasi manevra ve malzemesinin ürünüdür.

Amerika, kocası İsrail’e rağmen ve metresi Arabistan’a rağmen, bu işe girişti. Aslında bu işte samimi olmaması gerekiyor. İran’ın da samimi olmaması gerekiyor. Sonuçta bir zamanlar İran, şer üçgeninden biriydi. Bu anlaşmayı mecbur kılan nedenler var.

1- Amerika, Çin’e güç kaydırmak zorunda kalıyor.

2- İran, ambargonun altında ezilmiş durumda.

3- Türkiye, Çin ile büyük bir askeri işbirliğine giderken, batının elinden kayarken bu boşluğu İran ile yumuşatmalı.Aynı zamanda Suudi-Mısır ortaklığıyla oluşturulan Arap Ordusu ile de Türkiye’nin boşalttığı safı ikame etmeli.

4- Rusya’nın gücünde yaşanan kesinti, İran’ı zorluyor, Rusya Türkiye ile enerji anlaşmaları yapıyor. Rusya, Türkiye’yi kazanırken Amerika da İran’a el koyuyor.

Amerika, İran’ın vazgeçmeyeceğini biliyor. zaten anlaşma 10 yıllık. yani olayın ne kadar sığ olduğunu buradan görebiliriz. Her iki devletin kamuoyuna anlatacağı bir başarı hikayesinden başka birşey değil. bir de diğer aktörlere karşı ‘koz’ kazanma. Pek başarılı olmamakla birlikte, bir başlangıçtır, orası da gerçek.

Tüm bunlara rağmen, bu zoraki anlaşmanın yaşama şansı pek yok. Türkiye ne kadar gerçek-somut verilere dayanıyorsa, İran’ın verileri o kadar soyut. bu anlaşma, Rusya’daki ekonomik sarsıntılar sona erinceye, Amerika’da demokratlar yenilinceye kadardır.

Amerika’ya bir başarı hikayesi, İran’a dünyaya açılma şansı, Rusya’ya süre lazım. Hepsi bundan ibaret. bir süre sonra kartlar yeniden karılır, bu el de sona erer. Önemli olan kimin bakiyesi artıyla kapanacak.