Atambayev’i yadırgamamak gerek

Atambayev, kısaca ‘Türkiye, Rusya’dan özür dilemeli’ demiş. (1)

Bu durumu yadırmamak gerek. Çünkü bazı çok ciddi gerekçeler var.

Türkiye, öyle ya da böyle, Türkistan ülkeleriyle ilişkilerini geliştiremedi. Yardımları sınırlı kaldı. Teknolojik ve kültürel alanlarda Rusya ile ölçüşemeyecek kadar gerilerde kaldı. Adeta, asırlarca bu ülkeleri-toprakları, Rusya’nın eline terketti. Son 150 yıldır, Rusya tam hakim durumda.

Batı dünyasınında pek yakın ilişki kurduğu ülkeler değiller. Bu ülkeler Rusya’ya mahkum. Kimse ellerinden çekip kurtarabilecek imkanı vermiyor.

Türkiye’nin siyasi yapısı da hiçbir zaman bu ülkelerle yakınlık kurmaya yeterli olmadı. Geçen 25 yıla bakıldığında, Sol siyasetimiz tamamen kör davrandı. Yakınlık kurma gereğini gören sağ siyaset ise, sürekli meşgul edildi hatta ağır bedeller ödedi. Örneğin, Merhum Özal’ın hayatını kaybetmesinin sebeplerinden biri de Türkistan’a yakınlaşmak istemesidir.

Bunlar böyleyken, Kırgız lider Türkiye gibi bir ağabeyine güvenemez. Tüm dünyanın saldırısı altındaki Akparti hükümeti’ne mi, hiç bir zaman ilgi göstermeyen Chp’ye mi, daha dün Lavrov’a biat etmiş olan hdp’ye mi, hala ‘başkanlık sistemi gerekliliğini’ kavrayamamış Mhp’ye mi güvenerek, Rusya’ya kafa tutsun.

Pkk-suriye-rusya-anayasa konularında, şuurunu yitirmiş bir meclisimiz varken, Atambayev’i yadırgamamak lazım.

Kaynakça

1) http://www.internethaber.com/atamabayev-sasirtti-turkiye-rusyadan-ozur-dilesin-1497358h.htm

Pardus’un Geleceği ‘bitti’

Pardus ilk geliştirilmeye başlandığında, bir heyecan bir heyecan ki…

Sonra gün geldi; durdu, başladı, durdu, başladı…

Sonra pardus 2013 çıktı. hemen yanında topluluk sürümü 1-2 ve küsurlar…

Bugün Pardus Kurumsal 5 ve Pardus Topluluk 3.0 var.

Bir umut hala devam ediyor gibi. Gibi-y-di!

Taa ki, Linux’a gönül verenlerin Türkiye adına olan kişilerden bazılarının şuradaki tartışmalarını görene kadar.

Elbette üç-beş kişinin ahvali herhangi bir projeyi bağlamaz. Ancak bir noktaya dikkat etmek gerekir, birşeyleri görmek açısından. Örnekler, genelin temsili olduklarından; temsil edilen zihniyete örnek olarak kabul edersek, biz bu işletim sistemi işini beceremedik.

Sonuç olarak, Pardus’la ilgili umut kalmamıştır.

Biz yine yabancıların emeklerine teşekkürlerimizi artırarak devam ettirelim. Eğer iş bize kalırsa, dünyayı taş devrine çeviriveririz.

Suriye’nin anlattıkları

Suriye İç Savaşı’nın çetin günlerindeyiz. Şu an oldukça büyük bir değişim yaşanıyor. Tarih kitaplarında, 10-15 yıllık bir süreç, bir iki paragrafla anlatıldığında olayın nasıl da büyük olduğu kavranıyorsa da, bizzat sürecin çağdaşı olduğumuzda, acı-gözyaşı ve sıkıntılarla uğraşmaktan, daha büyük fotoğraf karesine bakmak mümkün olmadığından, olayın tarihi atlayışını tam anlamıyla algılayamıyoruz. Bunu ancak, tarihi benzer olayların, bugün tarih kitaplarında nasıl yer aldığını bizzat inceleyerek kavrayabiliriz.

Yüzyıl önce, tarihin iki büyük imparatorluğundan biri olan Osmanlı parçalandı. Her imparatorluk parçalandığında arkasında büyük bir enkaz bırakır ve bu enkaz çok büyük zenginlikler barındırır. Bir arada yaşamış binlerce farklı etnik-görüş-inançtan oluşan grupların, bu İmparatorluğun en büyük hazinesi olduğu, bu parçalanmalarda daha da görünür hale gelir.

Anadolu, buna benzer olayları defalarca yaşadı. Büyük Selçuklunun parçalanmasıyla yaşanan devletçikler bunlardan biridir. Daha sonra Anadolu Selçuklularının dağılmasıyla yaşanan beylikler dönemi de bunlardandır. Bugün Osmanlının dağılmasıyla yaşanan bu dağılmışlık ve başsızlık da bunlardandır.

Beylikler Dönemindeki Moğol zulmü ne ise, bugün de Amerikan zulmü bu topraklar için dışarıdan gelen öyle bir zulümdür. Geçmişte kimler bu coğrafyayı birbirine düşürdüyse, aynı süreçler yine yaşanacaktır.

Tarih kitaplarında 3 sayfada geçip giden iki asırlık çalkantılar dönemlerini, çok mu basit gördünüz? Anadoluda yaşanan beylikler dönemi içerisinde, onlarca Suriye Krizi olmuştur, katliamlar, gözyaşları… Bir de Zaferler…

Bu tarihi süreçler yaşanacak, kaçış yok. Tek yapabileceğimiz, uygun yerde uygun siyasi pozisyonlar almak. Sokaklarda siyaset yapmanın, hiç bir getirisi olmadığını iyice anlamak. Mısır ve Suriye, ibrettir.

Bilmedikleri konuları, kaldırım taşlarıyla ifadeye çalışan çapulcular yerine; bildikleri konuları, kalemleriyle icraa eden alimler ortaya çıktığında, bu işler çözülür.

Türkiye’nin 4.5G ve 5G süreci

Türkiye, Mayıs ayı içinde bir 4g ihalesine çıkacaktı. Bugün bu sürecin 3 aylığına uzatıldığı duyuruldu.

Cumhurbaşkanımızın, geçen günlerde, ‘2 yıl daha bekleyip 5g’ye geçelim’ ifadesi olmuştu. Türkiye, bir süreden beridir, 5g teknolojisi üzerine araştırma-geliştirme yapıyordu. Bir noktada, Japonya’nın kendine özgü kurduğu mobil teknolojinin benzerini, Türkiye de istiyor olabilir.

Bu süreç, en az yatırımla, 50 milyar dolarlık bir pazar olduğu ifade edildiği için, bu büyük meblağın, elbette yerel teknolojiyle başarılması halinde ne kadar ekonomik bir değer oluşturacağı ortada.

Dünya ülkeleri, 5g için 2020 yıllarını efektif görüyorlar. 5g teknolojileriyle ilgili standartlar oluşturulmaya çalışılıyor. Yani önümüzde bir 5 yıllık 4g süresi görünüyor.

Türkiye, ihale süresini uzatarak, 4g değil de, 4.5 G ve 5G teknolojileri için kapsamlı bir ihale yürütmeyi planlamış görünüyor. Bunun böyle yapılmasında, yumuşak bir geçişle aslında kendi 5G teknolojilerimizi de pazara sunmanın altyapısı oluşturuluyor olabilir.

Sürekli yeni yatırımlar ve çöpe giden paralar yerine, kademeli ve gelişen yatırımlarla daha az israf ve yerli teknoloji teşviki…

Türkiye, bir pay kapmak istiyorsa, eşyaların iletişimini sağlayacağı öngörülen 5g’nin, bu taraflarında da patent sahibi olmak zorunda.

Türkiye, elbet bir gün Başkanlık Sistemi’ne geçecek!

Başkanlık Sistemi üzerinden gerçekleşen gündeme takılmadan, bir konuya net olarak tespitimizi koyalım: ‘Başkanlık sistemi, öyle ya da böyle Türkiye’ye gelecek!’

Bunun partilerle, stk’larla falan alakası yok, bu tarihin akışı…

Buna karşı direnmenin hiç bir anlamı yok. Çünkü gerçekler karşısında ihtiras-bağnazlık ve yanlışların bir şansı yok.

İnanıp inanmamak insanların kendi cehaletlerine kalmış. Bu Başkanlık Sistemi ge-le-cek!

Absürd olan bütün yasaklar ve sistem unsurları gibi, Cumhurbaskanlığı sistemi de kalkacak. Değişimin karşısında direnmek, ancak ve ancak bu ülkenin enerjisinin boşa harcanmasına yol açar. Yumuşak bir geçiş yerine birbirimizi kırıp dökerek geçişe sebebiyet verir. Başka hiç bir işe yaramaz.

Bu yıl olmazsa gelecek yıl, bu hükümet yapmazsa bir sonraki hükümet, on yıl sonra olmazsa yirmi yıl sonra olacak, ama ille de olacak. Çünkü başka bir varış noktası yok. Parlamenter Sistem çökmüş bir sistemdir, kabul edin ya da etmeyin, bu böyledir. Parlamenter Sistem, Yahudi Soykırımının, Almanya’ya külfetinden başka birşey değildir. İngiltere içinse, zaten Krallıktan söz ediyoruz, işler ters gitsinde görün neler oluyor.

Bu coğrafyaya uygun olan ve cihanşümul bir millet için, tarihin rotası belli. Türk tarihi açısından parlamenter sistem, 90 yıllığına verilmiş bir reklam arasından başka birşey değil.